Anasayfa Sizden Gelenler Diyabet Tanısı Konulduğunda 1998 Senesiydi Ve 9 Yaşımdaydım

Diyabet Tanısı Konulduğunda 1998 Senesiydi Ve 9 Yaşımdaydım

2 1.648 görüntüleme

İsmim Selin. Diyabet tanısı konulduğunda 1998 senesiydi ve 9 yaşımdaydım. 1 haftada 5 kilo vermem ve ailemle yaptığım Antalya-İstanbul yolculuğu sırasında 17 kere tuvalet molası vermemizle birlikte babam bende şeker olabileceğini düşünerek derhal beni Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne götürdü. 369 gelen açlık şekeriyle birlikte derhal yatırdılar. Hastanedeki süreci zaten herkes biliyor. Birazdan söyleyeceklerim ise çocuğunda tip 1 diyabet tanısı konulmuş aileler için.

1998 senesi Akdeniz Üniversitesi endokrinolojideki tüm hemşire ve doktorlar beni yaşımın anlayabileceği seviyede kitap ve karikatür kitaplarıyla o kadar güzel tip 1 diyabet hakkında bilgilendirdiler ki neredeyse hiç yadırgamadım. Hastaneye yatırıldığım ilk günün gecesi uykumdan uyandığımda annemin hemen yanıbaşımda ve kafası yatağımın üzerinde hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm. “Anne neden ağlıyorsun?” diye sorduğumda ağlamaktan konuşamadı ama tanıdan dolayı olduğu belliydi. ” Bu kadar ağlamana gerek yok çünkü bu geçmeyecek ama en azından insülin kullanarak sizin gibi olabileceğim.” cevabını çok net kurduğumu hatırlıyorum ve bunu bana 18 yıldır biraz kendilerinden mahcup olarak hatırlatırlar. Dediklerim sanırım baya aileme pozitif moral niteliğinde olmuş olmalı ki ilköğretim ve ortaöğretim eğitim boyunca kesinlikle hastalığımdan dolayı hayatımda en ufak bir dışlanmışlık hissettirmediler bana. Annem ben tip 1 diyabetli olmadan önce çalışan bir kadındı ama işi bırakmak zorunda kaldı. Sabah 8 Akşam 6  sürekli okulda beni bekliyor oluyordu, şekerimin 200lere çıktığı anlar çok nadirdi, o anlarda da muhtemelen gribal bir enfeksiyon vb. bir durum geçiriyor oluyordum. Okulda aynı zamanda cam hastalığına sahip bir arkadaşımın annesi daha bekliyordu. Bilmeyenler için bilgilendireyim, inanılmaz hiperaktif öğrencilerle dolu bir okulda cam hastalığına sahip olmak gerçekten zor, çünkü arkadaşım en ufak bir darbede cildinde ciddi morarmalara ve kemik kırılmalarına maruz kalıyordu. Bu tip özel hastalıklara sahip insanlar ve aileleri gerçekten birbirlerine inanılmaz moral verip farklı bir bakış açısı kazandırabiliyor. 1998’den 2003’e kadar annem diyabet konusunda uzman bir hemşireymiş gibi tüm vaktini ve enerjisini bana harcadı. Bu süreç içerisinde de çok iyi bilgilendirilmiş oldum. Liseye geldiğimde annem artık işine geri dönmüştü ve ben en ufak bir bocalama hissetmedim. Diyeceğim o ki; diyabetin tanı konulduğu ilk 5-6 sene gerçekten çok önemli. O an fark etmemiştim ama annem sadece benim diyabetimi çok iyi yönetmekle kalmadı aynı zamanda bana ciddi moral ve enerji verdi. Şu an 27 yaşımdayım ve 18 yıldır bir gün bile “lanet olsun bu diyabete, allah kahretsin, olmasaydı nasıl güzel bir hayatım olurdu” cümlelerini bana sarf ettirmedi. Sanırım bu yüzden de soğukkanlı bir şekilde bedenime herkesin yapması gerektiği gibi gereken özeni gösterebiliyorum.

Bağlayacak olursam; her duruma/ortama nasıl ayak uyduracağımı nasıl kan şekerimi yöneteceğimi, nasıl kendimi normal hissedebileceğimi annem ve babam sayesinde öğrendim. Lütfen çocuklarınıza tip 1 diyabet anormal bir durummuş gibi hissettirmeyin. En önemlisi genelde yaşlılık diyabeti olarak bilinen yani tip 2 diyabetli çevreniz ile çocuklarınızı mukayese etmeyin, özellikle onlarda daha çabuk çıkabilen komplikasyon durumlarında. Çocuğunuz kendini her duruma adapte hissedebiliyorsa şekerini de çok iyi kontrol etmeyi zamanla öğrenecektir. Bunu yapmayı öğrenene kadar sürekli takipte olun, azarlamadan ve korkutmadan bilgilendirmeye çalışın.

Umut notu: 98 senesinde marketlerde diyabetik çikolata bulmak yerde çeyrek altın bulmak kadar zordu. Bulduğumuzda da ciddi para öderdik. Şimdi ise marketler diyabetik ürünlerle dolu. Diyabetik magnum bile yemiştim 2004 senesinde ama piyasadan kaldırmaları yazık oldu 🙂 Kısa etkili insülin yoktu, şekeriniz 120’nin üzerindeyse insülini yapar 30 dakika mutlaka beklemeniz gerekirdi. 180 üzeriyse 45 dakika. Daha yüksekse 1 saatten fazla beklerdiniz. Bu bekleme süreleri gerçekten o zaman insanı çileden çıkaracak kadar hayatını aksatabilirdi. O zamanlar genelde tokluk şekerleri 180-300 ise şimdiye kıyasla daha normal karşılanırdı. Oysa günümüz için tokluk şekerlerinde 140 hedefleniyor. Yani gün geçtikçe çok daha iyi bir diyabet yönetimine sahip oluyoruz ve hayat kalitemiz artıyor ama farkında değiliz. İnanıyorum ki 10-15 yıl içerisinde herkesin kafasındaki o “çıkabilecek komplikasyonlar” korkusu da önemli ölçüde engellenecektir.

Bu siteye de çok teşekkür ediyorum, tip 1 diyabetliyseniz öğreneceğiniz şeyler hiç bitmiyor. Misal bugün Esra Hanım’dan iş hayatımıza ve diyabetimize uygun ayakkabıları nereden edinebileceğimi öğrendim. Herkes tecrübelerini paylaştığında hayat kesinlikle daha güzel. Kendinizi yalnız hissetmeyin. Kendinize iyi bakın, bedeninizle mutlu olun.

Sevgiler;

Selin GEREKCİ

NOT: Yazıyı Facebook ya da Twitter gibi sosyal medya kanallarında paylaşın. Alttaki Facebook, Twitter, Google+ ya da Pinterest butonlarına tıklamanız yeterlidir.

  • Cevap Bırak