Anasayfa Arşivler 2018 Mayıs

Aylık ArşivMayıs 2018

4 25.071 görüntüleme

Diyabetimben.com‘u 2012 yılı Şubat ayında kurmuştuk. Ve benimle birlikte çoğu insülin pompası kullanıcısı insülin pompası hakkında tüm tecrübelerini paylaşırken, maliyeti, rapor alınma süreci gibi çoğu detayı da yazdı. İnsülin pompası hakkında da hiçbir bilgisi olmayan çoğu akranımız insülin pompası ile ilgili bilgi sahibi olmaya başlamıştı.

Bu yazı geçmişten günümüze değişen süreçleri de kapsayacak güncel bir yazı dizisi olsun.

Buyrun insülin pompası hakkında çok sorulan sorulara ve insülin pompası hakkında merak edilenleri bölüm-1 yazısında okumaya 🙂

İnsülin Pompası Nedir? Ne Değildir?

  • İnsülin pompası insülin kalemi ya da insülin enjektörü yerine kullanılan,
  • 3 günde bir kez set değişimi yaparak sürekli insülin kalem iğnesinden bizi kurtaran,
  • Kan şekeri dengesizliğimizi daha dengeli hale getirmemize yarayan bir insülin gönderim sistemidir.
  • İnsülini otomatik gönderen bir sistem değildir. İnsülin pompasını ideal olarak yapay pankreasın full otomatik sistemi gibi hayal etmeyin. Kan şekerinize göre insülini gönderen ya da insülin gönderimini kesen bir sistem değil.

İnsülin Pompası Ameliyat Ya Da Minik Bir Operasyonla Mı Takılır?

İnsülin pompası takmak için ne ameliyata ne de minik bir operasyona gerek var. İnsülin kalemi ile insülin yapmak kadar kolay. İnsülin pompasının nasıl takıldığı hakkında İnsülin Pompası Set Değişimi Yapıyor Esra – Diyabet TV başlığındaki videoyu izleyebilirsiniz.

İnsülin Pompasında Hangi İnsülinler Kullanılır?

Çoğu insülin kalemi kullanıcısı günde 1,2,3 ya da 4 kez kısa, orta ve/veya uzun etkili insülinle kan şekerlerini regüle etmeye (düzene koymaya) çalışır. Ancak biz insülin pompası kullanan tip-1 diyabetliler sadece tek tip insülin kullanırız.

  • Lantus, Levemir ya da orta etkili insülinler hayatımızda yoktur.
  • Humalog, Apidra ya da Novorapid kullanırız.

Neden Orta Ya Da Uzun Etkili İnsülin Kullanmıyoruz? Hayatımızda Orta Ya Da Uzun Etkili İnsülin Olmayacak Mı?

İnsülin pompası kullanıcıları orta ya da uzun etkili insülin kullanmaz. Bunu tekrar hatırlatalım.

İnsülin pompasında sadece kısa etkili insülin (Humalog, Apidra ya da Novorapid) kullandığımızı da zaten yukarıda söylemiştik. Bu kısa etkili insülinlerden hangisini kullanıyorsak;

  • Yemek yedikten sonra her insan gibi kan şekerimiz yükselir. Yükselmemesi için yemekten önce pompayı elimize alıp karbonhidrat/insülin oranımız neyse ve o öğünde ne yiyeceksek hesaplayıp insülini pompadan kendimiz gönderiyoruz.
  • Yemeklerin dışında bir de standart olarak vücudumuzun bazal insüline de ihtiyacı var. Pompadaki kısa etkili insülin 24 saat boyunca azar azar gönderilmek üzere ayarlanır. Günün saatlerine göre ne kadar insülin gideceği doktorlarımız tarafından belirlenir. Yani kısa etkili insülini bazal insülin gibi programlamış oluyoruz. Ve 24 saat boyunca kumanda edilmiş gibi otomatik olarak gidiyor. Biz bu insülin gönderimine müdahale etmiyoruz.

İnsülin Pompası Takmaya Kendimiz Mi Doktorumuz Mu Karar Verir? Neye Göre Takılır? Yaş Sınırı Var Mı? Hastaneye Yatmak Gerekir Mi?

Kan şekerimizi insülin kalemi ile düzenleyemiyorsak, sürekli oynak bir kan şekerimiz (Brittle Diyabet) varsa ve doktorumuz bize insülin pompası öneriyorsa insülin pompası takmamız kaçınılmaz. Bu arada küçük bir not: pompa kullanıyorsak diyabetimiz çok kötü anlamına gelmiyor 🙂 Kan şekerimizi daha iyi düzenleyebilmek adına insülin pompası kullanıyoruz.

Yaş sınırı yok. Yenidoğan tip-1 diyabetli bir bebek, çocuk, ergen ya da yetişkin. Herkes insülin pompası kullanabilir. Sensörlü Pompası Olan Bebeğimiz başlıklı yazımızdaki bebişi görmenizi isterim 🙂

Eskiden hastaneye yatmak zorunlu değildi ama artık doktorlar hastaneye yatış istiyor. Tip-1 diyabetle ilk tanıştığımızda hepimiz hasteneye yattık. Çünkü hangi dozda insülin yapmamız gerektiği, beslenme düzenine göre ne kadar insülin yapmak doğru gibi birçok detay bu hastane günlerinde netleşiyor. Bu durum insülin pompasında da geçerli. Yani insülin dozu ayarlamaları için hastaneye yatış olmazsa olmaz.

Son yıllarda klinik beslenme programı olan karbonhidrat sayım yöntemi öğrenilmeden de insülin pompası takılmıyor. Dolayısıyla insülin pompası takılmasına karar verilmişse karbonhidrat sayım yöntemini de öğrenmeniz farz olmakta 🙂

Bugünlük bu kadar. Biz yeni yazıları sizlerle paylaşana kadar sizler de İnsülin Pompası Kategorisi‘ndeki içerikleri okuyabilirsiniz.

Yarın insülin pompası malzemeleri, insülin pompası markaları, maliyeti gibi detayları paylaşıyor olacağız.

Sonraki gün ise insülin pompası raporunda nelere dikkat edilmeli ve SGK süreci, insülin pompası ile günlük hayat ve karşılaşılan konular hakkında bilgi vereceğiz.

NOT: Yazıyı Facebook ya da Twitter gibi sosyal medya kanallarında paylaşın. Alttaki Facebook, Twitter, Google+ ya da Pinterest butonlarına tıklamanız yeterlidir.

5 8.136 görüntüleme

Diyabetten Dolayı Askerlik Muafiyetinde Güncel Bir Tecrübe

Merhaba Arkadaşlar,

Bundan 4 ay evvel tip-1 diyabetim olduğunu fark ettim ve tecilim bitti. Kısa araştırmadan sonra diyabetlilerin askere alınmadığını öğrendim. Bunun için tedavilerimi raporlarımı tam emin olduktan sonra şubeye başvuru yaptım.

Şunun altını çizeyim; artık tip 1-2 ayrımı yok askerlikte. Diyabetli olduğunuzu belirtiyorsunuz. Yeni tasarı çok rahat. 2 gün olmadan işlemlerimi hallettim.

Diyabetki olduğumu şubede belirttim ve sevkimi istedim hastaneye. Beni aile hekimine gönderdi. Oradan da devlet hastanesine gitmem gerektiği söylendi. İstanbul’da olduğum için hastane işlemleri çok rahat oluyor. Başka yerlerde nasıl bilemiyorum. 2 gün geçmedi hatta diyebilirim. Birkaç ay öncesinden raporlarınız var ise tahlil filan da gerekmiyor. Sizi hemen dahiliyeye, oradan sağlık kuruluna gönderiyorlar. Sağlık kurulu sizi endokrinolojiye gönderiyor tanı konması için. Burada da; “ailede var mı? Kim tanıyı koydu?” gibi sorular soruldu.

Daha sonra rapora TSK 40b2 maddesine uygundur yazıldı. Bu raporu sağlık kuruluna teslim ediyorsunuz. Az bekletip boy ve kilo alıyorlar ve öğleden sonra heyete gireceğinizi söylüyorlar.

Benim gittiğim devlet hastanesinde her gün heyet var. Heyetê çıktık. Sorular soruldu.

Ne zaman başladı?

Ailede varmı? gibi sorular.

Sonra dışarı çıkartıp beklettiler. Bir dakika kadar sonra içeri alıp sonucu açıklıyorlar. Askere elverişli değildir diye. Tarih veriyorlar. Önce verilen ön raporu şubeye teslim ettim. Sonra günü gelince asıl raporu sağlık kurulundan alıp şubeye teslim ettim. Bu kadar.

Şimdiki sistem çok iyi ve hızlı işliyor. Hastane farkı da olabilir. Ne kadar tahliliniz var ise yanınıza alın. İşiniz daha kolay olur. Son olarak tekrar tekrar belirtmek gerekirse artık hastanede yatma da yok.

Metin

1 1.649 görüntüleme

Tip-1 Diyabetle Dans Etmek

16 yıldır bıkmadan, usanmadan, ara ara ‘lanet etsem de’ ve yine ara ara benim gibi hayatın içinde aktif olan birine ‘neden ayak bağı olduğunu’ ya da ‘neden ben’ sorusunu sorsam da yaşıyoruz işte. Diyoruz ya; biz tercih etmedik. Biz tip-1 diyabete yakalanmak için bir şey yapmadık. ‘O’ bizim zorunlu yol arkadaşımız, zorunlu yaşam şeklimiz.

Tip-1 diyabetle nasıl dans ettiğimizi ya da nasıl bir yol arkadaşlığınızın olduğunu sorguladınız mı? Düşündünüz mü?

İlk zamanları yani tanıştığım ilk günleri hatırlıyorum da. Benim için o dönem farkında olmadığım, ne olduğunu bilmediğim bir şeyi hızla kabullenmekle başladı. Yani beni dansa kaldıran kişinin teklifini çevirmeden kabul etmiştim. Zaten asıl önemli detay bu; “Kabullenmek”. Çünkü değiştiremeyeceğimiz bir yola girmiş oluyoruz. Değiştiremeyeceğimizi biliyorsak mücadele etmenin, üzülmenin ya da isyanın bir anlamı da yok ki! Ama etten, kemikten olan biz insanoğlu duygusal varlıklarız.

Dansta kalmıştık.

Bilmeyen için zordur. Hele ki ritim tutmayı beceremiyorsanız ayağınız dolanır birbirine. Ya kavalyeniz rehber olur ya da uzmanlarından destek alırsınız. Artık sahnedesiniz ve dansın hakkını vermelisiniz.

Çoğumuz geçtik bu dönemden. Önce tip-1 diyabetin ne olduğunu, insülinlerin önemini, doğru beslenmenin zorunluluğunu ve sporun da muhteşem gerekliliğini öğreniyorsunuz. Öğrenme aşamasında da her şey elbette yolunda gidemeyebiliyor.

Düşünelim. Hatırlamaya çalışalım. Öğrenmeye başladığınız o ilk günlerde hipoglisemi geçirdiğinizde ya da çocuğunuz bunu yaşadığında neler hissetmiştiniz? Neler yapmıştınız? Tam tersinde de hiperglisemilerde “Şimdi ne yapacaktım?” sorusu kaç kez geldi aklınıza. Karşınızda fena gergin, eli-ayağı titreyen ya da yataktan bir türlü kaldıramadığınız yakınınız. Kardeşiniz, eşinlz ya da çocuğunuz. Ne zor gelmiştir o anlar hepimize.

Galiba bir kez çok kötü olmuştum. Hastanedeki müdahalelerden sonra gözümü açtığımda şapşal vaziyette “Bana ne oldu ya!” hatırlamazlığı ve umursamazlığıyla kalkmıştım. En unutamadığım hipoglisemimdir.

Azimle, sabırla ve gelişime açık bir şekilde dans etmeyi öğrenmenin keyfini yaşar sahnedeki kişi. Figürlerinden, müziği hissetmesine, jest ve mimiklerine kadar size hissettirir uzmanlaştığını. Zorlanır elbette ama, size hissettirmeden zorluğuyla sergiler harika performansını. Bazen de dans ederken oluşan aksaklıklar olur. Ama yılmaz. İşi oluruna bırakır. Bu da olacakmış der. Ve devam eder dansına.

Kaçımız böyle hissediyoruz? Kaçımız gerçekten tam bir uzman gibi tip-1 diyabetimizi yönetiyoruz?

Bunu yapmak gerçekten kolay değil. En basit detaya bile hakim olmak gerekir. En zorlu anlarda da sabırla sorunun kaynağına inip, çözmek gerekir. Her şey yolunda gittiğinde, ki bizim için yolunda gitmek demek kan şekerimizin hedef aralıkta gitmesidir, biliriz ki iyi beceriyoruz bu işi. Ama fena sıkıntılı anlarda ya da detay konularda uzmanlık ortaya çıkar. Uzun etkili insülin yerine kısa etkili insülin yaptığınızda ya da uzun etkili insülini yapmayı unuttuğunuzda ne yapacağınızı biliyor olmanız lazım. Ya da dengesiz giden şekerin neden böyle gittiğinin sebeplerini bulmak ve çözüm üretmek. Kullandığınız bir diyabet teknolojisi varsa tüm detaylarına hakim olmak. Sensör glikoz değeri ile parmak ölçümü arasındaki farkın sebebini bilmek.

Sahneden indiğinizde tüm seyirciler “Vay be. Harika bir performanstı.” diyene kadar sabırla diyabet yönetimimize devam etmeli ve hedef aralıkta kalmalıyız. Çünkü tip-1 diyabet son bulana kadar ya da bize diyabeti unutturacak bir teknoloji çıkana kadar ‘diyabetle dansımız’ devam edecek.

1 1.775 görüntüleme

AIP Beslenme, Tip-1 Diyabetim ve Haşimato Tiroidim – 4. Gün

Birkaç gün önce sizlerle paylaştığım gibi, yazıyı okumak için buraya tık tık , hem kilo verememe hem de bazı sorunları tespit etmek, çözmek için AIP yani Oto-immün Sistem Protokolü Beslenmeye geçtim.

Bu beslenme şeklinin aslında temelinde kilo vermek elbette yok. Ama yedikleriniz o kadar kısıtlı ki. Kilo vermezseniz ayıp edersiniz 🙂 🙂

AIP Beslenmenin Temel Amacı

Yapılan araştırmalarda, bağırsak geçirgenliğinin, oto-immün hastalıkların oluşmasındaki sebeplerden biri olarak görünüyor. Peki bağırsak geçirgenliği nedir? Bağırsak geçirgenliği, normal şartlar altında kan dolaşımına girmemesi gereken besin parçalarının bu dolaşıma girerek iltihabı tetiklemesi olmakta. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan bireylerde ve bağırsak geçirgenliği oluşmadan/artmadan önce sorun oluşturmayan besinler bağırsak duvarından geçerek immün sistemle karşılaştıklarında problem oluşturabiliyor. Bu durumda da bağışıklık sistemi problem oluşturabilecek besinlerle karşılaştığında, bağışıklık sistemimiz harekete geçip vücudun kendi dokularına karşı antikor üretmeye başlıyor. Yani Haşimato Tiroidi’nde olduğu gibi bağışıklık sistemi tiroid hücrelerini düşman olarak görüyor ve saldırıyor. İlaç kullanılsa bile beslenme şeklinde bir değişiklik olmaması halinde de bağışıklık sistemi saldırısına kesintisiz devam ediyor. Bu saldırıyı önlemek için de AIP Beslenme Protokolü yardıma koşuyor.

AIP beslenme protokolü de bu tarz oto-immün hastalıkların yarattığı etkileri tersine çevirmek ya da azaltmak. Vücudumuzun tepki yaratacağı besinleri bir süre, ki genellikle minimum 4-6 hafta olmak koşuluyla, vücudumuza almıyoruz. Bu sürede vücut o besinleri unutuyor. Sonra da adım adıma normalde yediğiniz besinleri belirli zamanlarda yiyip vücudun verdiği tepkiye bakıyorsunuz.

Bu arada besinlerin tamamını aynı anda ya da aynı günde denememek en önemli konu.

Örneğin; peyniri bir dilim yiyip bekliyorsunuz. 15-20 dakika boyunca vücutta bir tepki var mı onu gözlüyorsunuz. Sonra biraz daha büyük bir porsiyon peynir yiyip yine kendinizi gözlemleyin. 3 günde 1 besin denemesi yapılacağı için de peyniri birkaç gün daha denedikten sonra vücudunuz tepki vermiyorsa artık besin listenize ekler, tepki veriyorsa da hayatınızda çıkarmanız gerekebilir.

Ben Ne Yiyiyorum?

Tip-1 Diyabet ve Haşimato Tiroidi İle AIP Beslenme  başlıklı yazımda neler yenilebileceğiniz yazmıştım. O listeden kendime uygun menüler üretiyorum.

Sabah

Bu öğünü standart hale getirdim gibi.

  • 1 avakodunun yarısı: Normalde 1,5 adet kabuksuz avakado 15 gr karbonhidat içeriyor. Benim yediğim porsiyon ise 5 gram karbonhidrat içermekte.
  • Birkaç dal roka: Lif olması ve miktarın çok az olması sebebiyle sebze yemeği gibi karbonhidrattan saymıyorum.
  • Turp: 1 orta boy turp 4 gram karbonhidrat. Ben orta boyun da yarısını yiyiyorum. Karbonhidrattan saymıyorum.
  • 8-10 adet zeytin: Karbonhidrat içermiyor.
  • Hindistan cevizi unundan yaptığım 1 dilim ekmek: Karbonhidrat oranı o kadar düşük ki! Bunu da saymıyorum. Bu arada tarifini toparlayıp yayınlayacağım 🙂
  • Salatalık: Lif olması ve miktarın çok az olması sebebiyle sebze yemeği gibi karbonhidrattan saymıyorum.

Şu anda sadece ufak dokunuşlar yapıyor. Bir elmanın yarısını ekleyebiliyorum. Ya da yemek istediğim ve yiyebileceğim başka bir sebzeyi ekliyorum.

Öğlen

Çalıştığım için evde hazırlayıp getirmek istemiyorum. Bu sebeple de güvendiğim bir yerden ve içinde yememem gereken şeylerin olup olmadığını netleştirerek;

  • Protein: Ya döner ya da köfte söylüyorum. Karbonhidrat içermiyor. Ama yayma bolus yapıyorum ki 3-4 saat sonra şekerim gereksiz yükselmesin.
  • Lif: Salata.

Ara Öğün

  • 1 porsiyon meyve: Elma, kivi, çilek, yenidünya, havuç ya da yerli muz işimi görüyor. Bir porsiyon meyve 15 gram karbonhidrat içerir.

Akşam

Evde artık kendimle baş başayım 🙂 Bu öğünde yine istediğim gibi oynayabiliyorum.

  • Protein: Kırmızı et ya da balık. Karbonhidrat içermiyor.
  • Lif: Salata. Sebze yemeği gibi karbonhidratını sayıyorum.
  • Fermente besin: Lahana, salatalık ve havuç turşusu.
  • Hindistan cevizi unundan yaptığım 1 dilim ekmek: Karbonhidratının az olduğunu söylemiştim.

Ara Öğün

  • 1 porsiyon meyve: Elma, kivi, çilek, yenidünya, havuç ya da yerli muz işimi görüyor. Bir porsiyon meyve 15 gram karbonhidrat içerir.

İnsülin Dozlarım ve Kan Şekerim

Biliyorsunuz Medtronic 640G insülin pompası ve sürekli glikoz ölçüm sensörünü kullanıyorum. Dolayısıyla şekerimi sürekli takipteyim. Gün içinde bazen bir yükselişe geçiyor. Onun da önünü geçici bazalla almaya çalışıyorum. Ve o saatlerdeki sorunu belirleyip çözüm üretiyorum. Ama genel olarak 80-130 mg/dL bandında bir şeker gidişatı var.

Şu anda günlük toplam insülin dozum ortalama 25 ünite

  • %65’i bazal,
  • %35’i ise bolus.

Normalde günlük toplam insülin dozum 36-38 ünite arasındaydı.

Bu öğünlere de mi insülin gerekiyor diyebilirsiniz. Elbette. Vücudumuz bile hiçbir şey yemesek bile çalışma çabasında olacağı için bazal koşullarda insüline ihtiyaç duyuyor. Bunu da unutmamakta fayda var.

Spor

Her akşam elimden geldiğince koşup, yürüyorum. Mesafe ortalama 8 km kadar. 12 bin adım+koşu gibi düşünebilirsiniz.

Şu Anda 4 Günde 1 Kilo Gitmiş Görünüyor

  • Beden kitle endeksim: 23,2
  • Kas oranım: 42,6 kg
  • Yağ oranım: % 30,8
  • Su oranım: % 49,2

Bir hafta sonra bakalım nasıl olacak. Ben de merakla bekliyorum.

Sizlerle tecrübelerimi paylaşmaya devam edeceğim 🙂

 

 

1 1.659 görüntüleme

Yaz Sıcakları Başlarken İnsülin Kalemlerini Korumak İçin “My-Vivi ”

Bu sene sanki daha sıcak olacak gibi. Mayıs ayında İzmir’e gidip denizde yüzebiliyorken ve hava bunaltıcı sıcakken sıcaklığın bu sene daha fazla olacağını düşündürttü bana.

Diyabetimben.com olarak diyabet teknolojilerini bildiğiniz gibi yakında takip ediyorum. Daha önce de sizlerle paylaştığım, eski yazıları okumak için buraya tık tık, My-Vivi insülin koruma aparatını sizlerle tekrar paylaşma gereği hissettim.