Anasayfa Arşivler 2017 Mart

Aylık ArşivMart 2017

2 4.958 görüntüleme

ÖNEMLİ GELİŞME / İnsülin Pompa Set ve Rezervuarları Hakkında SGK Duyurusu

Ayakta tedavide kullanılan hazır tıbbi malzeme geri ödeme ve satın alma süreçlerinde SGK’nın yaptığı değişiklikler hakkında İnsülin Pompası ve Sarf Malzeme Alımında SGK Değişiklikleri Nasıl Oldu? başlıklı yazımızda sizlere bilgi vermiştik. Aynı zamanda bugün de Medtronic İnsülin Pompa Sarf Malzeme Satış Lokasyonları Netleşiyor başlıklı yazımızda da Medtronic marka set ve rezervuarları nerelerden satın alabileceğimizi de yazmıştık.

Bu yönetmelik değişikliği sadece biz diyabetliler için değil ayakta tedavisi devam eden ve tıbbi malzeme alan her rahatsızlık için geçerli.

Aylar önce planlanan, bugün hayata geçen, aynı zamanda firmaların da aylardır çalıştığı bu proje 2 ay sonraya ertelendi.

SGK’nın az önce yayınladığı habere göre 31 Mart 2017’de başlayacak yeni alım yönetmeliği 31 Mayıs 2017 olarak güncellendi.

Yani 31 Mayıs 2017’ye kadar insülin pompası set ve rezervuarları her zaman aldığımız gibi alacağız. 31 Mayıs 2017’de ise Medtronic İnsülin Pompa Sarf Malzeme Satış Lokasyonları Netleşiyor linkindeki paylaşımımızda olduğu gibi satın almaya başlayacağız.

Bu arada sadece Medtronic üzerinden duyuruları yapıyor olsak da diğer insülin pompası markalarının satış yerleri ile ilgili bilgileri olanlar olursa lütfen yorum yapsınlar.

Aşağıda SGK duyuru metnini aşağıdaki görselde okuyabilirsiniz. Ya da 2017 Yılı Sosyal Güvenlik Kurumu Ayakta Tedavide Kullanılan Hazır Tıbbi Malzeme Sözleşmesi Süre Uzatımı Hakkında Duyuru linkinden ulabilirsiniz.

IMG_7468

11 3.545 görüntüleme

Ben Tip-1 Diyabetli Yakınıyım, Diyabetli Olan İse İlayda

Herkese Merhabalar,

İlayda ile çocukluktan beri tanışırız ama bu bu tanışıklık ayda yılda bir karşılaşmayı geçmez. Zaten nüfusu 7000 olan bir ilçede 20 sene boyunca herkesi 2-3 kere görmüş o olursunuz galiba.

İlayda’nın İstanbul’da üniversite kazanması ve benim de İstanbul’da üniversite okumam bizi yakınlaştırdı ve İlayda ile 17.08.2014 tarihinden beri birlikteyiz.

Bir sene boyunca ilişkimiz stabil gitti yani öyle aksiyon filan olmadan. Daha sonra yazın memlekete gitiğimizde İlayda’nın diyabetli olduğunu öğrendik. Tabi herkesin olduğu gibi benim de “İlayda şeker hastası mı vah vah, benim de akrabam şeker hastasıydı ayağı kesildi o gün ” diyen akrabalarım ortaya çıkmadı başladı. Artık bu o kadar arttı ki gözü çıkarılan, ayağı testereyle canlı canlı kesilen biri filan hayal etmeye başladım. Bu kadar söylenen şeyler insanı etkilemiyor dersem yalan söylemiş olurum. İnsanın kafasına tabiki de “acaba” sorusu geliyor.

En iyisi ben bir araştırayım bu durumu dedim. Aslında günümüzde hiç de öyle olmadığını gördüm. Anlatılan kötü örnekler 1940’larda filan diyabetli olan ve kendisine genelde pek iyi bakmayan insanlar olduğunu farkettim. Böylece hiçbir zaman bırakmadığım sevdiğim insanın yanında olmaya devam ettim.

Yaz tatili bitti ve İstanbul’a geldik. Önce İlayda yurttan ayrıldı ve bir eve çıktı. Ben de yurt ortamında diyabeti yönetmenin biraz daha zor olduğunu düşünüyorum. Daha sonra sürekli takibinde olabileceğimiz bir doktor bulduk ve diyabet serüvenimiz tam anlamıyla başlamış oldu. Tabi diyabet konusunda henüz kelimenin tam anlamıyla cahiliz. İnsülinleri hep yanımızda taşıyoruz, bazen bana belli etmese de İlayda iğne yaparken çekiniyor, boş boş gözlerle bakan insalara tahammül edemiyor filan. Gerçi o insanlara ben hala tahammül edemiyorum ya o ayrı mesele.

Zaman geçiyor tabi. Biraz daha alıştık diyabete ancak şimdi de en güçlü düşmanımız hipoglisemi çıktı çıktı karşımıza. Olur olmadık yerlerde İlayda’nın şekeri düşüyor ve ben uzakta olduğum için deyim yerindeyse İlayda’ya ulaşana kadar ölüp ölüp diriliyorum. Yine bir gün İlayda şekerim düştü, çok kötüyüm dedi telefonu kapattı. Arıyorum arıyorum açmıyor, mesaj atıyorum cevap vermiyor ve dışarı da olduğunu biliyorum. Sonra bir telefon geldi. Arayan kişi kendini tanıttı. Hastanede olduklarını ve İlayda’nın iyi olduğunu söyledi. Ben hastanaye gidene kadar 10 yaş yaşlandım galiba. Aklımdan neler geçiyor bir bilseniz. İşin kötü tarafı da metrobüsteyim. Siz düşünün gerisini.

Artık dayanamadım ve bir umut ışığı için diyabetimben Facebook sayfasına bir mesaj yazdım. Daha sonra böyle olmayacağını, araşsak daha iyi olacağını söyledik ve başladık Esra Avcı ile konuşmaya. Ben olayları anlatıyorum vs. vs. Neyse sonunda Esra Avcı’nın evinin İlayda’nın evine çok yakın çıktı. Bu aslında İstanbul için tam bir mucize…

Şu sahneyi hiç unutmuyorum nedense: İlayda’nın şekeri sabah düşmüş, kendini çok kötü hissediyor tam bu sırada kapı çalıyor, ben ve Esra Avcı karşısında. İlayda tabi büyük bir şaşkınlık yaşıyor ve başlıyoruz konuşmaya… Esra Avcı’nın bize yardımlarını anlatıp da site sahibini mahcup edecek değilim burada ama bize yaptıklarını geriye dönüp düşününce duygulanmadan edemiyor insan.

Hani insanların karşısına biri çıkar da bu hayatını dönüm noktası olur, bu kimisi için matematik öğretmeni kimisi için sokaktaki herhangi bir olur. Bizim için de bu kişi Esra Avcı’ydı. Bak yine duygulandım şimdi konuyu nasıl toparlayacağım bilemiyorum.

Neyse biz artık insülin pompası taktırmaya karar verdik. Adımızı listeye yazdırdık ve hastanenin bizi aramasını bekledik ama tabi çok heyecanlıyız. 10-15 gün sonra telefon çaldı gelin yatışınızı yapalım, inslin pompası takalım diye. Biz de gittik tabi hemen 27 Haziran günü yatışımızı yaptık. Bu tarihin diğer bir önemi ise benim doğum günüm olmasıydı. Belki de hastanede geçirdiğim tek doğum günü olacak ama şu ana kadar yaşadığım en güzel doğum günüydü diye bilirim. Çünkü sevdiğim insanla birlikte geçirdiğim ilk doğum günüydü.

Şu an üstünden 2 yıl geçti. Ben okulu bitirdim, İlayda 3 sınıfta okumaya devam ediyor. 2 hafta önce şekeri her gün düşmeye başladı. Biz de doktorla konuştuk bazal değerlerini azalttık. Şekeri bu aralarda biraz yüksek gidiyor ancak acele etmiyoruz. Sabırla, yavaş yavaş istediğimiz seviyeye indireceğimizi artık biliyoruz.

Tüm bu sürecin bana katkısı gerçekten inanılmaz. Artık eski Yusuf değilim. İlayda’nın üstüne çoğunlukla bir anne gibi titriyorum. İlayda rüzgar var önünü kapat, İlayda geç kalma hadi uyu, İlayda dersini önce dersini çalış vs. vs. Ben bu halimden çok memnunum. Hayatımın tümünü bu şekilde geçirebilirim ve İlayda’yı gerçekten çok seviyorum.

Umarım bir nikah ile bu ilişkimzi de taçlandırırız. Ama İlayda okur diye söylüyorum bu bir evlenme teklifi değil, çok daha güzel bir teklif yapacağıma inanıyorum ama önce o okul bitmeli…

6 3.453 görüntüleme

Tip-1 Diyabet Yönetiminde Dijital Çözümler

Tip-1 diyabet tam anlamıyla hayatımızdan çıkana kadar geliştirilen ya da yeni çıkarılacak teknolojiler veya dijital çözümler bizlerin ve diyabetli yakınlarının hayatlarına kolaylık getirecek.

Bunlardan en önemlileri; sürekli glikoz ölçüm sistemleri yani sensörler iken aynı zamanda yapay pankreas da önemlilik arz ediyor.

Bu teknolojik gelişmelere paralel olarak da bulut ortamda tip-1 diyabetle ilgili verilerin toplanması, ilgili sağlık ekiplerinin yorumlaması ve takibi ile de kişiye özel diyabet yönetiminin sağlanması hedefleniyor. Ve Dünya gittikçe dijitalleşirken tip-1 diyabetli Dünyası da bu dijitalleşmenin mecburen içerisinde olacak.

İşte birkaç yeni dijital çözüm.

Akıllı iğneler


İnsülinde ilaçlarında kullanılan iğneler de akıllanmaya başladı. İrlandalı tıbbi teknoloji şirketi Innovation Zed, diyabet hastalarının insülin kullanımına yardım etmek için insülin kalemlerine takılabilen yeni bir aksesuar geliştirdi.

insulcheck

‘InsulCheck Connect’ adı verilen cihaz, otomatik olarak insülin kalemi kullanımını ve davranış verilerini topluyor. Toplanan bu veriler, akıllı telefonlar aracılığıyla direkt olarak hastanelere veya sağlık merkezlerine gönderiliyor.

3 yıllık AR-GE çalışmasının sonucu ortaya çıkan InsulCheck Connect adı verilen cihaz, otomatik olarak insülin kalemi kullanımı ve davranış verilerini topluyor. Bu verilerin toplanmasının uzun vadede diyabetle mücadeleyi kolaylaştıracağı ve tedavileri geliştireceği vurgulanıyor.

Kendisi de insülin kullanıcısı Innovation Zed CEO’su John Hughes, bu platformun 100 milyondan fazla insülin kalemi kullanan kişiye yardım edeceğini söylüyor. Var olan pompa teknolojilerine yakın bir etkiyi elde ettiklerini belirten Hughes, oldukça düşük maliyetli bir teknoloji geliştirdiklerini vurguluyor.

Bu yöntemle uzun vadede diyabetle mücadeleyi kolaylaştırması ve kişiye özel tedavilerin geliştirmesi hedefleniyor.

Innovation Zed Teknik Yöneticisi William Cirillo der ki; “İnsülin kullanıcılarının %70′ini oluşturan insülin kalemi kitlesi üzerine yaptığımız araştırmalar, ilaç kullanımına bağlılığın oldukça az olduğunu gösteriyor. Bu oranları arttırmak ve diyabet hastalarına yardım etmek için çeşitli yöntemler olduğuna inanıyoruz. Daha önceden davranış verilerini otomatik olarak toplayıp hastalığa direkt müdahale etmek mümkün değildi. Lakin InsulCheck Connect ile bu sorun ortadan kalkıyor.”

Daha fazla bilgi için http://www.insulcheck.com/ linkini ziyaret edebilirsiniz.

Diyabeti Kontrol Altında Tutmak İçin Telefonunuz Yeterli ‘Pops! Diabetes Care’

Minnesota merkezli dijital teknoloji ve diyabet yönetim platformu Pops! Diabetes Care, geliştirdiği ürünü piyasaya sürmek için 1.2 milyon dolar fon topladı.

bc358d_11fb116cae434469b823a2c83e593faf~mv2

The Pops! sistemi, kullanıcının cep telefonuna takılan bir glikoz ölçer ve bluetooth bağlantılı mobil uygulamayla çalışıyor. Hastanın istediği zaman ölçüm yapıp sonuçlarını mobil uygulamaya kaydetmesini sağlayan cihaz, kullanım kolaylığıyla ön plana çıkıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi günlük yapılan ölçümler, hastanın ailesiyle ve doktoruyla dijital platform üzerinden paylaşılabiliyor.

“Birçok diyabet hastası, yetersiz glikoz kontrolü yüzünden çeşitli rahatsızlıklar çekiyor. Yatırımcılarımız, diyabetlilerin hastalıklarıyla daha kolay başa çıkmaları için onlara büyük bir fırsat sunuyor.”

Pops! kurucularından CEO Lonny Stormo der ki; ‘Cihaz şimdilik FDA’den izin almasa da Stormo’nun MedCity’e verdiği röportajda görüldüğü üzere bu sene içerisinde 510(k) izni için bir başvuru yapılacak.’

Daha fazla bilgi için http://www.popsdiabetescare.com/ linkini ziyaret edebilirsiniz.

1 1.776 görüntüleme

Esra Abla Yaşadıklarıma Değindim

Merhaba,

Ben Hakan, 1997 doğumlu ve şuanda 19 yaşındayım. Bundan 9 yıl önce 2008 yılında, tip 1 diyabet teşhisi konulmuş birisiyim.

O günden sonra hayatım kökünden değişti. Bu değişiklikle yemelerim, içmelerim yani hayat düzenim oldukça farklı bir hale geldi ve ben buna açıkcası iyi açıdan bakıyorum. Çünkü onun öncesinde fast-food alışkanlığım ve ilkokulumun kantininde değişmek bilmeyen yeme prosedürleri, belkide hayatımı kötü yöne sokacaktı. Elbette kötü günler yaşadım takıntılar, üzüntüler, yalnızlık duygusu ve hatta sinirli olduğum anlarda oluyor. O zamanlarda anlıyorumki kan şekerim yüksek ve sanki farklı insana dönüşüyormuşum gibi hissediyorum.

Bazen diyabetli olmasaydım kötü alışkanlıklarıma halen devam edecektim dediğimde oluyor doğrusu. Nasıl teşhis konulduğuna gelirsek, çok tuvalete çıkma ve uzun zamandır rastlamadığım 6-7 bardak su içmek (belki uzun zamandır bu kadar içmemiştim 🙂 ) anne ve babamın hatta benimde oldukça ilgimi çekmişti. İdrar yollarını üşütmüş kafasıyla doktora gittik ve çıkan 400 kan şekeriyle ve ardından 300 ile hastaneye yattım. Hastaneye yatmadan önce ilk insüline sırf o anki yüksek kan şekeri (400-300) düşürmek için almıştım, hastaneye yattığımda bana getirilen mavi insülin kalemi sanki benim için tasarlanmış gibi hissetmiştim ve hediye gibi anımsamıştım. İğne vurulurken özellikle karından bazen sızı duyardım ama sonralarında alışmıştım ve artık kendim yapmasını öğrendim. Evimize geldiğimde, öğrendiklerimi kendimde uyguluyorum. Annem de benim için işinden ayrılıp bana destek oldu, ondan dolayı minettarım kendisine. Bir keresinde gece 400’ü bulan kan şekerimle hastanede kalmıştım ve serum verilmişti bana ama o zamanlar daha küçük yaşlardaydım. Ayrıca 8 yıl boyunca düşmek bilmeyen Hba1c değerlerim en sonunda 7’yi görmüştü ve 8 yılın ardından bu rakamla  Medtronic insülin pompasını kullanmaya başladım. O zamanlar lise 3.cü sınıftaydım, insülin pompasına başlamamdan itibaren diyabet hakkında bilgilerimin daha da arttığını fark ettim. Yabancı siteleri araştırdım, diyabet teknolojileri ve bilim dünyasında diyabet adına yapılan çalışmalar hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalıştım. Facebook üzerinden amerikalı benim gibi insanlarla tanıştım farklı kişiler, farklı insanlar tanıdım.

Bazen acil durumlarda, beni üzen bazı durumlarla karşılaştım. Özellikle eczanelerin yardım konusunda aşırı derecede bilinçlendirilmesi ve yanlarında numune insülin kalemi taşımalarının gerektiğini düşünüyorum. Elbette insülin kalemi taşımamız gerekli ama taşıması bazen sıkıntı yaratabiliyor.

Artık karbonhidrat hesaplamasına göre insülin dozunu hesaplıyorum, yeme düzenimden örnek vereyim ( sabah 30 kh, öğlen 60kh, akşam 45kh) alıyorum bunu diyetisyenimin yardımıyla belirledik ve ortalama günlük insülin alma miktarım 40’a yakın şuanda.

19 yaşındayım ve öğretmen olmak istiyorum. Ben şöyle düşünüyorum bence hepimiz birer savaşçıyız, hergün yaşamak için savaşıyoruz ve en azından yaşamak için bir sebebimiz var.

Son olarak eklemem gerekirse, diyabet yönetimi ev de olunca daha konrol altında oluyor, dışarıda ister istemez stabil gitmiyor.

Esra abla yaşadıklarıma değindim.

iyi akşamlar.

Hakan Çelen

 

4 2.500 görüntüleme

Tip 1 Diyabet, Ben De Tip Biriyimdir…

Herkese Merhaba,

Yazıma başlamadan önce Biz tip 1 diyabetlilerin kendi kendimize içimizde yaşattığımız bazen odun atarak iyice alevlendirdiğimiz bazen de koca bir kova soğuk su dökerek soğumasını beklediğimiz acılarımızı, sıkıntılarımızı, kırgınlıklarımızı, komik hallerimizi bize canlı yayınlarla ifade etme imkanı sağlayan Esra hanıma seslenmek istiyorum.

Esra hanım,

Şu yazacağım 2 satır övgü içeren yazıyı çok rica ediyorum mütevazilik gösterip okumamazlık etmeyin 🙂

Öncelikle bir diyabetli olarak maddi hiçbir beklenti içine girmeden , hiçbir zorunluluğunuz olmadığı halde elinizi taşın altına koyup gece gündüz demeden memleketin her köşesine ulaşmaya çalışarak ve sadece tip 1 diyabetlilerin hayatına olumlu yönde bir etkide bulunmak amacıyla açtığınız ancak kötü niyetli insanların saçma sapan suçlamalarına da maruz kaldığınız,kendi çocuğunuz gibi ilgilenip özen gösterdiğiniz,içerisinde karbonhidrat sayımından, yayma bolusuna, diyabetli haklarından, insülin pompasına kadar bir diyabetlinin ihtiyacı olabilecek her şeyi barından şu güzelim diyabetimben sitesi için size çok teşekkür ediyorum. Bana diyabetle alakalı birşey sorduklarında ya da yeni tanı almış bir diyabetliyle tanıştığımda bu kişilere direk diyabetimben sitesinin linkini atıyorum 🙂

Önüne konulan bir yazının linkini tıklayıp okumaya üşenen bir toplumda yaşayan biri olarak sizin bunca kıymetli ve hayati öneme haiz bilgiyi toparlamanız, konuyla ilgili yetkili kişilerle görüşüp bu kişi ve bilgilere ulaşırken de birçok masrafı kendi cebinizden karşılayıp, biz diyabetlilerin hizmetine sunmanız gerçekten takdire şayan bir durum. O yüzden bir kadın olarak sizinle gurur duyuyorum. İyi ki varsınız…

TİP 1 DİYABET, BEN DE TİP BİRİYİMDİR ….

Bildiğiniz gibi biz anne oğul tip 1 diyabetliyiz. Aslında size kendi diyabet yolculuğumda başımdan geçen komik hikayeleri anlattığım yazılarımdan birini gönderecektim. Hem farklı bir canlı yayın olur hem de hepimiz biraz gülüp güzel zaman geçiririz diye düşünmüştüm fakat sonradan fark ettim ki, birçok insan sadece kendinin yada çocuğunun diyabeti ile yaşamaya çalışırken ben her ikisiyle de mücadele ediyorum. Bu zorlu yolcuklukta kendimi nasıl hissettiğimi, nelere nasıl çözümler bulduğumu, sizlere anlatmanın bana ve dinleyicilere daha iyi geleceğini düşündüm.

2012 yılının Ağustos ayıydı oğlum ve eşimle birlikte tatile çıkmıştık. Hayatımın en güzel tatillerinden biriydi. Üçümüz birlikte uzun zamandır böyle güzel eğlenmemiştik. Ama ters giden bir şeyler vardı. Normalde böyle bir ortamda çok hareketli olması gereken oğlum havuza giriyordu ancak hemen yorulup çıkıyordu. Sürekli su içmek istiyordu ve bitmek bilmeyen bir tuvalet ihtiyacı vardı. Havuzdu, denizdi derken enfeksiyon kaptı yada üşüttü herhalde diye düşündüm. Sonra Denizli’ye döndük. Hiç unutmuyorum 30 Ağustos günü oğlum çok bitkin bir vaziyette altını ıslatmış bir şekilde uyandı. Diyabete karşı her zaman tetikte olan ve herkesten gizli arada oğlunun şekerini ölçen ben de o gün uyanmıştım. Tatil dönüşü benim şekerim de allak bullak olmuştu. O yüzden o günlerde şekerimi daha da sık ölçer olmuştum. Sabah kalktığımda şekerimi ölçerken oğlum ‘’Anne benim şekerime de baksana ‘’ dedi. Bu işlemi belli aralıklarla yaptığım için gayri ihtiyari şekerini ölçtüm. Ama ekranda 310 değerini gördüğümde kan beynime sıçramıştı . ‘’Nasıl olur ‘’dedim. Hemen yeni bir strip takıp tekrardan ölçüm yaptım ama sonuç yine aynıydı. O an oğlumun son 1 haftadır yaşadığı sıkıntılar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.

2002 yılında diyabet tanısı almadan önce ben ne yaşadıysam aslında 1 haftadır oğlum da aynı şeyleri yaşıyordu. O an dizlerimin bağı çözüldü ve olduğum yere yığıldım kaldım. Bilincim açıktı ama oğlumun ‘’anne noldu neyin var ‘’sorusuna cevap bile veremiyordum. Anlayacağınız kendi ellerimle oğluma tip 1 diyabet tanısını aslında ben koymuştum. Çünkü şimdiye kadar aldığım eğitimlerde bize günün herhangi bir saatinde ölçülen kan şekeri 200’ün üzerine ise rahatlıkla tip 1 teşhisi konulabileceği öğretilmişti. Doktorlarımın o cümleleri beynimde yankılanıyordu. Ama o gün resmi tatil olduğu için hiçbir şey yapamamıştım oğlumu ertesi gün devlet hastanesine götürdüm. Doktorun bana sorması gereken her şeyi o sormadan anlattım ve tip 1 diyabetten şüphelendiğimi söyledim. Yapılan tahlillerden sonra doktorun ağzından sadece şu cümle çıktı. ‘’Evet oğlunuz tip 1 diyabet’’.

Kabullenemiyordum. Nasıl olurdu… Bu işte bi yanlışlık vardı. Oğlumuza daha detaylı bir tahlil yapılması için eşimle birlikte onu Ege Üniversitesine götürme kararı aldık. Bu riskli bir durum olduğu için doktorumuz çıkarken bize kağıt imzalattırdı. Bu yaptığımızın sonucu değiştirmeyeceğini ben çok iyi biliyordum ama annelik işte… Ege Üniversitesinde giriş yaptırmak için sırada beklerken görevli şöyle bağırdı. ‘’İnternet randevusu olmayan hastaları alamıyoruz. Bir günde muayene edebileceğimiz çocuk sayısını da aşmış durumdayız. İnternetten randevu alıp yarın tekrar gelin ‘’. Hemen interneti açtım ama yarının randevuları çoktaan dolmuştu. Artık zaman kaybedemezdik, Denizli’ye geri dönemezdik. Eşimle bahçede çaresizce otururken birden kantine fırlayıp bir meyve suyu aldım ve kendi ölçüm cihazımla oğlumun şekerini ölçtüm, 300 civarıydı. Meyve suyunu içirdim ve oğlumu kaptığım gibi acile götürdüm. Eşim şaşkınlıkla beni izliyordu ve bu yaptığımın doğru olup olmadığını düşünüyordu’’Biz yatış için buraya geldik ama poliklinikten geçemedik oğlumun şekeri şu an çok yüksek ve acilen müdahale edilmesi gerekiyor’’ dedim. Ordaki ölçümde şekeri 400 çıktı ve bu hastayı bekletemeyiz dediler. Bu yaptığımın ister yanlış olduğunu düşünün ister sağlık sisteminin bir eksiği olarak görün. Ne derseniz deyin. Bazen çaresizlikler insana bu tarz şeyler yaptırabiliyor. Bunu yaptığıma pişman değilim gerekirse gene yaparım 🙂 Çünkü Ege üniversitesi o kadar çok yoğundu ki sıranın ne zaman bize geleceği belli değildi.

Hastaneye yatışımız yapılmıştı.10 yıl önce Ege üniversitesinde okurken ben de bu hastanede yatıp, diyabet tanısı almıştım.Yine arayıp bulup, didik didik edip, dünyadaki o kadar insanın içinden hedefini tutturup gelip tekrardan yanı başımda bitmişti bu tip hastalık. 31 Ağustos 2012 günü 4,5 yaşındaki oğluma tip 1 diyabet tanısı konulmuştu ve ben 10 sene önce yaşadığım herşeyi daha ağırlaştırılmış bir şekilde tekrardan yaşıyordum. Şoka girmiştim ve bunun bir rüya olduğunu düşünüp kendimi çimdikleyip uyandırmak istiyordum ama bu rüya değildi çünkü oğlum tip 1 diyabetin tüm belirtilerini taşıyordu. Hani soğuk bir günde pencereyi açınca üşüyeceğini bilirsin ya, işte ben kendi diyabetimden sebep oğlumun hastalığını ve başımıza gelecekleri çok iyi biliyordum ancak o pencereyi sımsıkı kapatmak istiyordum. Hastanede yaşadığımız o bunalımlı günleri anlatmayacağım zira hepimiz üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşamışız..

Oğluma diyabet tanısı konulduktan sonra özetle şu birkaç sorunun cevabını aradım. Oğlumun diyabeti genetik olabilir miydi? Şimdi ben 10 yıl öncesine geri mi dönecektim? En yakınımdaki kişiler de dahil olmak üzere ‘’ Yoğurda limon sık ye,bilmem neyin suyunu kaynat iç ‘’ diyen insanlara ben yeni baştan bizim şekerimizi bu saçma sapan şeylerle düşürmeye değil vücutta biriken şekerin insülin sayesinde hücre içerisine girip yakılmasına ihtiyacımız olduğunu anlatmak zorunda mı kalacaktım? Hadi bunları geçtim bütün bunları oğluma nasıl izah edecektim, Benim şekerim düşüp tatlı birşey yemek istediğimde oğlumun şekeri yüksekse ne olacaktı? Bu yara nasıl kabuk bağlayacaktı? Bir anne yüreği kaç ünite insülinin iyileştirme özelliğine sahipti? İnanın bütün bu soruların cevaplarını kendim verdim diyebilirim. Çünkü belli bir noktadan sonra size kendinizden başka hiç kimse yardımcı olamıyor. Yani tırnağınız varsa başınızı kaşıyorsunuz.

Günler geçiyordu,geçiyordu ama oğlumun şeker ölçümü yaparken delinen minicik parmaklarındaki kızarıklıklar sanki daha da kalıcı hale geliyordu. Gece 03:00 ölçümlerine kalktığımda şekeri iyi de çıksa kötü de çıksa yatağın içinde oturup ağlıyordum. Sabahları işe gitmeden önce bir elimde ölçüm cihazı bir elimde insülin kalemi oğlumun peşinden koşuyordum. Oğlum ’’ Anne canım çok acıyor’’ diye ağladığında onu teselli edip konuyu bir şekilde kapatıyordum ama evden işe giden o yolda serviste akan göz yaşlarımı kapatmak çok da kolay olmuyordu. Bilgimden başka beni teselli edebilecek hiçbir şey yoktu etrafımda. Diyabete karşı en büyük kozum onu çok iyi bilmemdi.

Normalde pozitif ve stresle başedebilen bir yapıya sahip olmama rağmen oğlumun diyabeti beni bambaşka bir insan haline getirmişti. Birşeyler yapmalıydım. Bu dayanılmaz ruh halinden çıkmam lazımdı. Çok fazla dikiş bilgim olmamasına rağmen gittim kendime en güzelinden bir dikiş makinası aldım. Önce kendime ve iş arkadaşlarıma mutfak önlüğü, masa örtüsü tarzı şeyler dikmeye başladım.Yaptığım ürünler beğenilmeye başlanınca dikişle alakalı başka ne yapabilirim derken kumaş fincan dikmeye başladım. Makinanın başına oturduğumda a1c imiş, karbonhidratmış ,bazalmış, bolusmuş vız gelip tırıs geçiyordu 🙂 Adeta dünyadan kopuyordum. Kafamda tasarladığım ürünleri kumaşlara aktarmak ve diktiğim şeylerin talep görüp insanlar tarafından beğenilmesi bu işe daha da yoğunlaşmamı sağladı. Bu esnada yerel bir gazete oğlumun ve benim diyabetimi konu alan bir haber yaptı. Bu haberden sonra bana destek olmak isteyen çok fazla kişiden telefon ,mesaj ve mail aldım. Sonra dikmiş olduğum bu ürünler İçin atölye makara markasının patentini aldım. Çalıştığım işin yanısıra ufak tefek de olsa halen daha bu marka üzerinden ürün satışlarımı yapıyorum. Yani o zor günleri bir hobi edinerek atlattım. ‘’ Kişi neyle uğraşırsa onun esiri olur ‘’diye bir söz vardır. Artık beni esir alan oğlumun diyabeti değil dikiş projelerimdi.

Hatta bi gün rahmetli Öyküm Solak beni aradı ve aslında uzun zamandır benim de aklımda olan diyabetli çocuklar için eğlenceli şeker ölçüm çantaları dikip dikemeyeceğimi sordu. Severek kabul ettim. Vefat etmeseydi belki de bu projemiz hayata geçmiş olacaktı. Bunun yanısıra Esra hanımı da takip ediyordum. Sürekli insülin pompasıyla alakalı paylaşımlar yapıyordu. Üzerimde bir cihaz taşıma fikri bana itici geldiği için ilk başlarda açıkcası çok fazla ilgilenmemiştim. Baktım sonra ciddi ciddi videolar paylaşıyor,yazılar yazıyor. Oğlumun acılarını bir nebze de olsa azaltabilir belki diye oğlumun tedavisine insülin pompasıyla devam etme kararı aldık. Normalde yüzük bile takmayı sevmeyen ben de sırf ona destek olmak amacıyla insülin pompasına geçiş yaptım. İnsülin pompasına karşı önyargılarımı kıran Esra hanım da bir önlüğü hakediyordu artık : ) Geçen günki canlı yayında gördüğünüz önlüğün esas hikayesi bu aslında 🙂 Esra hanım önlüğün sökülen yerleri varsa tamir edebilirim. Artık daha iyiyim dikiş konusunda 🙂 Şu günlerde en büyük arzum da Esra hanımla birlikte kendisi de tip 1 diyabetli olan Sevgili Derya Baykal’ın programına çıkarak tip 1 diyabetli bireyler için birşeyler dikmek .3 tip 1 li kadın biraraya gelince 3+1 bir program yaparız artık 🙂

Diyabetin hayatımdaki hiçbir şeye engellemesine izin vermedim. Buna ikinci bir çocuk sahibi olmak istemem de dahil. Etrafta elbette ki olumsuz yorum yapanlar oldu. Böyle durumlarda sinir bozmak için kadrolu çalışan bir iki kişi vardır ya hani : ) ‘’ E sen diyabetlisin,oğlunda da çıkmış. Demek ki senden geçmiş. Neden ikinci bir çocuk düşünüyorsun ki’’ diyenler oldu. Oğlum insülin pompası kullanmaya başladıktan sonra ‘’ şimdi bu çocuk senin yüzünden ölene kadar bu cihazla yaşamak zorunda mı kalacak?’’ diye soran densizlerle bile karşılaştım ben. Sınanmadığın bir acı üzerine konuşmak ne kadar kolay değil mi? Senin onca yaşanmışlığının üzerine patavatsızın biri gelip hiç bilmediği hatta anlamadığı bir konu üzerine yorum yapıp canını kolayca acıtabiliyor.

Ben yeniden çocuk sahibi olmadan önce onun da diyabet olma riski konusunu gerçekten çok araştırdım ve en son konuştuğum çocuk endokrin doktoru sevgili İlknur Arslanoğlu bana bazı genlerden bahsetti. Eğer oğlun ve sen ikiniz de bu genleri taşıyorsanız oğlunun diyabeti senden geçmiştir diyebiliriz ancak ikinci çocuğun bu genleri taşıyıp taşımayacağını o çocuk dünyaya gelmeden bilemeyiz dedi. Yani bu konuda net bir cevap almak imkansızdı. Riski öngörülemeyen ve değiştiremeyeceğim bir konu hakkında bu kadar düşünmenin yersiz olduğuna karar verdim ve dünyalar tatlısı Selim oğlumu kucağıma aldım.

Kişinin en büyük engeli aslında yine kendisi. Özellikle çocuğu yada kendisi yeni tanı almış tip 1 diyabetlilere seslenmek istiyorum. Siz de izin vermeyin diyabetin hayallerinizin önüne geçmesine. İstediğiniz okula gitmenizi engellemesin mesela,sonra sevdiğiniz kişiyle evlenebilin,o çok yapmak istediğiniz spor aktivitelerini yapın. Çocuklarınızı yatılı okul gezilerine göndermekten korkmayın.Yeniden anne baba olmak istiyorsanız olun…

Geçenlerde sosyal medyada okuduğum bir yazı çok hoşuma gitti. ‘’Suyun üstünde bile yürüseniz ‘’Çünkü yüzme bilmiyor’’ diye eleştirenler olacaktır.’’ diyordu. Ben kendimin ve oğlumun pankreasını taklit etmeye çalışırken zaten suyun üzerinde yürüyorum. O yüzden yüzme bilmiyor diyenler çok da umrumda değil açıkçası.

Denizli’den Sevgilerle

Münevver Batmaz

Orhan Kağan Batmaz

 

Facebook Canlı Yayını’nda Bu Hikayeyi De Okuduk 🙂