Anasayfa Arşivler 2020 Eylül

Aylık ArşivEylül 2020

1 2.350 görüntüleme

Tip-1 Diyabetin Tedavisi İçin Yeni Bir Gelişme: 3D Biyo-Baskı Yöntemi

Dün İnsülin Üreten Organoidler Tip-1 Diyabeti Sonlandırmak İçin Umut Oluyor başlıklı haberimizde de aslında vurgulamıştım. İnsülin üreten pankreas hücrelerini nakil ederek veya laboratuvar ortamında türetip insan vücuduna implant etmek ve bu hücreleri de bağışıklık sistemi saldırısından korumak için birçok bilim insanı ve ekip farklı yöntemler deniyor.

Bu konuya bu sefer farklı bir yaklaşım getiren bir ekip daha var. 

British Columbia Üniversitesi’nden Dr Timothy Kieffer, Genom British Columbia ve Aspect Biyosistem/Vancouver şirketlerinin ortak bir çalışması bulunuyor.

Tip-1 diyabetlilere, biyo-baskı yöntemi ile basılan/oluşturulan, koruyucu bir tabaka ile çevrili pankreas hücreleri implante ediliyor.

Biyolojik ve 3D olarak basılmış/oluşturulmuş, kök hücrelerden türetilmiş ve genetik olarak değiştirilmiş pankreas hücrelerinden oluşan bu yapı, tip-1 diyabetli bireye implante edildikten sonra insülin üretimini/salınımını doğal olarak devralacak kan şekeri seviyelerini düzenleyecek.

Bu koruyucu tabaka özellikle bağışıklık sistemi saldırısını engellerken aynı zamanda bağışıklık sistemini baskılamak için kullanılması gereken ilaçları da devreden çıkarıyor.

Genom British Columbia (Genome BC)

Genome BC; birinci sınıf genomik araştırmaları ve inovasyonu destekleyen, kar amacı gütmeyen bir kuruluştur .

Aspect Biosystems

Aspect Biosystems, özellikle tıbbi araştırmaları ve biyo-baskılı tedavilerin gerçekleşmesini desteklemek için mikro-akışkanların ve 3D biyo-baskının gücünü birleştiren, bu konuda özel bir uzmanlığı olan bir biyoteknoloji şirketidir.

Bu iki firmayı ve bu çalışmayı da yakından takip etmek lazım.

Kaynak: https://www.newswire.ca/news-releases/bioprinted-therapeutic-offers-novel-solution-for-treating-type-1-diabetes-859414918.html

1 1.489 görüntüleme

Abbott’un FreeStyle® Libre 3 Sensörü Yeni Özellikleriyle CE Onayı Aldı

Her ne kadar Abbott’un Free Style Libre  ile ilgili “parmak delmeye son” ve “sürekli glikoz ölçüm sistemi” gibi pazarlama stratejisini beğenmesem de bu sefer yeni özellik ve görünümle sundukları sensörü alkışlıyorum.

Hatta bazı diğer firmalar gibi hantal davranmayıp inovasyondan vazgeçmemeleri de takdirlik.

Evet, Abbott’un Free Style Libre 3 sensörü artık CE onayı alarak bazı ülkelerde piyasaya sunuldu.

Mevcutta olmayan özellikler de bu versiyonlar gelmiş oldu.

  • Daha iyi kullanıcı deneyimi için daha küçük daha ince bir sensör.
  • Her dakika cilt altı sıvısının şekerini ölçerek mobil uygulamaya dakikalık veri gönderiyor. Dolayısıyla okutucu veya telefonla okutmak artık gerekmiyor. Bu bence iyi bir gelişme.
  • Yine her bir sensör 14 günlük.
  • Sensör glikoz değeriyle parmaktan şeker ölçümü sonuçlarının yakın olduğunu çıkaran MARD değeri yetişkinler için %9,2. Bu oran gayet iyi bir oran 🙂
  • Yine diğer modellerde olduğu gibi sensör takıldıktan 60 dakika sonra çalışmaya başlıyor.
  • Diğer Libre modelleriyle de aynı fiyata sunulacağı belirtilmiş.

Yıllar önce, Amsterdam’da gittiğim Abbott Blogger etkinliğinde Abbott çalışanları, Libre için böyle bir vizyon çizmediklerini söylemişlerdi. Ancak bu vizyonun değişerek ürüne olumlu yönde yansıması mutluluk verici.

Şimdi sıra Abbott Türkiye vesilesiyle Free Style Libre 3’ün Türkiye’ye gelmesi 🙂

Kaynak: https://www.prnewswire.com/news-releases/abbotts-freestyle-libre-3-system-receives-ce-mark–features-worlds-smallest-thinnest-sensor-with-best-in-class-performance-at-the-same-low-cost-for-people-with-diabetes-301138719.html

1 3.027 görüntüleme

İnsülin Üreten Organoidler Tip-1 Diyabeti Sonlandırmak İçin Umut Oluyor

Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından finanse edilen, Kaliforniya/La Jolla’daki Salk Enstitüsü Ronald Evans liderliğindeki bilim insanları insan beta hücrelerine (pankreasın insülin üreten hücreleri) benzer organoidlerle (Bunlara HILO diyorlar.) tip-1 diyabete çözüm bulmaya çalışıyorlar.

Normal şartlarda bir organ donöründen pankreas adacık hücre nakliyle tip-1 diyabet bir süreliğine tedavi edilebilir veya iyileştirilebilir. Ancak nakil için yeteri kadar adacık hücresi olmaması ve nakil yapılan kişilerin bağışıklık sistem saldırısını önlemek ve organ reddini engellemek için kullanılan ilaçlar bu yöntemi pek uygulayabilir göstermiyor. Bu iki temel sıkıntıyı aklınızda tutun. Bilim insanları bu çalışmada, bu sorunlara nasıl çözüm üretmeye çalışıyor göreceğiz 🙂

Hal böyle olunca da bilim insanları temeli aynı fakat olası sorunlarla baş edebilecek çözümler de üretmeye çalışıyorlar.

Birinci temel sorun adacık hücrelerinin azlığıydı. Bu adacık hücrelerinin benzeri organoidleri laboratuar ortamında çoğaltıyorlar. Yani adacık hücrelerini donörden elde etme sıkıntısı ortadan kalkmış oluyor. Ancak laboratuar ortamındaki bu çoğaltma işlemi oldukça maliyetli.

İkinci temel sorun bağışıklık sisteminin saldırısı. Farelere nakil edilen organoidler yani HILO’lar Harry Potter benzeri bir görünmezlik pelerini ile donatılmışlar. Böylece bağışıklık sistemi saldırısının da önüne geçiyorlar.

Birkaç yıldan fazladır, Doug Melton’ın Harvard Üniversitesi Cambridge/MA’deki laboratuvarında da benzer bir çalışma istikrarlı bir şekilde çalıştı ve ilerleme de gösteriyor.

Birkaç yıl önce araştırmacılar, insülin üretimini sağlamak için beta hücrelerini donörlerden alabilseler dahi canlı bir fareye beta hücrelerini nakil ettikten sonra hücreler hormonu verimli bir şekilde salgılayamıyordu. 4 yıl önce Evans Laboratuarı, sürekli olarak glikoza yanıt vermek ve insülini serbest/doğal akışıyla salgılamak için beta hücrelerini güçlendiren ERR-gama adlı bir genetik anahtarı ortaya çıkararak bu soruna çözüm buldu.

Bu en son yapılan çalışmada da Evans ve ekibi, HILO’ları, laboratuarda gerçek adacık hücrelerine benzemelerini sağlamak adına bir yöntem geliştirmiş oldular. Ve canlı bir fareye nakil edildiğinde, tıpkı insan beta hücreleri gibi çalıştırdılar.

Bu çalışmanın diğer önemli noktası görünmezlik peleriniydi. Ekip bu fikrin oluşmasında kanser immünoterapisinden ve kontrol noktası inhibütörü adı verilen bir ilaç türünden yararlanmışlar. Yani bağışıklık sisteminin saldırı yapmamasını bu ilaçların çalışma prensibiyle bulmuşlar. Bu da ilginç bir durum. Anlaşıldığı üzere bilim dünyasında kullanılan farklı bir çözüm aynı sorunla uğraşılan başka bir hastalığa çözüm olabiliyor.

Diyabetik farelere nakil edilen HILO’lar glikoz gidişatını regüle ederken, bağışıklık sisteminin de herhangi bir saldırıya geçmemesini de sağladı.

Bu yöntem,diyabetik farelerde 50 günden daha uzun süre diyabet, tedavi etmek için kullanılmış. Organoidlerin daha da uzun süre çalışıp çalışmadığını görmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç da duyuluyor.

Esra’nın notu: Bu çalışmada olduğu gibi çözümler birçok bilim insanı ve ekipleri tarafından, farklı yöntemlerle, devam ediyor. Bu tarz çalışmalardan bir şeyler çıkacağı çok aşikar. Bakalım hangisi bizler için çözüm üretecek.

Kaynak: https://directorsblog.nih.gov/2020/09/24/insulin-producing-organoids-hope-for-treating-type-1-diabetes/

3 905 görüntüleme

Libre Sense: Sporcular İçin Şeker Ölçüm Sensörü

Yıllar önce, ki galiba 2013 yılıydı, Dr Eda Cengiz yapay pankreas ve ileri diyabet teknolojilerini anlatırken; “Giyilebilir diyabet teknolojileri bazı konulara odaklanacak. Örneğin; kadınların regli dönemlerindeki şeker dalgalanmalarını önlemek, sporcuların daha iyi performans göstermelerini sağlamak veya grip gibi enfeksiyonel hastalıklarda şekeri daha iyi hedef aralıkta tutmak adına daha çözüm odaklı şeker ölçüm sensörleri, mobil uygulamalar ve insülin pompa algoritmaları yapılacak.” demişti.

Abbott’un sporcular için piyasaya sunduğu LibreSense’i okuduğumda Eda Hanım’ın 7 yıl önce söylediği bu cümleler geldi aklımda. Ve ben de sizlerle aslında bunun ilk adımı olan Abbott’un Libre Sense sensörünü anlatmak istedim.

Abbott, Atlanta merkezli bir spor teknolojisi şirketi Supersapiens ile ortaklık yaptı. Sporcuların spor aktiviteleri sırasında daha iyi performans sağlamaları ve  beslenmenin atletik performans üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olmak için Libre Sense sensör ve Supersapiens uygulaması entegre olarak çalışmakta.

Abbott’un sporcular için olan Libre Sense Glikoz Biyosensörü, Sporsapiens şirketinin mobil uygulaması ve diğer aksesuarlarıyla uyumlu olacak şekilde tasarlanmıştır.

Libre Sense’den aldığı verilerle çalışan, yorumlama yapan, önerilerde bulunan ve  beslenmenin atletik performans üzerindeki etkisini anlamaya yardımcı olan Supersapiens uygulaması, kişiselleştirilmiş analizlerle beraber sporcular en yüksek performansı sağlamalarını başaracak.

Gittikçe BlackMirror’da anlatılan bir hayata koşuyoruz. Vücudumuzdaki bir sensör, verilerimizi alıp bir mobil uygulamayla da entegre çalışarak bize önerilerde bulunacak ve bunu ideale en yakın şekilde yapacak 🙂

Libre Sense önümüzdeki haftalarda doğrudan Supersapiens web sitesi üzerinden satışa sunulacak. Ürünün başlangıçta sekiz Avrupa ülkesinde satışa sunulacağı bildirildi; AvusturyaFransaAlmanyaİrlandaİtalyaLüksemburgİsviçre ve Birleşik Krallık.

Abbott’un ülkemizde de olması sebebiyle bu teknoloji umarım bu 8 ülkeden sonra ülkemizde de olur…

Libre Sense hakkında daha fazla bilgi için: https://www.libresense.abbott/en/home.html

Supersapiens hakkında daha fazla bilgi için: https://www.supersapiens.com/en-GB/

Görsel kaynak: https://www.abbott.com/corpnewsroom/product-and-innovation/libre-sense-correlating-glucose-and-performance.html

 

 

1 1.255 görüntüleme

Yemek İçin Direkt İnsülin Yapmadan Şekeri Nasıl Dengede Tutabiliyorum?

Bugün sabahtan bu yana kan şekerimi direkt yükselten bir besin tüketmedim. Hal böyle olunca da yemek için direkt bolus insülin göndermiyorum.

Sabah

  • Domates
  • Salatalık
  • Peynir
  • Ceviz

Öğlen

  • Salata (Marul+domates+salatalık+nane+zeytinyağı+nar ekşisiyle yaptığım.)
  • 10 dilim kadar kuru et
  • 1 kase yoğurt

Ara ara paylaşıyorum ama bu tarz öğünlerde direkt insülin gönderimi yapmıyorum. Çünkü bu öğünler ekmek, makarna, pilav gibi kan şekerini direkt yükseltmeye başlayacak besinler içermiyor. Hal böyle olunca da bu tarz öğünler için insülin farklı şekilde göndermek gerekiyor.

Peki neden?

Kan şekerimiz ekmek, makarna, pilav, nişasta içeren sebzeler (patates, bezelye gibi) ve şekerli yiyeceklerle yükselir. Nişasta içermeyen sebzeler (Marul, domates, salatalık gibi), lifli besinler ve protein karbonhidratı çok çok az içerdiği gibi kan şekerini de kaplumbağa hızında yükseltir. Evet. Yükseltir. Çünkü bu besin grubunda da dediğim gibi az miktarda karbonhidrat olduğundan şekeri yükseltme etkisi de vardır. Ve şekeri direkt değil saatler sonra yükseltir.

İş bu sebeple karbonhidrat aldığımızda direkt insülin yapmamız gerekirken sebze, lifli besinler ve protein gibi besinleri yediğimizde insülini yayarak yapmalıyız. Ki imkanlar el verdiğince 🙂

İnsülin pompasında;

  • Yayma bolus veya
  • Geçici bazal bu tarz öğünler için kurtarıcı.

Ben genelde yayma bolusu tercih ediyorum. Genelde 2,5 saat boyunca bazal doz ayarımı %200 olarak ayarlıyorum. Bu yöntemle ayarlama yapılan saatler boyunca gitmesi gereken bazal doz iki katı olarak gidiyor ve minik minik gidiyor. İnsülin direkt gitse hızla hipoglisemiye gireriz. Çünkü insülinin etkisi kan şekerinin yükselme hızından daha kısa sürede başlar. Bizim buradaki amacımız insülinin etkisini kan şekerinin yükselme hızına yakınlaştırmak. Bu da ya Yayma bolus ya da geçici bazal ile oluyor.

İnsülin kaleminde;

  • Saat başı insülin yapmak bir yöntem.
  • Süre ve dozu deneme yanılma yoluyla bulmak kaydıyla 🙂
  • Bu tarz bir öğünle birlikte 0,5 ünite yapıp 1. ve 2. saat de 0,5 ünite insülin gönderilebilir.
  • Buçuklu kalem kullanılmıyorsa, bu tarz bir öğünle birlikte 1 ünite yapıp 1. ve 2. saat de 1 ünite insülin gönderilebilir.
  • Tekrar ediyorum bu tarz öğünlerde süre ve dozu deneme yanılmayla belirlemek sizde. Ben sadece örnek yapıyorum.

Ben sabahtan bu yana öğünler için hiç bolus göndermedim. Aşağıdaki Dexcom G6 uygulama ekranında da görebileceğiniz gibi kan şekeri gidişatı dalgasız ve ne çok düşük ne de çok yüksek 🙂

Tip-1 diyabet yönetiminde her teknolojiye ya da araca sahip olmasak dahi hem bilgi hem de elimizdeki araç ve teknolojilerle de hedef aralıkta bir diyabet yönetimi mümkün 🙂 Bunu unutmayalım…