Anasayfa KH Sayımı Dr. Eyüp Aybek’in Karbonhidrat Sayımı Yöntemi İle İlgili Yazısı

Dr. Eyüp Aybek’in Karbonhidrat Sayımı Yöntemi İle İlgili Yazısı

63 16.255 görüntüleme

Dr. Eyüp Aybek’in Karbonhidrat Sayımı Yöntemi İle İlgili Yazısı

Gerçekten şaşırmamak elde değil..Bir diyetisyen nasıl ”karbonhidrat-insülin hesaplama yöntemini” bilmez..Daha doğrusu bir diyetistyen nasıl olur da karbonhidrat-insülin oranı hesaplama yöntemini bilmeden mezun olur ve diyetisyenlik yapar??

Bu konuda Sağlık Bakanlığı’na da e-posta gönderdim..Restorant ve lokantalara ”gıdaların kalori ve yağ değerini” gösteren bir bilgilendirme yazısı koyacaklarmış..Galiba menü içeriğine yazacaklar..Bu fazlası ile gereksiz bir uygulama..Hiçbir gıda salt kalori ile kilo aldıramaz..Yağ ise sağlıksız ise tehlikelidir ama onun da kötüsü tehlikelidir..Mesela balıkyağında bulunan omega-3 de yağdır..Kızartma yağında bulunan omega-6 ve transyağlar da birer yağdır..Ama ikisi arasında dağlar kadar fark vardır..Omega-3 hayat kurtarır..Yaşam iksiridir..Omega-6 ve transyağların ise düzinelerce zararı vardır..Şimdi birbirine ”siyah ile beyaz kadar zıt olan” bu iki yağı aynı kefeye koymak nasıl bir mantıksızlığın tezahürüdür?

Üstelik en önemli bilgiyi koymuyorlar. Gıdaların karbonhidrat içeriği kalori ve yağ içeriğinden çok ama çok daha önemlidir..Bu durum hem ülkemizde yaşayan birçok diyabet hastası için hayati öneme sahiptir hemde aşırı karbonhidrat tüketiminin yarattığı birçok hastalıktan toplumu korumak için çok önemlidir..Ama gel de anlat..

İDF hesaplama işini kolayca izah edeyim..Çok zor bir olay değildir..İDF hesaplama konusunda 2 yöntem vardır..Bunlardan biri Dr.Paul Davidson’un geliştirdiği 1500 kuralı diğeri ise John Walsh’ın geliştirdiği 1800 kuralıdır..Genelde insüline duyarlılığı fazla olanlarda,zayıf kişilerde ve gençlerde 1800 kuralı uygulanır..Kilolu kişilerde,insüline duyarlılığı az olanlarda ve genelde yaşlılarda ise 1500 kuralı uygulanır..Ama tabiiki kişi, hangi kuralı uygulaması gerektiğine kendisi karar verecektir..Çünkü en net bilgiyi yaşayarak ve deneyerek öğrenirsiniz..

Yapacağınız şey şu:

1-) İlk önce bir gün içinde yani 24 saatlik dilimde toplam kaç ünite hızlı etkili insülin vurduğunuzu bir yere not ediniz.. (Buradaki bilgiyi düzeltmek isterim. Günlük bazal insülin dahil tüm insülinlerin toplamı hesaplamaya katılmalı. Esra Avcı)

2-) Zayıfsanız ve insülin duyarlılığınız fazla ise 1800′ü; kilolu ve insüline duyarlılığınız az ise 1500′ü kullanın..

3-) 1500 veya 1800′ü günlük insülin doz toplam miktarınıza bölün..

Bu kadar basit..

Mesela bir örnek verelim..

Ayşe 15 yaşında ve insülin pompası kullanan bir şeker hastası olsun..Zayıf ve insüline duyarlılığı fazla olsun..

Kullandığı günlük toplam insülin dozu yani TİD(Toplam İnsülin Dozu): 30 ünite olsun..

1800 / 30 = 60

Yani bunun anlamı şunudur..1 ünite hızlı etkili insülin Ayşe’nin kan şekerini 60 mg/dl düşürür..Bu hemen hemen her 15 gram karbonhidrat karşılığında 1 ünite insülin anlamına gelmektedir..

Mesela öğün öncesi kan şekeri 250 mg/dl olsun..

Öğün öncesi hedeflenen kan şekeri düzeyi 120 mg/dl olsun..

Bu kişinin İDF yani insülin duyarlılık oranı ise 50 mg/dl olsun..

Yani kan şekerindeki her 50 mg/dl fazlalık ise 1 ünite hızlı etkili insülin verilmelidir..

250-120= 130 mg/dl

130 / 50 = 2,6

Yani bu kişi kan şekerini 250 mg/dl’den 120 mg/dl’ye getirmek için 2,6 ünite hızlı etkili insülin enjekte etmelidir..

Mesela öğün öncesi kan şekeri düzeyi 200 mg/dl olsun..

Hedeflenen postprandiaal glukoz düzeyi( yemek sonrası kan şekeri düzeyi:) 100 mg/dl olsun..

İDF= 50 mg/dl olsun..

Yemekte de 75 gram karbonhidrat tüketilsin..

75 gram karbonhidrat için 75/15= 5 ünite hızlı etkili insülin kullanılacak..Orası kesin bir defa..(( Bazı kişilerde bu miktarda ufak değişiklikler olabilir..Ama genelde bu böyledir..Ortalama olarak 15 gram karbonhidrat karşılığı 1 ünite insülin enjekte edilmelidir…))

200-100= 100

100 / 50 = 2 ünite…

Toplamda 5 + 2 = 7 ünite hızlı etkili insülin kullanılmalıdır bu kişi tarafından..5 ünite yemekle gelen karbonhidratı karşılamak için 2 ünite ise yemek öncesi kan şekeri fazlalığını gidermek ve kan şekerini regüle etmek için..

Yani biraz incelenirse çok basit bir yöntem anlaşılır..Ama kesinlikle ve kesinlikle herkes tarafından öğrenilmeli ve kullanılmalıdır..Bu durum çok ama çok önemlidir..

Bir de şunu ilave edeyim..Sürekli karbonhidrat tüketmek zorunda değilsiniz..Karbonhidratın sağlıklısı ve az miktarda olanı faydalıdır..Fazlası aşırı derecede zararlıdır..Sadece diyabet hastaları için herkes için bu böyledir..İnsülin’in de ”kan şekerini ve hormonal mekanizmayı dengede tutacak miktarda olanı” makbuldur..Fazlası aşırı derecede zararlıdır..Mitojeniktir..Kilo aldırıcıdır..Ateroskleroz’a yani damar sertliğine yol açar..

O yüzden karbonhidrat tüketimini sınırlandırmak ve karbonhidratı sebze-meyveden almak en doğru olandır..Günde 30-50 gram kadar karbonhidrat almak yeterlidir..Fazlası herkes için zararlıdır..Diyabetik insanlar için de sağlıklı insanlar için de..

Bugün diş çürümesinden ve obeziteden tutun kalp-damar hastalıkları ve birçok kanser türüne kadar birçok hastalığın oluşumundaki en önemli neden aşırı karbonhidrat tüketimidir..

Tıp Fakültesi’nde öğrenciyken tanıdığım ve hocamın hastası olan yaşlı bir amca vardı..72 yaşındaydı..40 senedir tip-1 Diyabetikti..Adamın HbA1C’si 4,8′di..Hiçbir komplikasyonu da yoktu..Günde 35 gram civarında karbonhidrat tüketiyordu sadece..O da 2 adet elmaya denk geliyor..Geri kalanı komple protein ve yağ..Tabii ilk başlarda bilgisi yokmuş..Dikkat etmiyormuş..Sonradan ABD’de çalışırken Dr.Robet Atkins’e muayene oluyor ve oradan alıyor bu nasihatı..Aynen uyguluyor..Çok da faydasını görüyor..Diyabetin bir dünya sorunundan kurtuluyor..Sadece kan şekeri regülasyonu için düşük miktarda insülin kullanıyor..

Karbonhidrat tüketimi az olunca zamanla açlık kan şekeri de düşüyor zaten..Çünkü karbonhidrat tüketimi az olunca karaciğer glukozu glikojene çevirip depolayamıyor..Açlık anında da glikojeni glukoza çevirip açlık şekerini yükseltemiyor..Alınan karbonhidrat piruvata indirgentikten sonra direkt enerji olarak kullanılıyor ketojenik diyetlerde..

Tabii bunları ”siz de böyle yapın” diye söylemiyorum..Ama aşırı karbonhidrat tüketiminin zararları konusunda dikkatinizi çekmek istiyorum..Karbonhidrat tüketimi fazla oldukça kan şekeri ayarı nasıl olursa olsun komplikasyon gelişme ihtimali hiçbirzaman azalmaz..Herzaman sabit kalır..O yüzden karbonhidrat tüketimini azaltmak ve vücudun ihtiyacı olduğu kadar vermek gerekir..

Mesela endokrin uzmanları retinopatisi olan tip-2 diyabet hastasına insülin kullandırtmazlar..Tip-1 Diyabeti varsa da bu kişinin muhakkak karbonhidrat tüketimini ve dolayısı ile insülin miktarını azaltmasını telkin ederler..Çünkü insülinin fazlası gözü mahveder..Retinopatiyi daha da azdırır..Çünkü daha önce de dedğim gibi insülin’in bir growth etkisi vardır..Mitojenik etkisi vardır..Bu etkiler yaşamsal fonskiyonlar için az miktarda gereklidir..Ama insülin gereğinden fazla artınca bu etkiler de artacak ve bu sefer başta kanser olmak üzere bir dünya arıza meydana gelecektir.. (İlk yayınlanma tarihi 19 Ekim 2012, 08:54)

  • Eyüp Bey ,
    Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkürler.Yazınızda bahsetmiş olduğunuz daha az karbonhidrat tüketimi ve dolayısıyla daha düşük dozlarda insülin alımı konusunu ben de oğlum için uzun süredir düşünüyordum.Ancak bu durum yaş farkı gözetmeksizin herkes için uygun olur mu diye merak içindeydim.Benim oğlum, Eren, 4 yaşında ve tip1 diyabet.Ana öğünlerde 50 gr karbonhidrat tüketmesi tavsiye olundu, ancak Eren için bunu her öğün uygulamak zor oluyor.Özellikle kahvaltılarımız tam bir işkence oluyor onun için.Sabah erken saatte iştahsız oluyor.50 gr karbonhidratı da 2 dilim ekmek, 200 ml süt ve yanına meyvelerle tamamlamaya çabalıyoruz.Öyle ki bazen peynir, yumurta vb gıdaları yiyemiyor bu çabamız yüzünden.Erenin öğünlerindeki karbonhidrat miktarını azaltırsam eğer büyümesi,gelişimi, kilo alımı..vb konularında yaşına göre geri kalma durumu olabilir mi diye tereddütlerim var.Erenimin sağlıklı ve dengeli bir şekilde gelişimini sürdürebilmesi için ne yapmam gerekir.Karbonhidrat miktarını azaltabilir miyiz?Şimdiden çokkk teşekkür ederim.
    Sevgilerimizle…

  • Inanın sızlere ne kadar tesekkur etsek azdır Bu bılgılerı maalesefkı doktorumuzdan alamıyoruz 3 dıyetısyene gıttım ve bu konuda bılgı veremeyeceklerını soyledıler Inanın burada okudugum her bılgı benım ıcın muhtesem Sonsuz tesekkurler
    Saglıklı kalın

    • Herkese Merhaba,

      Eyüp Bey’in de benimle aynı fikirde olacağını düşünüyorum.

      Elbette işin matematiği bu şekilde. Ancak ne olursa olsun bir diyetisyen ve doktorun kişinin yemek listesi ve kan şekeri ölçüm sonuçlarını değerlendirmesi lazım. Ve işin matematiğinde doğru olanı kişiyi takip doktorların da onaylaması lazım.

      Ama Eyüp Bey kendisine danışmak isteyen takipçilerimizin yemek ve kan şekeri ölçüm sonuçlarını blog üzerinden yorumlamak ve fikir vermek isterse biz blog olarak destek vermek isteriz. Önemli olan nokta Eyüp Bey’in bu konuya zaman ayırıp ayıramayacağı 🙂 .

      sevgiler

      • Esra hn eyüp beyin yazısını okuyunca çok rahatladım.size yazmıştım cho sayımını bilmiyorum diye.arda’nın da ana öğünlerde 50 cho alması gerekiyor fakat çoculyemiyor yiyemiyor hem 3kAşık makarna yada bulgur pilavını bende ısrar edemiyordum.böyle oluncada insülindozları dÜşükoluyordu tabi korkuyordum cho almadı şekeri düşermi diye bilmeden iyi birşey yapmışim demek ki.sizce ?

        • Dilek Hanım,

          Anlamışımdır umarım yorumunuzu 🙂

          Normalde 50 gr kh aldığımı varsayalım öğle yemeğinde. Ve bunun için 5 ünite de insülin yapalım. Yani karbonhidrat/insülin oranımız da her 10 grama 1 ünite olsun. Eğer ben o öğünde 50 gr kh yemeyip, 30 gr kh yiyeceksem 3 ünite insülin yapmalıyım. Eğer 5 yaparsam hipoglisemi geçiririm.

          Siz kh almadığı öğünlerde insülin vermiyor musunuz? Ya da ne yaptığınızı anlayamadım???

          sevgiler

          • Esra hnm
            Arda nın ana öğunde50cho alması gerekiyor anaöğün de . Fakat çocuk yiyemiyor.50 ise 30cho tüketebiliyor.böle oluncada yapılması gereken insülin dozu düşüyor.eksik cho alımı gelişimini etkilermi?tabiki insülin kyguluyoruz uygulamama söz konusu değil.

            • Dilek Hanım,

              Şimdi daha net oldu 🙂

              O halde doğru yoldasınız. Yani az yediğinde sabit insülin azaltma ya da çok yediğinde arttırmada bir sıkıntı yok. Gelişim açısından ise mutlaka Arda’nın gelişimi etkilenir ama bu risk kabul edilebilir bir risktir bence. Yemiyorsa yapacak bir şey yok gibi geliyor bana. Çocuk sahibi olmadığımız için atıp tutmak çok kolay geliyor 🙂 🙂

              sevgiler

  • Günde 35-40 gr karbonhidrat alımı yeterli midir? Bu miktarda aldığımızda dengeli beslenmiş olur muyuz? Her öğünde birer dilim ekmek veya onun muadili bir şey yediğimizde 45 gram almış oluyoruz. Meyve, süt, baklagil grubunu da tüketmemiz gerektiği için bu miktar az gibi görünüyor.

  • Günde 35-40 gr yeterli olur mu sorusundan önce belki de şunu sormak gerek: Her öğün bir dilim ekmek ya da muadili yemeye ihtiyacımız var mı? Hadi bir adım ileri götüelim, ekmek, makarna, pilav, tahıl yemeli miyiz?

    Konu diyabet özelinden başka noktalara kayacak ama aslında vücudumuzun bunlara ihtiyacı yok. Paleo ya da bizdeki bilinen adıyla taş devri yaşam şekli bunu çok net açıklıyor. Balık hafızalıyız ama genlerimiz 200bin yıldır insan olarak fazla değişmeden duruyor ve bunun sadece son 15bin yılında tarımla uğraşmış, soframıza ekmek koyabilmişiz. Rafine şekerin insalık tarihindeki geçmişi ise sadece 300 yıl. Biz aslında avcı bir türüz. İnsanoğlu olarak dünya üzerindeki ömrümüzün %80’ini sadece et, yağ ve orman meyveleri yiyerek geçirmişiz ve haliyle sindirim sistemimiz bu kadar yoğun karbonhidrata alışkın değil.

    Peki nasıl besleneceğiz? Kalori sayımına fazla takılmaya gerek yok. Protein, yağ ve en önemlisi kh saymak daha doğru. Buradaki kh hedefini tutturduğunuzda acıkma hissi azalacağı için kısa bir süre sonra zaten kalori alımınızın da kendiliğinden rayıuna oturduğunu görülecek
    – Protein: Vücudunuzdaki yağ oranını düşün sonra günlük hareketliik durumunuza göre kalanı 1.50-2.00 ile çarpın. Örneğin 70kg ve %20 yağ oranı olan biri günlük 85-110 gr arası protein almalıdır. Sanki üst limitmiş gibi düşünmeyin. Bu gramı tutturmak öyle çok kolay değil.
    Protein Kaynakları: Her türlü kırmı et, sakatat, deniz mahsulleri, kümes hayvanları, kuruyemişler (fındık, ceviz, badem)
    Yağ: Abartmadan dilediğinizce yiyebilirsiniz. Yağsız, light ürünlerden kaçının. Özellikle yağlıları tercih edin.
    Sağlıklı yağlar: Zeytinyağı, tereyağı, etle birlikte gelen hayvansal yağ
    Karbonhidrat: İşte can alıcı kısım. Kilo almak istemiyor ve daha önemlisi sağlıklı kalmak istiyorsanız günlük 80-90 gramı geçmemeli. Bu değerin ne kadar altına inerseniz o kadar hızlı yağ yakarsınız. 50 gr altı gibi ketosiz başlar. Uzun süre bu değerin altında devam edilecekse kan değerlerinizin düzenli kontrol edilemesinde fayda var ki diyabetli olarak zaten ediliyor. 25-30’un altına zaten inmeniz çok zor çünkü meyve sebzeden ister istemez kh alacaksınız.
    Sağlıklı karbonhidrat kaynakları: Dilediğinizce yeşil sebzeler, salata malzemeleri, kararında diğer sebze ve meyve.

    Bu sayılan besinlerin tümünün mümkün olduğunca doğal, işlenmemiş ve katkısız kaynaklardan olması gerektiğini sanırım söylemeye gerek yok.

    Bir de yasaklara bakalım:
    – İçinde rafine şeker olan her şey.
    – ekmek, hamurişi, makarna, vb
    – bakliyat ve tahıllar
    – z.yağı dışında sıvı yağların hemen hepsi, margarin

    Abartmadan yenebilecekler: Meyve ve renkli sebzeler (domates, havuç vb)

    İşin özü kh miktarı günlük 60-80 gr aralığında tutarak mümkün olduğunca doğal kaynaklardan dilediğinizce beslenebilirsiniz. Diyabet özelinde ise kan şekerinin ani yükselmemesi için bu kh’ı glisemik indeksi düşük besinlerden alın.

    Paleo yaşam tarzını araştırmanızı öneririm. Modern(?) insanın
    beslenmeden kaynaklı sağlık sorunlarına büyük ölçüde ve kökten çözüm getirdiğine inanıyorum.

    • Yavuz bey,

      Paleo yasam tarzını ikinci kez sizden duydum. bir kitabı varmış ,oğlumu götürdüğüm doktorumuz tavsiye etmişti.

      bunu arastiricam. çünkü söylemlerinize uygun bir beslenme ve insülin uygulaması yaptık bizde. çünkü çocuk listede belirtilen cho yu tüketemiyor. ve insülin dz ları düşmüştü.

      Selamlar

  • Esra Hanım merhaba…

    Kusura bakmayın..Elimde olmayan sebeplerle bazen kendimi kaptırıp tıbbi terimleri fazlaca kullanabiliyorum birşey anlatırken..Alışkanlık olmuş işte..Yapmamaya özen gösteriyorum ama bazen kantarın topuzu kaçıyor genede..

    Esra Hanım..Ben karışım insülin olayını doğru bulmuyorum..Hastaların az bir kısmı kristalize insülinden memnun..Ama ezici bir çoğunluğu memnun değil..Kristalize insülin ürünlerinin etki etmesi gerektiği yerde yeteri kadar tesir etmemesinden yada etki etmemesi gerektiğinde ise fazlaca tesir ettiğinden yakınıyorlar..Yani hiperglisemi durumlarında yetersiz etkisinden ve yersiz yere kan şekerine etki edip hipoglisemiye yol açmasından şikayetçiler..

    Oysa hızlı etkili insülinde böyle bir sorunla karşılaşmıyoruz pek..Özellikle de insülin pompasında..Zaten insan vücudunda salgılanan insülin de tek tiptir ve hızlı etkili insülindir..Ancak sekresyon düzeni ve miktarı değişiklik gösterir bildiğiniz gibi..Açlıkta azar azar, yemekten sonra ise hızlıca olur insülin cevabı..

    Bu sekresyon modelini gerçeğe en yakın taklid eden insülin pompasıdır..Bu yüzden vücudunda yeteri kadar hatta fazla miktarda insülin salgısı olup da insülin direnci yüzünden kan şekeri patolojik seyreden obez tip-2 diyabetikler dışındaki herkese ama herkese insülin pompası tavsiye edillmelidir..Endojen insülin salgısı az olan tip-2 diyabetiklerinden tutun LADA ve Tip-1 Diyabetiklere kadar birçok hasta insülin pompası kullanmalıdır..Hem kullanımı kolaydır..Hem pratiktir..Hem pankreası çok iyi taklid eder..Hemde komplikasyon riskini minimuma indirir..

    Şimdi kristalize yada karışım insülin analoglarını öven insanları görüyorum mesela..Neden övüyorlar ? ”Günde bir kez iğne yapıyorum” yada ”daha az iğne acısı yaşıyorum” gibi çocukça nedenler yüzünden övüyorlar..Elbette insülin iğnesi vurmak zorunda olmak hoş birşey değil..Gönül isterki tüm diyabetliler kurtulsun bu sorundan..Ama mesele sizin sağlığınız ise orada ufacık bir iğne acısını düşünemeyiz..Orada önemli olan maksimum fayda ve korunmadır..Bu etkiyi de sağlayacak yegane yöntem insülin pompası kullanımıdır..Ve tabii düzenli egzersiz ve düşük karbonhidratlı bir diyettir..

    Öte yandan tip-2 diyabette erken başlanan agresif insülin tedavisinin hastaları uzun bir süre remisyona soktuğu,beta hücrelerini rahatlattığı ve koruduğu da kanıtlanmıştır…LADA diyabette ise erken başlanan insülin tedavisinin benzer şekilde beta hücrelerini harap eden insülitis sürecini azalttığı, beta hücrelerini glukoz toksikasyonundan koruduğu ve hastalığın ilerleyişini durdurduğu yada çok yavaşlattığı birçok çalışma ile gösterilmiştir..

    Burada agresif insülin tedavisi diyerek ”karbonnhidrat sayımı yöntemi eşliğinde insülin pompası kullanımı” kastedilmektedir..

  • Buket Hanım..Elimde olmayan sebeplerden ötürü geç cevap verdiğim için özür dilerim öncelikle..

    Öncelikle şunu belirteyim..İnternet üzerinden tedavi önermek doğru kaçmaz..Ama en azından fikirlerimi belirtmek isterim…

    Eğer İstanbul’da yaşıyorsanız yada İstanbul’a yolunuz düşerse muhakkak ama muhakkak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nden Prof.Dr.Ahmet Aydın’a çocuğunuzu bir muayene ettirin lütfen..Kendisi çocuk hastalıkları uzmanı olup Türkiye’de alanında tektir..Çocuğunuzun durumunu inceler ve size ne yapmanız gerektiğini harfiyen söyler..

    Kendi görüşlerimi söylemem gerekirse…

    Öncelikle Eren yavrumuz bir çocuk ve bir çocuğu yetişkinler gibi değerlendiremeyiz..Dolayısı ile onun diyetinde biraz daha toleranslı davranmalıyız yetişkinlere oranla..Eren, yeteri kadar karbonhidrat almalı..Ama bu karbonhidratı sağlıklı kaynaklardan almalı..Nedir bunlar ? Sebze, meyve ve kuruyemişlerdir..Eren bunları çok aşırıya kaçmadan ve gerekli insülin dozlarını yapmak kaydı ile dilediği kadar yiyebilir..

    Ben öyle tuhaf yöntemlere karşıyım..Yok ara öğünmüş..Yok ana öğünmüş..Bir insan acıktığı zaman yer..Vücudumuz zaten ne zaman enerjiye ihtiyacı olduğunu bize bildiriyor ve bu sayede karınımız acıkıyor..Önemli olan sağlıklı şekilde beslenmek ve vücudumuzun genetik olarak tolare edebileceği doğal gıdalarla beslenmektir..

    Eren’e ve size tavsiyem şudur..

    1-) Ara öğün, ana öğün vb gibi kafa karıştıran programları unutun..Bu insan henüz bir çocuk..Robot değil..Ayrıca bu tür diyet yöntemleri gerçekçilikten çok uzak..

    2-) Eren yavrumuz acıktığı zaman dilediğini yesin..Çikolata,tahıl ürünleri,tatlılar,hamur işleri vb gibi hızlı emilen ve glisemik indeksi yüksek olan zararlı karbonhidrat kaynakları hariç…

    3-) Eren yavrumuzun yiyebileceği sebze,meyve, kuruyemiş, et, süt ürünleri, yumurta ve sakatattır..Et, sakatat,yumurta vb gibi hayvani gıdaları dilediği kadar yiyebilir..Dilediği kadar yeşil sebze de yiyebilir..Meyveleri ise daha çok az şekerli olanından yesin..Ekşi elma, erik vb gibi..Ekmek gibi tahıl ürünlerini ve unlu mamülleri çok sınırlı tüketsin..Hatta mümkünse hiç tüketmesin..

    4-) Canı çok tatlı çekerse günde 1-2 tane orta boy ve şerbetlenmemiş olan muzlardan yiyebilir..

    5-) Eren yavrumuza muhakkak ama muhakkak balıkyağı kullanın..Sıvısını içemiyorsa tabletini kullansın..

    Eren henüz bir çocuk olduğu için kolaylıkla alışacaktır bu düzene..Tabiiki arasıra canı çikolata falan çekecektir arkadaşlarına bakıp..Hatta kaçamak da yapabilir sizden habersiz..Ama ona çikolatanın ve bu türden unlu-şekerli her türlü gıdanın zararlı olduğunu öğretmelisiniz..Çikolatanın sigaradan farkı yoktur benim gözümde..Eren’i çikolata,pasta vb gıdalardan uzak tuttuğunuz için belki üzüleceksiniz bir anne olarak..Ama lütfen üzülmeyin..Bilakis sevinin..Çünkü O’nun sağlığını korumuş oluyorsunuz böyle yaparak..Eren’i sadece diyabetin zararlarından değil en başta kanser olmak üzere birçok hastalıktan da korumuş oluyorsunuz..

    Çikolata,pasta vb türden zehirlerin kime faydası varki Allah aşkına ?

    Çocuğunuz diyabetli olsun, olmasın..Onu her türlü paketlenmiş gıdadan ve unlu-şekerli mamülden uzak durmalıyız..Çocukları tehdit eden tek hastalık diyabet değil..Maalesef kanser de salgına dönmüş vaziyette ve diyabete göre çok daha korkunç ve ciddi bir hastalık..En önemli nedeni ise giderek artan un ve şeker tüketimidir..Paketlenmiş gıdalardaki katkı maddeleri ve kimyasallardır..

    O yüzden ”çocuğuma çikolata yediremiyorum” diye üzülen annelerden olmayın lütfen..Bilakis sevinin..Çikolata gibi bütün unlu ve şekerli gıdalar birer zehirdir..Buna ekmek de dahildir..

  • Esra Hanım;

    Tabiiki sizinle aynı fikirdeyim..İnternetten tedavi olmaz..Tedavi yönlendirilmez..Sadece fikir beyanında bulunuyorum..

    Hastaların muhakkak diyabet konusunda uzman bir doktor takibinde olması gerekir..Hastalar özellikle karbonhidrat sayımı yöntemini ve sahip oldukları diyabet hastalığını da çok iyi bilmeliler..Özellikle karbonhidrat sayımı konusu hayati öneme sahip..Ayrıca insülin iğnesi yerine pompaya geçmeliler..(( Obez tip-2 diyabetikler hariç..Onlar çok ayrıntılı incelenmeli ve ona göre tedavi protokolü düzenlenmelidir..))

    Şunu da ilave edeyim..Maalesef her doktor ve diyetistyen aynı ölçüde bilgili ve donanımlı değil..Öyle doktor ve diyetisyenler varki hastalara yarardan çok zarar veriyorlar..Maalesef sadece maaşını almak ve ilaç şirketlerinden komisyon almak için hastaneye gelen meslektaşlarım var..Benzer şekilde karbonhidrat sayımının ne olduğunu bile bilmeyen ve diyabet hastası bir insana kalkıp ”kalori hesabı üzerinden diyet programı belirleyen” donanımsız diyetisyenler var..

    O yüzden doktorun ve diyetisyenin de en iyisini ve konuya en hakim olanını bulmak ve onlardan yardım almak gerek..

    Aslında bana sorarsanız karbonhidrat sayımını çok iyi bilen bir hastanın diyetisyene ihtiyacı yok..Ama karbonhidrat sayımını çok iyi bilmesi gerekir..Bir de sık olarak tükettiği yiyeceklerden sonra kan şekerinin nasıl seyrettiğini bir kenara not ederse çok daha aydınlatıcı olur..Mesela bir yemek düşünelim…4 çorba kaşığı bulgur pilavı, bir tabak et sote, bir tabak salata ve bir kase yoğurtdan oluşsun..Böyle bir öğün yendikten sonra 3 saat boyunca her yarım saatte bir kan şekerine bakılıp biryere not edilirse bir daha aynı yemek yendiğinde nasıl bir kan şekeri dalgalanması olacağı ve insülin dozunu nasıl ayarlayacağını çok daha iyi bilir kişi..Özellikle ”Çok sık tüketilen ve sevilen yemeklerde” bu yöntem uygulanmalıdır..

    Yani biraz kişi kendi kendinin doktoru olmalı..Diyabette bu şart..Karbonhidrat sayımını çok iyi bilirse kişi, diyetisyene ihtiyacı yoktur..Ülkemizdeki çoğu diyetisyen maalesef diaybet konusunda kafa karıştırmaktan başka birşeye yaramıyor..Maalesef bu böyle..İnanın buna..Çünkü çoğu diyetisyen diyabet konusunda maalesef sınıfta kalıyor..Emel Özer gibi diyetisyenleri tenzih ederim tabiiki..Bu arada O’nun kitabı vardı birara..Eğer bulabilirseniz muhakkak alıp okuyun..Tüm diyabetliler okumalı..

    Emel Özer’in bir tek ”bir diyabetlinin diyeti yüzde 60 oranda karbonhidratlardan oluşmalıdır” fikrine katılmıyorum..Diyabet en basit tabiri ile bir ”Karbonhidrat intoleransı” hastalığıyken, diyabetik hastalara kalkıp ”Karbonhidrat ağırlıklı beslenin” demek bence hiç doğru değil..Ama bu konuda sayın Emel Özer’in de kabahati yok..Mevcut tıbbi dogmalar bu yönde..Ve maalesef bu dogmalar herkese ”yerçekimi kadar doğruymuş” gibi ezberletilmiş resmen..Tıpkı kolesterol meselesinde olduğu gibi..

    Günlük diyetin yüzde 50’si proteinden, yüzde 30’u sağlıklı karbonhidrat kaynaklarından ve yüzde 20’si ise sağlıklı yağlardan oluşmalıdır..

    • Eyüp Bey Merhaba,

      Sizin yorumlarınızı ve yönlendirmelerinizi düşünerek yapılmış bir yorum değildi. Üzülerek söylemem gerekir ki birçok hasta doktora gitmekten çok internetten kendi kendine çözüm bulmaya çalışıyor. Sizin verdiğiniz bilgiler elbette oldukça değerli ama her bilgi sizin verdikleriniz gibi değil.

      Emel Hanım’ın kitabından http://www.diyabetimben.com/basucu-kitabi-tadinda.html linkinde ve hemen hemen birçok yazımızda bahsediyoruz. Galiba siz de bu kitaptan bahsediyorsunuz.

      Bahsettiğiniz şu detay benim için de önemli.Yenilen öğünden sonra kan şekerine sık bakılıp çıkan kan şekeri değerleri bir yere not edilerek te kişi kendi insülin ünitelerinin hakimi olabilir. Talha’nın annesi Türkan Hanım’a bunu önermiştim. Umarım uygulayarak bir yol almışlardır.

      sevgiler

  • Gülru Hanım..

    Ekmek tüketimi özellikle tip-2 diyabetin adeta salgın hastalıklara dönüşmesinin esas nedenidir..Maalesef ekmeği faydalı birşey sanıyor insanlar..Oysa ekmek faydalı değil tam tersi zararlıdır..Bu konuda doktor ve diyetisyenler de kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği için ekmek tabusu aynen devam etmektedir..

    Bugün en light ekmeğin bile bir diliminde 15 gram karbonhidrat vardır..Üstelik tamamen kof, içeriksiz ve zararlı bir besindir ekmek..Bakmayın siz ekmek ve unlu mamül endüstirisinin palavralarına..Ekmek de bazı B gurubu vitaminler az miktarda vardır ama o kadar B vitamini her gıdada vardır..Yani bu vitaminleri almak için ekmek gerekmez..

    Ekmek ayrıca içerdiği tahıl proteinleri ile çok tehlikelidir..Muhtemelen TİP-1 DİYABETİN NEDENİ DE BUDUR..Ekmek ve unlu mamüllerde bulunan tahıl proteinleri bağırsak duvarından kana karışarak bağışıklık sistemini alarma geçirmekte ve gizli-alerjik bir tepkiye yol açarak oto-reaktif T hücrelerini situmule etmektedir..Bu sefer aktive olan oto-reaktif T hücreleri ve artan interlökin salgısı ile beraber otoimmunite gelişmektedir..Vücut bağışıklık sistemi kendi dokularına karşı antijenler üretmektedir..

    Genelde karşımıza tip-1 Diyabet ve Hashimoto Tiroditi olarak çıkmaktadır bu durum..Benzer şekilde aynı otoimmun bozukluk Lupus Hastalığı,Vitiligo, Behçet Hastalığı,Alopecia Totalis vb gibi birçok otoimmun hastalığa yol açabilmektedir..Ancak vücudun hangi organına yada dokusuna karşı otommunite gelişeceği bilinmemektedir..Genelde karşımıza pankreatik beta hücreleri ve tiroid dokusu çıkmaktadır..Yani tip-1 diyabet ve hashimoto tiroiditi..Bazen bu iki hastalık ayrı ayrı ortaya çıkar..Bazen aynı anda ortaya çıkar..

    Tüm bu otoimmun hastalıkların nedenleri:

    ** Ekmek ve unlu-şekerli mamüllerde bulunan tahıl proteinleri

    ** Paketlenmiş ve rafine edilmiş gıdalara konunan kimyasal maddeler ve gıda katkı maddeleri

    ** D vitamini eksikliği yani yeteri kadar güneşe maruz kalmama

    ** Bağırsak flora bozukluğu

    Genelde bu nedenlerin hepsi biraradadır ama tek bir neden de bu arızaya yol açabilir..

    Günde 50 gram karbonhidrat olayına gelirsek..Şunu söylemeliyim..

    1-) Bir defa her diyabet hastası karbonhidrat sayımı yapmayı ve ona göre insülin enjekte etmeyi muhakkak bilmelidir

    2-) Obez tip-2 diyabetikler hariç tüm diyabet hastaları insülin pompası kullanmalıdır

    3-) Sebzelerin çoğunda sınır yok..İstediğiniz kadar yiyebilirsiniz..Özellikle yeşil sebzelerde bu böyledir..Et ve hayvani gıdaları da doyuncaya kadar tüketebilirsiniz…Bazı meyve ve bazı sebzeleri tüketirken ise karbonhidrat oranına göre insülin enjekte ederek tüketmek gerekiyor bilindiği gibi..

    4-) Ekmek ve unlu mamülleri tamamen dışlamak gerekiyor..Ben diyabetik olmadığım halde hiçbir unlu mamülü ve ekmeği tüketmiyorum..İlk başta zorluk çekmiştim ama sonra alıştım..Siz de ilk başta zorluk çekersiniz..Ama en geç 6-7 ay içinde alışırsınız ve ekmeği aramazsınız bile..Ekmek kadar lüzumsuz ve zararlı bir karbonhidrat kaynağı yoktur..

    5-) Bunları planlayıp uygularsanız zaten günde 50 gram karbonhidratı geçmeyeceğinizi de anlarsınız..Ekmeği çıkarınca zaten çok geniş bir yer açılıyor sağlıklı karbonhidratlara..Sebzelerin çoğunda zaten sınır yok..Et ve hayvani ürünler de aynı şekilde..Ancak haftada bir kere çok sevdiğiniz bir tatlıyı yada yemeği aşırıya kaçmadan ve gerekli insülin dozlamasını yaparak tüketebilirsiniz..Onu da belirteyim..Çok aşırı katı olmamak gerekir..

    Şunu da belirteyim:

    Aldığı karbonhidratı 50 gramla sınırlandıran ve 50 gram karbonhidratı da sağlıklı karbonhidratlardan alan ve et ağırlıklı beslenen bir diyabet hastası artık hasta falan değildir benim gözümde..Bu kişinin komplikasyon riski de yoktur..Sadece açlık kan şekeri ve hormonal dengeyi korumak için küçük dozlarda insülin kullanımına ihtiyacı vardır..O da vücudu üretmediği için..Tip-2 diyabetlilerde de buna da gerek yoktur çoğu zaman..

    Ketojenik diyette rutin diyabet kontrollerini ”senede bir kereden, 5 senede bir kereye” çeken hastalar var yurtdışında..Çünkü ketojenik diyetlerde karbonhidrat alımı çok sınırlı olduğu için kan şekeri oynamaları olmuyor..Kan şekerinde dramatik değişimler olmayınca fazla insülin dozuna da gerek kalmıyor, metabolik dengeler de bozulmuyor..Hasta kilo da almıyor..HbA1C de düşük kalıyor..Bazı hastalarda 5’in altına iniyor HbA1C..((Ki bu değer diyabetli olmayan insanların değerinden bile iyi bir değer..))

    Tüm bu sebeplerden ötürü komplikasyon da gelişmiyor..

  • Yavuz Bey..

    Sizi can-ı gönülden tebrik ve takdir ederim..Gerçekten benim söylemek istediklerimi dile getirmişsiniz..Bu bilgiler gerçekten her insanın bilmesi gereken bilgiler..Çok değerli bilgiler..

    Özellikle de diyabet hastalığı gibi ”karbonhidrat intoleransına” sahip insanlar için bu bilgiler çok daha büyük öneme sahip..

    Çok teşekkür ederim bilgiler için..

    • Merhaba Eyüp Bey, yazılarınızı takip ediyorum.Sormak istediğim şey; diyabet hastaları insülini öğünlerde aldıkları karbonhidrat miktarına göre yapıyor. Bir öğünde sadece et yendiğinde mesela kişinin ne yapması gerekiyor? Bir arkadaşım insülün yapabilmek için normalde yemeyeceği halde o öğünde ekmek yiyor. Bu durumda bence bir tutarsızlık var. Yardımcı olabilirseniz mutlu olurum. İyi günler.

  • Eyüp Bey asıl ben teşekkür ederim, kh efsanesini kabul etmeyen bir hekim görmek gerçekten sevindirici.

    Bende diyabet tanısı tıp fakültesi de olan özel bir hastanede konuldu ve ardından beklendiği gibi eğitim hemşiresine ve diyestisyene yönlendirildim. Diyetisyenin yaptığı, boy+kilo ölçümü ve elime tutuşturulan hazır basılmış bir öğün programı. 3+3 öğün, bol kh, çok az yağ (dengeli beslenmeymiş!). Listeyi inceleyip düşük kh’lı bir diyet uygulamayı düşünüyorum dediğimde panikle aldığım yanıt: “sakın! vücudun yağları parçalamaya başlar bu da ketoasidoza neden olur komaya girersin, sadece glikozla çalıştığı için beyin hücrelerinde harabiyet olur.” Her zamanki kalıplaşmış düşünce. Beynimiz ve diğer organlar ketonları da kullanabiliyor. Ketoasidoz farklı birşey, diyetle olan şeyin adı ketosis ve bir zararı yok dediğimde ise ordan burdan yalan yanlış bilgiler öğreniyorsunuz tepkisiyle karşılaştım. Karşınızdaki yüksek eğitim almış, işinin profesyoneli olunca tartışamıyorsunuz. ad hominem’den öteye gitmiyor.

    Dün ise ilk tanıyla ilgili içim rahat olmadığından dolayı ege tıp fakültesine gittim. Otoantikor test sonuçları bir ay sonra çıkacakmış, buradaki doktor da sizin söylediğiniz gibi LADA olduğumu düşünüyor. Şekeri düşürmek tip belirlemeden daha önemli dedi ve insülin tedavisi başlattı. Doktorla görüştükten sonra aynı rutin: eğitim hemşiresi ve ardından diyetisyen. Yine kilo+boy ve yine kh zengini benzer bir liste. Bu kez sesimi çıkarmadan peki deyip çıktım 🙂

    Sağlık sektörü için iyi niyetimi korumak istiyorum ancak görünen o ki sorun sadece bilgisizce, ezbere çözüm getirmenin çok ötesinde. İki adım geri çekilip dışardan baktığımda hastaları öldürmeyen (hayatta olmayan kişi ilaç kullanamaz, gıda tüketemez sektöre para kazandıramaz) ama koruyucu, önleyici çözümleri dışlamış bir sistem görüyorum. Bütün büyük oyuncular al gülüm ver gülüm oyun oynuyorlar. İlaç-sağlık sektörü, gıda devlerinin arasında hapsolmuş durumdayız. Bu şekilde devam edersek kendi neslinin yaşamına son veren dünya üzerindeki ilk tür olacağız.

    En azından “düşük kh’lı diyet”, “diyabetler için ketojenik diyet”, vb konularını arayın, araştırın. Özellikle ingilizce çokça kaynağa kolayca ulaşabilirsiniz. Ve hekiminizle bunu konuşun.

    Örnek: Ekteki dokümanda Tip-1 diyabetlerde düşük KH’lı bir diyetle yapılan çalışmayı ve sonuçlarını bulabilirsiniz. Ordan burdan, yalan yanlış bilgi olmasın diye tıbbi makale örneği verdim 🙂

    Özetle diyor ki:
    Dalgalanan şekerini tam olarak kontrol edemeyen 22 Tip 1 hastaya 70-90 gr KH diyeti verildi ve insülinlerini buna göre yapmaları öğretildi. Kalori ihtiyaçları da ilave protein ve yağ ile dengelendi.
    Haftada gerçekleşen hipoglisemi olayı sayısı başlangıçta ortalama 2.9 iken, 3 ayın sonunda 0.2’ye, 12 ayın sonunda ise 0.5′ düştüğü görüldü. A1C başlangıçta 7.5, 3 ay sonra 6.4 ve 12 aysonra yine 6.4. İnsülin ihtiyacı 21,1 ünite/gün’den 12.7 ve 12.4’e düşmüş.

    Ve, buradaki diyet tam olarak düşük KH değil, orta düşük sayılır.
    http://diabeticdiet.org.uk/Low-carb_in_type_1.pdf

    Selamlar.

    Not: Şimdi linki tekrar ararken aynı ekibin bir de Tip 2’ler için çalışmasına denk geldim:
    http://www.nutritionandmetabolism.com/content/3/1/22

    • Eyüp Bey, Yavuz Bey Merhaba,

      Bu çalışmada 24 hastanın 17 si bayan, 7 si erkekmiş. 11 inde insülin pompası, 13 ü ise Lantus ve Novorapid kullanılmış.

      Günlük standart 70-90 gr kh alınarak ilk 3, 6 ve 12 ay sonunda HbA1c, trigliserid ve kolesterol gibi değerleri inanılmaz düşmüş. Ayrıca bu süre içerisindeki hipoglisemi ve hiperglisemilerini hastalar not etmiş. Bununla beraber günde 4 kez kan şekeri ölçümü yapmışlar. Bir de günde 3 ana öğün almışlar. Ara öğünü çalışmada göremedim. Yok mu ben mi çeviremedim bilmiyorum. Yemeklerinin karbonhidrat, protein ve yağ içeriği sırasıyla % 20,% 30 ve% 50 imiş.

      HbA1c ortalaması 7,5 ten çalışma sonrası 4,7’ye düşmüş. Ve çalışmanın bir aşamasında 2 hasta özel sebeplerle çalışmadan ayrılmış.

      Çalışmayı çok ilginç buldum. Ve kendi diyetimi sorguluyorum. Ana öğünlerde sabah 30, öğlen 45, akşam 45 kh, ara öğünlerde 30ar gr kh alıyorum. Günde 4 ara öğünüm var. Toplamda 240 gr KH demek. 70-90 gr kh ile benim kh değerlerimin arası oldukça açık.

      Bu çalışmadaki gibi yaşanabilir mi bilmiyorum. Ama hedefimde bireysel olarak kh oranlarımı düşürmek olacak ama başarabilir miyim bilmiyorum.

      Sevgiler

  • (sayılsalcıyım dedim ya bir hesap hatası daha 🙂 önceki 2 yorumu da silebilirsiniz, kusura bakmayın)
    Yukarda linkini verdiğim çalışmada hastaların dışardan insülin ihtiyacının neredeyse yarı yarıya azaldığını görmüştük. Tek bir hasta için belki bu çok önemli olmayabilir ama işin ticari boyutu muazzam.

    Örneğin, Novo Nordisk’in ürettiği insülinler: Levemir, Novolog/Novorapid ve Novolin R. Bu şirketin sadece insülin satış geliri 2011 yılı için yaklaşık 5 milyar usd. Toplam net karı ise 3 milyar usd’nin üzerinde. Ve bu rakamlar sadece tek bir üreticiye ait.

    Fazla naif olmaya gerek yok. Bu şirket insülin satışlarının yarıya düşmesi konusunda ne düşünür sizce?

    Yine aynı firmanın 2011′de ar-ge için harcadığı rakam ise 1,5 milyar doların üzerinde. Yaptığı bağış 14 milyon usd. Dr Faustman’ın faz 2 için aradığı ise sadece 25 milyon ama patent gerektirmediğinden iş bağışlara kalmış durumda.

    http://en.wikipedia.org/wiki/Novo_Nordisk
    http://annualreport.novonordisk.com/web-media/pdfs/Novo-Nordisk-AR-2011-en.pdf

    • Yavuz Bey,

      Diğer 2 yorumu yayına almadım 🙂 .

      Sektör o kadar büyük ki. Uzun vadeli biz müşterilere yapılan yatırımlar da elbete kaçınılmaz oluyor. Ar-ge üzerine Ar-ge yapmaları da normal.

      Neticede her şey biz diyabetliler için değil mi? 🙂

      Ama ne hikmetse işte Dr. Faustman’ın çalışmalarına destek veren de yok ortada.

      sevgiler

    • Yavuz Bey Merhaba,

      Rakamlara ve raporlara baktım da.

      Bir de bu rakamların görünmeyen kısımları var.

      sevgiler

      • Yavuz Bey,

        Birçok firma bu raporları hazırlayıp sunarken kesin rakamları vermiyor.

        Dolayısıyla arka planda dağ gibi rakamlar ve kazançlar var. Bunu demek istemiştim.

        sevgiler

  • Eyüp Bey,

    İDF hesaplarken kısa etkili ve bazal oranlarını neden beraber hesaplamıyorsunuz derken başka bir detaydan bahsediyordum.

    İnsülin pompasında sadece ksa etkili insülin kullanılıyor. Sürekli ve azar azar giden kısa etkili insülin bazalı, ve yemeklerden önce de gönderdiğimiz insülin kısa etkiliyi simgeliyor. Ve günden kısa+bazal toplamı 40 ünite giden bir diyabetlinin İDF hesaplaması mesela 1800/40 ünite olmalı demek istedim. Bu 40 ünitenin 15 i bazal 25 i de kısa etkili olsun. Ama siz 1800’ü 25’e yani kısa etkiliye bölelim mi dediniz anlayamadım???

    Bu durum kalemle ayrı ayrı bazal ve kısa etkili insülin yapan diyabetliler için de aynı olacaktır.

    sevgiler

  • Evet münkündür. Kaldı ki sadece bu rakamlar bile ürkütücü. Diğer ilaçları, cihazları, testleri, sağlık hizmetlerini vb düşündüğümüzde diyabetin insanlığa yıllık parasal maliyeti onlarca milyar dolar. işgücü kaybı belki daha fazla.

  • Esra Hanım aradaki notunuzu şimdi farkettim. Evet, Tip1’lerdeki çalışmada arada en az 4 saat olacak şekilde (hızlı insülin’in etki süresi) belirttiğiniz c/f/p dağılımda üç öğün almaları, ara öğünlerden kaçınmaları istenmiş.

    Hastaların çoğu kesin beslenme saatleri olmadığı için kendilerini çok daha özgür hissetmişler. Doğru doz bazal insülinle bazı öğünler geciktirilebilmiş hatta hiç alınmayabilmiş.

    Aslında sadece 3 öğün ve arada bir şey yeme yasağının kontrollü bir kilinik çalışma olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. KH’nızı düşük tuttuğunuz ve doğru besinleri seçtiğiniz müddetçe dilediğiniz zaman dilediğiniz miktarda doyana kadar yiyebilirsiniz. Arada karnınız mı acıktı 5-10 fındık(ya da badem vb) atın. Şekerli ir şeyler mi canınız çekti (başlangıçta yaşanacaktır), 1-2 kuru kayısı (şekerli, parlak olanlardan değil, gün kurusu denilenden), küçük bir parça %70’lik bitter çikolata yiyin. Zaten kendinizi kısıtlamadan zengin protein&yağ ile beslenirseniz vücudunuz sadece gerçekten ihtiyac duyduğunda acıkacak. Vücudu dinlemek lazım.
    Evet, düşük KH’lı bir hayata alışmak kolay değil. Bunu deneyen bir çok kişi adaptasyon sürecinde, baş ağrısı halsizlik vb hissedebiliyor ve önceki yeme alışkanlıklarına göre kimi bir kaç günde atlatırken kiminde haftaları bulabiliyor. Ancak diyabetliler burada daha avantajlı, çünkü hayatlarından basit şekerleri, yüksek KH’lı patates vb’yi zaten çıkarmış durumdalar.

    Diyabetlilerin sadece ekmeği azaltmaları bile başlangıçta çok şeyi değiştirecek. Ekmek ve un/nişastay tümden kesebilir ya da başlangıçta yarıya indirip kademeli çıkarabilirsiniz hayatınızdan. İnsülin dozunuzu da buna göre ayarlayabilirsiniz ki zaten KH sayıyorsanız o da kendiliğinden olacak.

    Çocukların isteklerine karşı koymak zor ve ailelerin çocukları için düşük KH’lı bir hayat konusunda zorlanacakalrını düşünmeleri doğal. Ama aslında tam tersi çünkü küçük yaşta psikolojik&biyolojik olarak yeme alışkanlıklarının değişimi daha kolay. Tabi ki kendimizden başlamlıyız diyabetli olalım ya da olmayalım.

    İnternette hayatlarını bu şekilde değiştiren kişi/ailelerin deneyeimlerini okuyabilirsiniz. Benim gördüğüm resim obeziteden uzak, pırıl pırıl çocuklar 🙂

    Herkese sağlıklı günler dilerim.

  • Eyüp Bey,
    Yoğun çalışmalarınız arasında bizlere de zaman ayırdığınız için, özel sorularımıza dahi cevap verdiğiniz için ne kadar teşekkür etsek azdır.Yazınız bana ilaç gibi geldi.Çokk teşekkür ederim.
    Karbonhidrat kaynaklarını dikkatli seçmeye çalışıyordum zaten ama artık verdiğiniz bilgileri de gözönünde bulunduracağım kesinlikle!Ekmeği ve unlu mamulleri azaltacağım mesela yavaş yavaş.Balık yağına da başlayacağız mutlaka:))
    Çikolata gibi abur-cubur gıdaları yiyememesini çok dert etmiyorum merak etmeyin:)) Ben diyabetten önce de Erene o gıdalardan yedirmedim hiç.Mesela Eren hayatında hiç cips yemedi, kolalı içecekler içmedi, jelibon görmedi bile:))Şimdi bir de diyabetimiz var ki bu da daha bir dikkatli, daha bir seçici olmamızı gerektiriyor.İşte burada da sizin gibi değerli insanlardan edindiğimiz bilgiler yolumuzu aydınlatarak daha emin adımlarla yürümemizi sağlıyor.Tekrar tekrar teşekkürler…

  • 30 yıllık ve komplikasyonsuz bir diyabetli olarak, burada verilen bu bilgilerin ,biz şekerlilere ne kadar faydalı olduğunun gördüm, sevindim..ellerinize sağlık diyorum..her kişinin diyabeti kendine özgü diyorum ben de..kişi kendi diyabetini günlük notlar alıp düzenlemeli.ne zaman ne kadar dozla şekeri kaç olmuş o gün ne tüketmiş? neye üzülmüş?…bu hastalık içimizdeki bir düşman..savaş sırasında düşmanın ne yapacağını iyi hesap eden komutan gibi hamleleri daha önceden görebilirsek başarılı oluyoruz..sürekli düşen bir şeker sizin hem insülün dozunuzu düşündürmeli hemde neyden kaçtığınızı düşünmelisiniz..unutmayınız biz şekerliler hayatın zevkinden kendini uzaklaştıran ruhlarız..eğer bu ruh durumunu değiştiririp, hayattan zevk almanın, sağlıklı olmanın, bizimde hakkımız olduğunu bilirsek ,bunu başarırsak ,şeker regüle oluyor.denenmiştir…

  • Arkadaşlar merhaba…İlk fırsatta yazılan mesajları cevaplayacağım..

    Esra Hanım’ın ”diyetimi gözden geçireceğim” cümlesi gözüme çarptı..

    Esra Hanım ingilizceniz varsa lütfen aşağıda linkini verdiğim kitabı satın alıp okuyunuz..(( Sitede yazılan yorumları da okursanız iyi olur..Kendisinin tavsiyelerini uygulayıp mükemmel sonuçlar elde eden diyabet hastalarının yorumları ile dolu..))

    http://www.amazon.com/Dr-Bernsteins-Diabetes-Solution-Achieving/dp/0316182699/ref=pd_sim_b_1/191-0337397-1664664

    Dr.Bernstein hayatı boyunca tip-1 diyabet ile beraber yaşamış biri..12 yaşında hastalığa tutulmuş..Yaşamının ilk yıllarında klasik yanlışa uymuş ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmiş..İnsülin kullanmasında rağmen kendisinde retinopati gelişmiş..Ardından öğrencilik yıllarında bu işte bir yanlış olduğunu anlamış..Araştırmalarına devam etmiş ve şu anda uygulamakta olduğu ketojenik diyeti keşfetmiş..Retinopati zamanla ortadan kaybolmuş..Kan şekeri tamamen normal aralığa gelmiş..HbA1C düzeyi 5’in altına düşmüş..

    2006 yılında yapılan tahlil sonuçları ise şöyle:

    HbA1C: 4,8
    Açlık Şekeri : 83 mg/dl
    HDL Kolesterol : 118
    LDL Kolesterol : 53
    Trigliserid : 45

    Ve bu adam 78 yaşında…Normal insanlardan bile daha sağlıklı..Mükemmel değerlere sahip..Hala sporunu yapıyor ve genç insanlar kadar dinç..Çünkü atalarımızın beslendiği gibi genlerimize uygun şekilde besleniyor ve yaşam sürüyor..Un, şeker, rafine tuz ve sağlıksız karbonhidrat gibi zehirlerden uzak duruyor..

    Biliyorum her insan canının çektiği yiyecekleri gönlünce yemek ister..Çünkü insanoğlu damak tadına düşkündür..Herkesin canı çikolata, waffle, baklava vb şeyler yemek ister..Damak tadı onu çeker çünkü..Ama işin ucunda sağlığımız sözkonusu ile nefsimize ”dur” demeyi bilmeliyiz..Bu tür gıdalar sadece diyabetik insanlar için normal insanlar için de büyük bir tehlikedir..SİGARA KADAR ZARARLIDIR..

    Onun için bu tür zehirlerden uzak durmak sadece diyabetik komplikasyonları önlemez…Aynı zamanda kanser, kalp-damar hastalıkları vb gibi birçok belayı da bizden uzak tutar..

    Ayrıntılara daha sonra vakit bulunca gireceğim..

    • Eyüp Bey Merhaba,

      Yavuz Bey’in gönderdiği http://diabeticdiet.org.uk/Low-carb_in_type_1.pdf linkindeki çalışmayı okuyunca açıkçası direkt ve dolaylı karbonhidrat kaynaklarımı gözden geçirmeye karar verdim.

      Sizlere bahsetttiğim gibi ben günde 240 gr KH alıyorum. Bunun içerisinden sütten ve meyve den gelen kısımlar da var elbette. Düşük KH alımına biraz daha sıcak bakmaya başladım.

      Ki zatene vücudumuza direkt ya da dolaylı olarak giren KH bizim kan şekerimi yükselten kaynaklar. Ne kadar az alırsak o kadar iyi olduğunu düşünüyorum. Eşim Eşref’e de bu durumu ve Yavuz Bey’in gönderdiği linkteki çalışmayı çevirdim. O da baya şaşırdı. Ki Eşref 97 kiloya geldi. Kendisinin de gittiği sporu güzel bir beslenme şekliyle desteklemesi gerekiyor.

      Özellikle glisemik indeksi yüksek besinlere yeni doktorum Nilgün Hanım’a gittikten sonra daha mesafeli duruyorum. Bunu nasıl sağladığımı bir yazımda yazmıştım. Proteinsiz bir ana öğünüm artık geçmiyor. Hayvansal protein sizin de bileceğiniz üzere her ana öğünde mutlaka olması gerekiyor. Ayrıca evimizde beyaz ekmek ve un hiç girmez. Ekmeğimi ya paketli ya da kendim evde makinede yapıyorum. Bu cümlelerle şunu söylemeye çalışıyorum; her türlü ortamım hazır aslında beslenme adına. Sadece biraz daha dikkat lazım.

      Ama şunu da önemle vurgulamak isterim ki düşük karbonhidrat konusuna cidden kafa yoruyorum. Ve hedefim 3 ayda 1 HbA1c değerlerinin daha da iyi çıkması.

      Bahsettiğiniz kaynağı inceleyip gerekirse elbette alırım. Eminim yararlı olacaktır.

      Sevgiler

  • Yukarıdaki yapılan yorumlar için bende çok teşşekkür ederim. Daha öncede bahsetmiştim diyetisyenlerle olan sorunumu ama lütfen yanlış anlaşılmasın.Tüm diyetisyenlere geçerli değil tabiiki … Benim de pompa hazırlıklarıma başlandı doktorum önce karbonhidrat sayımını öğrenmem gerektiğini daha sonra pompa takılacağını açıkladı ve diyetisyene gönderildim ve 2 diyetisyene gittikten sonra nihayet 3. diyetisyenden randevu aldım. İnşallah başarılı bir şekilde eğitim tamamlanır daha sonrasıda pompa hayırlısıyla takılır, fakat içimdeki tedirginliği durduramıyorum . Sizlerden ricam karbonhidrat sayım değeri hakkında bilgiler vermeniz bilmeyenler için inanın çokk faydalı olacaktır. pompa öncesi bu bilgilere gerçekten çok ihtiyacım var yada bizlere yararlı olacak bu konuda bi kaynak ismi verirseniz inanın çok iyi olur teşşekkürler…. Saygı ve Sevgiler…

  • buarada bir arkadaş çocuğunun sabah 50 gr karbonhidrat alamadığını yazmış.
    eğer karbonhidrat insülin eşelşemesi yapıyor ise diyetisyeniniz lüften besin çeşitliliği yaparak k/i oranınız hesaplanana kadar 50 gram yemeye devam edin yok eğer hesaplama yapıldıysa ve toplam günlük aldığı karbonhidrat; günlük alması gereken karbonhidrat değeri arasında kalıyorsa sabah 40 gr yada 45 gr karbonhidrata düşebilirsiniz.
    eğer alması gerekenin altında kalıyorsa büyüme gelişem geriliğini engellememek adına ya fazla gelen karbonhidrat diğer öğünlere eşit olarak dağıtılmalı ya da uygun yere ek ara öğün konmalıdır.Eğer kan şekeri profilini ve yediklerini 3 günlüğüne yazarsanız size yardımcı olabilirm.
    Sevgiler

    • Nesil hnm merhaba ,
      Benim oğlum arda eren 2.5aydır tip 1diyabetli.cho sayımı hakkında bir bilgimiz yok bilgi paylasılmadı hastaneden.sadece diyetisyen doktor bir a4 cıktı verdi 3kasık şundan 2kasık bundan die.ben kendim öğünlerinin kaç protein kaç cho olduğunu hesapladım.arda sabahları2, öğlen2.5,akşam 2ünite olarK humulin regular kullanıyor geceleri ise 1.5humulin nph yapıoruz.cho olarAkta sabah40cho,öğlen 50cho,akşam 50cho,araöğunlaerde işe 3ara öğün toplamı60 cho alıyor.daha doğrusu alması gerekiyor.araöğunler hariç ana öğunleri tam almıyor.bugunki kan sekeri degerleri sabah140 2dz,aradaöğun öncesi 138,öğlen 151 2dz,ara öğun 100,akşam 158 dz olarak uyguladık.biz bu doz olayını kendimiz ayRlıyoruz,subat 15de prof.dr.abdullah bereket ile görüşmemiz var umarım bizde bu yöntemi öğreniriz.sizin yorumunuzu bekliyorum.ayrıca arda tanı konulmadan evvelde ekmek pilav sevmezdi.

  • Nesil Hanım Merhaba,

    Bu tarz çalışmalarda benim de anladığım direkt ya da indrekt alınan besinlerin karbonhidratları yerine sadece direkt alınan karbonhidratların hesaplanması. Yani ekmekten alına KH hesaplanırken meyveden gelen hesaplanmıyor gibi.

    Vücudumuza girdiğinde kan şekerine dönüşen her besinin doğru bir oranda alınarak kan şekeri oynamalarının bu çalışmalarda da görüleceği üzere azaltılacağını savunuyorum. Mesela ben günde 150 gr KH alarak hayatımı devam ettiriyorsam bunu azaltarak ta hayatıma devam edebilirim gibi geliyor (150 gr bir örnek sadece.).

    Burada sizin bahsettiğiniz eşiği de geçmemek lazım. Yani günlük alınacak besinlerin ortalam yarısı KH olmalı gibi bir sonuçta meyveden, unlu gıdalardab vb. kaynaklardan gelecek KH dan istesek te istemesek te oluşmak zorunda. Ben unlu gıdalardan alınacak KH kaynağını biraz daha azaltmak gerektiğini düşünüyorum.

    Bu arada sizin de dediğiniz gibi 4,8 HbA1c çok mantıklı bir sonuç değil. Mutlaka ağır hipoglisemiler yaşanmıştır bu araştırmada. Ki zaten birçok kişi çalışmayı kendi istekleriyle ve zorlandıkları için bırakmış.

    Ama yine de dediğim gibi vücudumuza girdiğinde kan şekerine dönüşen besinlerin gün içerisindeki tüketimi ne kadar az olursa o kadar iyi olur 🙂 . Böylesi bir hayat mümkün müdür? Denenerek yapılması olası olabilir 🙂 .

    Diyabette beslenmede konumuz sadece karbonhidrat ta değil elbette. Protein, yağ, glisemik indeks ve posa gibi diğer parameterler de var. Ama besinlerin karbonhidrat içerikleri ve glisemik indeks sanki daha ön planda gibi. O yüzden bu konulara da daha fazla kafa yoruyoruz.

    Bu arada bu vesile ile de yorumlarınız için çoook teşekkür ederim. Siz bizim için oldukça önemlisiniz 🙂 .

    sevgiler

  • Merhabalar,

    Karbonhidrat tüketimi konusu, örneği verilmiş tek bir referans çalışma üzerinden yürümemeli ancak, verileri doğru okumak gerekiyor. Çalışmada karb oranı %50 değil. carb/prot/yağ dağılımı: 20,30,50

    Yani, örnek bir 1600kcal günlük beslenme için:
    %20 krb / 320 kcal / 80gr
    %30 prt / 480 kcal / 120gr
    %50 yag / 800 kcal / 90gr
    Bu dağılım da zaten çalışmada uygulanan 70-90 gr günlük karb tüketim miktarına uyuyor.

    Madem kan şekerini yükselten tek besin karb, ve madem diyabetlinin temel sorunu bunu vücudunun regüle edememesi, hiper&hipo riskini azaltmak için karb alımını sınırlamak gayet açık bir çözüm gibi geliyor.

    Evet düşük karbonhidratlı bir rejimde enerji eksiği prot&yağ ile tamamlanıyor. Ve evet, düşük karb&yüksek yağ ile beslenme tartışmalı bir konu. Yüksek yağ denildiğinde hemen öne sürülen kardiyovasküler rahatsızlık sıklığında acaba beraberindeki karb tüketiminin etkisi düşünülüyor mu, yoksa sadece yağ miktarı mı dikkate alınıyor? Düşük karb&yüksek yağ tüketimine bağlı yüksek kardiyovasküler risk gösteren bir çalışma varsa paylaşırsanız sevinirim.

    Bırakın düşük ya da yükseği, karb’a gerçekten ihtiyacımız var mı, bunun cevabını gerçekten merak ediyorum. Sakın aslında vücudumuzu glikoza bağımlı yapmış olmayalım? Glikoza gerçekten ihtiyacımız varsa, zorunlu olarak sadce hayvansal gıda (prot&yağ) ile beslenen eskimolar binlerce yıldır nasıl yaşayabimişler, nasıl oluyor da toplum olarak kardiyovasküler rahatsızlıkların temel göstergesi obeziteden uzak kalabilmişler? Ve, son yüzyıl içinde modern hayatla birlikte beslenme rejimlerinin değşimi ve karb tüketimiyle obezite, diyabet gibi hastalıklar nasıl bu topluluklarda da görülmeye başlanmış linkteki yazıyı okumanızı öneriyorum. :
    http://discovermagazine.com/2004/oct/inuit-paradox

    Dediğim gibi, bu konu halen tartışmalı. Bilgiye ulaşmak bu kadar kolaylaşmışken herkes araştırmalı ve kendi seçimini yapmalı. Ancak ilginçtir ki, tartışmanın konusu olan karb. insan vücudunda açlık&tokluk hissinin dengesini en kolay&hızlı değiştiren şey. Bunun sonucu da tüketim demek ve gıda devlerini tartışmanın gizli tarafı haline getiriyor. Ve konu, tıbbi tartışmanın dışına çıkıyor. Kaldı ki, bireyleri tenzih ederim ama sağlık sektörü acaba ne kadar masum. Obezite, diyabet vb hastalıkların yıllık maliyeti (ya da sekötre katkısı mı demek lazım acaba) yüzlerce milyar dolarken bize söylenenlerin ne kadarı doğru?

    Herkese sağlıklı günler dilerim..

    • Değerli Arkadaşlarım,

      Diyetisyen Nesil Gören Atalay şu anda doktorasını yapan, Eyüp Bey ise yanlış bilmiyorsam dahiliye doktoru olan (maillerime ya da yorumlarıma Eyüp Bey cevap verirse ihtisasını daha net öğrenme fırsatımız olacak.) ve bizim gibi hasta tarafında değil profesyonel tarafta olan değerli insanlar.

      Dr. Eyüp Bey sağolsun yaptığı araştırmaları bizlerle rahatlıkla paylaşıp vizyonumuzu geliştiriyor. Nesil Hanım ise özellikle diyabetlilere doğru beslenmeyi, doğru besinle doğru dozda insülin yapmayı, karbonhidrat sayım yöntemini ve besinlerin glisemik indekslerinde yağ içeriklerine kadar tüm bilgileribi bize aktarıyor. Paylaşımları için özellikle Nesil Hanım ve Eyüp Bey’e teşekkür etmemiz lazım.

      Bilimde bir çalışma teori aşamasındaysa yani kanunlaşmamışsa bile o teori alarak kalır. Bu şu an tartıştığımız düşük karbonhidratlı besinler konusu için de geçerli. Dolayısıyla daha kanunlaşmamış yani evrensel olmayan bir bilgiyi kendi hayatlarımızda uygulamamız sakıncalı.

      Nesil Hanım’ın da değindiği gibi düşük karbonhidratlı besin tüketiminde özellikle biz tip-1 diyabetlilerde ilerleyen dönemlerde daha ciddi problemler oluşabilir. Bizler bu tarz çalışmalar ya da yazıların amacını şöyle belirlemeliyiz ki ben şöyle düşünüyorum; karbonhidrat saymayı biliyorum diye aldığı günlük karbonhidrat miktarı cidden çok yüksek olan bireyler ve bununla beraber bu yöntemi bilmeyenler de sürekli bir şeyler yiyerek aşırı derecede karbonhidrat alıyorlar. Ben de ara sıra sanki yoldan çıkmış gibi gün içerisinde bolca meyve, unlu gıdalar ya da glisemik indeksi yüksek besinler de tüketebiliyorum. Ama burada bu kadar yüksek karbonhidrat oranlarını düşürmenin önemini bir taraftan da anlatmaya çalışıyoruz. Karbonhidrat alımımız sıfır ya da Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği düzeyin çook altında olmamalıyı vurguluyoruz. Her zaman diyoruz ya; ‘herşeyin azı da çoğu da zarar.’ Önemli olan olması gerekeni tutturmak.

      Ben bu yazıdan sonra 1 günde 1 insan nasıl 60 gr KH ile yaşarı çook sorgulamıştım. Meyve olarak baktığınızda 4 porsiyon meyve, ekmek dilimi olarak baktığınızda 4 dilim ekmek. Böyle bir dünya bence oldukça zor. Ama benim gibi mesela günde 240 gr kh alıyorsanız belki aldığınız KH miktarını biraz düşürmeye çabalayabilirsiniz. Ki ben çabalıyorum. Ama bu rakam hiçbir zaman 60 gr KH’a gelemez.

      Dolayısıyla bu tarz teori ya da çalışma düzeyinde olan projeleri takip etmek güzel olmalı sadece. Yoksa bu tarz çalışmaları kendi üzerimizde uyguladığımızda karşılaşacağımız daha ciddi sağlık sorunlarını da kabul etmiş oluruz.

      Zaman geçtikçe tıpta yenilikler oluyor. Doğru kabul ettiğimiz bilgiler çöpe atabiliyoruz. Ama lütfen şimdilik teori aşamasındaki bilgiler ışığında değil şimdiki bilgiler ışığında ilerleyelim.

      Şunu da son olarak belirteyim. Tekrar oluyor sürekli ama 🙂 ; KARBONHİDRAT SADECE EKMEK YA DA UNLU MAMUL DEMEK DEĞİL. MEYVEDE DE, SÜT VE ÜRÜNLERİNDE DE VB. BESİNLERDE KARBONHİDRAT VAR. KARBONHİDRATTAN BAHSEDERKEN TÜM BUNLARDAN BAHSEDİYORUZ.

      Hepinizi öpüyorum 🙂

      sevgiler

  • Esra Hanım merhaba,

    Yorumunuzu şimdi gördüm. Diayebtlilerde kalıplaşmış ve malesef gereğinden fazla önem verilen doğrudan/dolaylı ya da diğer bir deyişle glisemik indeksi düşük&yüksek karbonhidrat mantığını kırmamız gerekiyor. Karb, karbdır. Belki bilmeyenler için tekrarlamakta fayda var. Nereden aldığınızın, glisemik indeksinin ne olduğunun kandaki şekeri ne kadar artırdığına bir etkisi yok. 50 gr karb.ı ister pirinç pilavından alın ister bulgur pilavından. Ya da elmadan, toz şekerden, ekmekten. Bunların hepsi şekeri aynı miktarda artırır. Sadece bazıları bunu daha hızlı yapar, bazıları daha yavaş.

    Karb alımını hesaplarken de, elbette hepsi dikkate alınmalı. Karpuz, domates, ekmek, peynir, çikolata.. Kalori cetveli gibi besinlerin karb,prot,yağ içerik tabloları da mevcut. Özellikle diyetlerini yeni şekillendiren diyabetli olsun olmasın herkes başlangıçta excel vb ile yediklerini günlük not etmeli ve karb sınırlandırması yapacaksa buradan takip etmeli. Zaten bir iki hafta içinde düzen oturur.

    Selamlar

    • Yavuz Bey Merhaba,

      Nesil Hanım ve blog olarak ortak bir kararla yorumları sildik.

      Oluşabilecek yanlış anlaşılmalar gibi bazı olasılıkları engellemek istedik.

      Anlayışınızı rica ederiz.

      Sevgiler

    • Tabii ki Ahmet Bey,

      Doç. Dr. Emel Özer Hocamızın, Diyabetliler için Hayatı Kolaylaştırma Kılavuzu Adlı Kitabından faydalanabilirsiniz 😉

  • kitap öneriniz için tesekkur ederim ben ahmet furkanın annesiyim demin belirtmedigim icin özür dilerim acemiligime verin bu siteyle yeni tanıştım oğluma yardımcı olmak için elimden geleni yapmaya calısıyorum karbonhidrat sayımını beceririm inşallah tekrar kusura bakmayın tesekkurler

    • Merhaba,

      Karbonhidrat sayım yönteminin kitaplarla öğrenilebilecek bir konu olmadığını size özellikle belirtmem gerekir.

      Bu yöntemi bilen bir diyetisyenle beraber bu kitabı da alırsanız karbonhidrat sayım yöntemi eğitim sürecinde daha donanımlı ilerler ve çocuğunuza daha büyük bir destek verirsiniz.

      sevgiler

  • TESEKKÜR EDERİM ESRA HANIM…… Biz küçükçekmece kanuni sultan süleyman hastanesinde takipliyiz.Kontrollerimiz geldi zaten mutlaka diyetisyene gidicem kitabı ön bilgim olsun diye düşündüm umarım basarırım.Bu arda İYİKİ VARSINIZ ……….

  • Gerçekten şaşırmamak elde değil..Bir diyetisyen nasıl ”karbonhidrat-insülin hesaplama yöntemini” bilmez..Daha doğrusu bir diyetistyen nasıl olur da karbonhidrat-insülin oranı hesaplama yöntemini bilmeden mezun olur ve diyetisyenlik yapar??
    bayılıyorum şu parağrafa 🙂 bu yüzden 3-4 yıl daha okuyup diyetisyen olmak istiyorum.
    geçen haftadan beri finlandiya , çin , türkiye arasında tip-1 çerçevesinde özellere, ayrışımlara bakarken, karbonhidrat sayımı hususunda Eskimo mutfağına gözattım:) İyiki Anadoluda doğmuşum 🙂
    Eyüp Bey, yukarıdaki yazınızdan yola çıktım;Googledan başka nerede ve ne yönde araştırma yapabileceğim konusunda beni aydınlatırsanız sevinirim. Oğlum Erene fazla insülin vermek istemiyorum ama sistemin içindeyim, sivilim ve cahilim. En önemlisi Eren daha küçük,2008 kasım doğumlu.
    mutluluklar 🙂

    • İlker Bey Merhaba,

      Aslında illaha diyetisyenlik okuma yerine Öyküm Hanım bizi kabul ederse 🙂 bu yaz tatilimizde 2 hafta izin alıp Ankara’da kamp kurarak KH Sayım Yöntemi’ni bize öğretse mi Öyküm??? 🙂 Ya da İzmir’de. Zira Nesil Hanım da İzmir’de. İzmir tatil yeri bir de 🙂

      Ama diploması olalım diyorsak ta ÖSS ye girmeden nasıl diyetisyenlik belgesi alınır araştıralım 🙂

      Bir de fazla insülin vermemek için çaba harcamak konusuna şöyle karşıyım; eğer 50 ünite insülin diyabetlinin en doğru beslenme şekli ile yetiyorsa o insülin mutlaka yapılmalı. Fakat kişi sürekli keyfine göre canı ne isterse yiyip ek doz yapıyorsa işte o ek dozlara da karşıyım. Önemli olan doğru beslenme şekli ve doğru dozda insülin yapmak. Bunu gözden kaçırmayalım. Diyetisyen olursak bunu daha iyi anlarız İlker Bey 🙂

      Sevgiler

  • Esra hanım,

    tesadüfen siteye girdim nerdeyse tüm yazılarınızı okudum.Gerçekten çok teşekkür ederim size ve görüş bildiren doktor arkadaşlara.

    Türkiye gibi tip 1 diyabette nerdeyse en geri Afrika ülkeleriyle karşılaştırılacak kadar cahil bir ülkede yaşıyorsanız (bahsettiğim cehalet tabiki eğitim cehaleti değil.doktoruyla.hemşiresiyle.diyetisyeni ile eğitimcisi ile psikoloğu ile birlrikte topyekün bir cehalet) görüşleriniz gerçekten çok önemlidir.13 yaşında oğluna tip 1 diyabet tanısı koyulmuş bir anneyim.(kendi çabalarımla zira soğuk algınlığı ve karın ağrısı şikayetiyle gittiğimiz hastanede karın ağrısı diye zorla isteyerek yaptırdığımız tahlilde yazan 436 şekere bakıp oğlunuzun faranjiti var diye ilaç yazıp gönderen uzman hekimlerin yaşadığı bir ülkede yaşıyorsanız her zaman desteğe ihtiyacınız vardır.Eğitim için yattınız türkiyenin sayılı hastanelerindenbirinde.eğitim yerine kendini bilmez ama bişeyler bldiğini sanan kalitesiz diyabet hemşirelerinden eğitim adı altında günde kaç öğün azar işitilen bir ülkede yaşıyorsanız.bu hastanelerdeki et yemek yasak haftada en fazla 2 köfte yiyebilirsiniz diyen diyetisyenlerin var olduğu bir ülkede yaşıyorsanız ve çocuğunuz ergenlik dönemindeyse onun ruh ve beden sağlığını korumak için sürekli okumanız gerekir.Bu yüzden özellikle diyabetle yeni tanışmış kişiler için yazdıklarınız önemli.Yalnız çocuk ve ergenlerde anne babaların inanılmaz yasaklarla çocuklarının ruh sağlığını bozmamaları ve gelişme çağındaki çocuklarda gece büyüme hormonlarının çalışması dikkate alınarak şeker düzeylerinin gece 120 nin altında kalmamasına gece düşük giden şeker yüzünden çocukların geliişimlerinin zarar görmemesi için dikkatlerini çekmek istiyorum.

  • Merhaba arkadaslar,

    Dün hastaneden ciktim ve karbonhidrat sayimina basladim ,dun aksam 8 doz insulin yaptim korkuyordum acikcasi onu da tolere etmek icin baya bir de yedim. 🙂 Sabah uyandigimda kan sekeri 104 du ,4 dilim kepekli ekmek 1 yumurta biraz kasar peyniri biraz zeytin 1 kucuk domates yedim 1 saat sonra bir muz yedim ,2saat sonra sekerim 110 du ,bi 7 gr falan acigim kalmisti kucuk bi tadelle isimi gordu.:)

    Sanirim bu sabah basarili bi sonuc elde ettim, karbonhidrat saymak gercekten mukemmel bi yontemmis ozgurluk guzel, abartmamak sartiyla tabii. Bu arada 6 unite novorapid yapmistim hala bi kucuk elma hakkim var onuda degerlendiricem tabi,cho saymayi ilk defa bu sitede gordum emegi gecen basta Esra hanim olmak uzere herkese tesekkur ederim…

    • Alp Eren Bey Merhaba,

      Baya bir yol almışsınız diyabetle ilgili. 7 gr açık her zaman tadelle ile kapanmaz ama 🙂 Canım birkaç gündür birşey istemezmem tadelle çekti şimdi 🙂

      Bu arada siz yoldaydınız zaten. Bizler hafiften omuz verdik size 🙂

      Sevgiler

  • selamun aleyküm ESRA hanım Bende geçen haftadan itibaren başlamış oldum karbonhidrat sayımını öğrenmeye,şimdilik herşey güzel devam ediyor,ilk etepda korkmuştum yapamam diye ama çok kolaymış, keşke diyorumdaha önce başlasaymışım.aslında bana bu adımı attıran VE bu kararı vermemde en büyük etken siz oldunuz ,bu sayfada okuduklarım,çok teşekkür ederim. Ayrıca benim ile bu konuda inceden inceye ilgilenen TOKAT GOP ÜNİ.HASTANESİ,DİYABET EĞİTMENİ EMİNE ÖNALAN HANIMA nekadar teşekkür etsem azdır heralde. ALLAHIM hepinizden razı olsun,

    • Neslihan Hanım,

      Eyüp Bey uzun zamandır bloğumuza yazı ya da yorum yazmıyor.

      Bizim cevaplayabileceğimiz bir konu ise sorabilirsiniz.

      sevgiler,

  • onun yazılarını okudumda ekmek yerine protein tüketin yazıyor sebze falan et türü peki ekmek tüketmezsek et sebze onun dediği gibi yogurt yersek ilerleyen saatlerde kan sekerimizde bir sorun yaratmazmı mesala asırı protein belli bir saat sonrasında kan sekerimizi etkilemiyormu bunu sorcaktım

    • Neslihan Hanım Merhaba,

      Her doktorun bakış açısı ve uygulamaları farklı. Eyüp Bey karbonhidrattan fakir beslenmeniz diyabette daha başarılı olacağını savunuyordu. Ama protein ağırlıklı beslenildiğinde de 3-4 saat sonra oluşan kan şekeri yükseklikleri oluyor. Ya da protein ağırlıklı beslenmede diğer bazı organlarda sıkıntı olabiliyor. Evrensel kabul gören uygulamalar herkesin uygulayabilmesi için önemli. Ama yine de Eyüp Bey’in düşünceleri gibi bir düşünceler de bence ihmal edilmemeli ve hasta araştırma grupları yaparak bu tarz beslenmenin tüm olumlu ve olumsuz yanları insanlara gösterilmeli.

      sevgiler

  • bütün yorumları okudum hocalarımız harika fikirlerden bahsetmiş fakat şöyle bir sorun var doktorumun bana söylediğine göre fazla protein böbrekte yük bindiriyor ve sıkıntıya neden oluyormuş ben ağırlık sporu yaptığım halde ( 87 kilo %11 yağ oranı) kilo başına protein max 1.4 gram almam gerektiğini söylediler ama ben x2 alıyorum.Eğer taş devri diyetine başlarsam yada başlarsak spor yapmayan birisi bile günde minumum 100 protein alacak bu klasik diyabet tedavisi görüşüne paralel olarak böbreklerimize zarar vermez mi ? Ayrıca gün içinde hipolisemi yaşadıkları zaman kan şekerini nasıl yükseltiyorlar illa ki şeker almak gerekecek.

    Bana sorarsanız sorun fabrikasyon sisteminde ( homojen yapı gereği her üründe katkı maddeleri var) karb alımında sıkıntı yok doğal karb alırsanız bir sıkıntı yaşamayız gibi geliyor.Bulguru kendimizin yapması yumurtayı tavuğun altından alıp yememiz gibi.

    Biraz bir yazı oldu ama her şey sağlığımız için maddi durumu izinverenler özellikle karbonhidraT kaynaklarında / ben sadece bulgur kullanıyorum / organiğini satın alabilirlerse komplikasyon riski en azından yarı yarıya azalıyor.

  • merhaba ben 14 yıldır diyabetim (25 yaşımdayım) ve şimdiye kadar Samsun da bana karbonhidrat sayımı öğretebilecek tek bir diyetisyenle görüşemedim..üzücü ama gerçek..sitenizi yeni keşfettim ve gördüm ki ben çook geride kalmışım komplikasyon geçirmemiş olmama şaşırıyorum sanırım Allah korumuş bilinçli yaptığım tek şey ne yersem ne kadar vurmalıyım ki onu da malesef 14 yılın vermiş olduğu tecrübeyle deneme yanılma ile kesinlikle ilkel bir şekilde insülin dozunu ayarlıyorum düzenli bi yemek programım yok pompada bahsettiğiniz beslenme planı çıkarma işlemini nasıl yapıcam inanın bilmiyorum ve bana yol gösterin istiyorum sizin çevreniz eminim geniştir lütfen bana samsun da gidebileceğim alanında başarılı bi hekim önerin hba1c en son 7,1 çıktı genelde 6,8 civarındaydı ama yükseldi ve kilo almaya da başladım düzenim şaştı farkındayım yolunda gitmeyen bişeyler var ama bunu güvenebileceğim bi hekimle yoluna sokmak istiyorum rica ediyorum bana bi önerin bildiğiniz bir diyetisyen gerçekten benimle ilgilenebilecek birileri ben hazırım hayatımı değiştirmeye lütfen destek olun

  • Cevap Bırak