Anasayfa Arşivler 2017 Temmuz

Aylık ArşivTemmuz 2017

3 1.217 görüntüleme

Bu Sene “Arkadaşım Diyabet Kampı” Müthiş İzler Bıraktı

Bugün diyabetimben.com Arkadaşım Diyabet Kampı odağında 🙂

3. kez gidiyorum İznik’e. Şükrü Bey ile tanışmamızın da galiba 4. yılı. Hayatımda “iyi ki de var.” dediğim nadir insanlardan.

Önce Bursa’ya gittik. Bursa’dan İznik’e giderken geçtiğimiz yol benim için harikaydı. Yolun kıvrılması, sakinliği, İznik Gölü ile dipdibe oluşumuz.

DSİ Tesisleri’ne girdiğimizde toplantı odasından çocuk sesleri geliyor. Oynuyorlar. Gasca Zurli’nin “A Ram Sam Sam”ı eşliğinde herkes ayakta. Sahnede çocuklara eşlik eden bilindik isimler. Çocukların abileri Çağrı, Abdullah ve daha birçok kişi. Oynuyorlar, oynuyorlar ama dışarı çıkan çoğu çocuğun gözleri yaşlı. Bazıları hıçkırarak ağlıyor. Çünkü son gün, son konuşmalar, veda cümleleri… Çok alışmışlar birbirlerine çoook.

Dedim ya. 3. kez geliyorum kampa. Her sene ya tam ya da yarım gün katılmaya çalışıyorum. Ama bu sefer aniden içine aldı beni. Sebebini anlayamıyorum. Neden böyle oldu ki!

Tanıdık simalar, isimler. Diyarbakır’dan Münevver Hemşire’ye sarılıyorum. Koç Üniversitesi’nden Eda Hemşire ağlıyor. Ona sarılıyorum. Oğuzhan Bey. Daha birkaç hafta önce görüşmüş olsak da ona sarılıyorum. Apo’yu görüyorum. Zayıflamış geliyor bana ama “kilo aldım.” diyor. Çağrı’yı görüyorum. Sarılıyoruz. Sohbet ediyoruz. Sanki çok uzun zaman olmuş. Herkese özlemle dokunmak. Onları görmek müthiş mutluluk veriyor.

Yemekhaneye geçiyoruz. Havuç topları yapacak çocuklar. Ana malzemelere havuç, ceviz ve bisküvi. Gerekli tüm bilgileri çocuklar dinleyip yapmaya başlıyorlar. Diyetisyen Tuğba Gökçe’nin arkasında Çağrı. Çağrı direktifleri veriyor, Tuğba ise ağzını oynatıyor. Gülüyoruz. Fena gülüyoruz. Çocuk olmaya başlıyoruz.

Ardından bahçeye geçiyoruz. Hava fena değil. Güzel bir esinti var. Diyarbakır’dan Mehmet Bey, Diyetisyen Tuğba Hanım, Oğuzhan Bey ve daha çoğu kişi oturuyoruz. Çocukları anlatıyorlar. İçlerinden unutulamayanları anlatıyorlar. Öne çıkanları anlatıyorlar. Unutulmayan anları anlatıyorlar. Sonra bir ara havuzda yüzen çocukları görmeye gidiyoruz. İp gibi sıra olmuşlar. Bir t-shirt var ellerinde. En öndeki kişi suya batırıyor. Elden ele en arkadaki kişiye gidiyor ve kovayı dolduruyor. Müthiş keyifliler. Havuz bitiyor. Saat 18:00 civarı insülin yapma saati başlıyorlar. Esra Ablaaa diye koşan çocukları öpüyorum. Kokluyorum. Fotoğraf çekiyoruz. Sonra isimlerini koydukları insülinci başı, dosyacı başı, ekip başı gibi çocukları izliyorum. Hepsi sorumluluk sahibi. Görevlerini layıkıyla yapıyorlar. Her insülin poşetinde insülin kalemleri ve her birinin üzerinde isimler yazıyor. Bir çocuk insülinci başından insülin kalemini istiyor. İnsülinci başı; “Senin kaleminin üzerinde ismin yazmıyordu. Tek ismi yazmayan kişi sensin. Al kalemini.” diyor naifçe. Çocukça. Akıllıca. Anne oluyorum o anlarda. Onlar ise koskoca ekiplerinin ya annesi ya da babası oluyorlar.

Bu sefer akşam yemeği için yemekhaneye geçiyoruz. Erkek çocuklarının olduğu bir masada tek sandalye boş. Oturmak için izin istiyorum. “Hayır” diyorlar. “Orası Bengi Abla’nın yeri.” “Peki şu sandalyeyi çekip oturabilir miyim?” diyorum. Hepsi onaylıyor. Oturur oturmaz biri tabak getiriyor. Biri çatal, bıçak, kaşık. Hepsinin çocuğuymuşum gibi bana bakıyorlar. Müthiş akıllı, müthiş zeki ve sorumluluk sahibi hepsi. Sohbet yetişkin seviyesinin ötesinde. Futbol, tenis, diyabet. Ne yok ki konu olarak. Ben yine çocuk oluyorum, onlar ise yetişkin.

Sonra hepsi İznik’te akşam güneşini batırmak için iskeleye gidiyor. Bengi saz çalmaya başlamış bile. Bu arada Bengi, Malatya’da Diş Hekimliği okuyor. Aynı zamanda futbol oynuyor. Müthiş çocuklarımızdan biri. Çok naif. Çok doğal. Çok samimi. Bengi saz çalışıyor. Diyarbakır’dan Mehmet Bey türkü söylüyor. Bengi çalıyor. Biz de sesimiz yettikçe türkülere eşlik ediyoruz. Sonra sırtı bana dönük olan, Mardin’den gelen bir çocuk bana dönüyor; “Abla sesin çok güzel. Biraz daha yüksek sesle söylemelisin. Senin farkına varmalılar.” diyor. Ben utangaç oluyorum. O da beni yönlendiren rehberim.

Sonra İstanbul’dan gelen bir çocuk Mardin’den gelen arkadaşına diyor ki; “Yarın kampın son günü. Yarından sonra seni çok ama çok özleyeceğim.” diyor. O an duruyor zaman. Güneş battı batacak. Yavaş yavaş da az kalmışız iskelede. Sonra Şevval’in fotoğrafını çekiyorum iskelenin bir ucunda. Arkasında İznik Gölü. Battı batacak güneş. Harika bir manzara. Kulaklarımda çocukların sesleri. Bana o gün farkına varmadan yaşattıkları. Huzur dolu kalıyorum.

3 764 görüntüleme

İznik “Arkadaşım Diyabet Kampı”nın Mesajı: “Sensörleri Devlet Karşılasın, Parmak Uçlarım Bana Kalsın”

Prof. Dr. Şükrü Hatun
Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi

Bundan 20 yıl kadar önce 1996’da ilk kez Türkiye Diyabet Vakfı başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz’ın daveti üzerine Kuzey Kıbrıs Lapta’da yapılan “ Diyabetli Çocuklar Kampı”na katılmış ve günlerce çocukların ruhumdaki yankılarından, kampın etkisinden kurtulamamıştım. Bu buluşmayı hekimlik yaşamım açısından bir dönüm noktası sayarım ve o zamandan beri “Diyabetli çocukların eğitimi ve sağlığının iyileştirilmesi”ni yaşam misyonlarımdan birisi saydığımı söyleyebilirim. Daha sonra kamplara İznik’te devam ettik ve 2011’den beri de kampın adını “ Arkadaşım Diyabet Kamp” olarak değiştirerek diyabet tedavisindeki bakışımızı kampın temel felsefesi haline getirdik (http://www.arkadasimdiyabet.com/). Yine 2011 yılında Güney Doğu Anadolu bölgesindeki çocuklar için Diyarbakır Çocuk Hastanesi’nden Doç. Dr. Mehmet Nuri Özbek ve İstanbul Tıp Fakültesi’nden Prof.Dr. Rüveyde Bundak ile Diyarbakır Diyabetli Çocuklar Kampı’nı başlattık ama son iki yıldır bilinen nedenlerle o bölgede kamp yapamaz hale gelince, İznik’te ortak kamp yapmaya devam ediyoruz.

Diyabet Kardeşliği

Bu yılki kamp, 24’ü Güney Doğu’dan 90 çocuğun katılımı ile 23-29 Temmuz 2017 tarihlerinde, 20 yılı doldurmanın coşkusu ile yine İznik’te yapıldı ve her yıl olduğu gibi dünyamız çocuklardan yansıyan ışık ile doldu. Kamp deyip geçmeyin; bir çok kimse kamp ekibindeki doktorları, hemşireleri, diyetisyenleri, psikologları, öğrencileri, neredeyse 24 saat çocuklarla beraber yaşayan grup lideri abi ve ablaları “iyi tatiller” diyerek kampa uğurlar ama kamp “ vererek mutlu olma” yeri olarak insanların iliklerine kadar yoruldukları bir yerdir. Kimse ona bunu yap demediği ve şimdiye kadar da sanırım hiç bir yetkilinin ne yaptığının farkında olmadığı Afyon’lu hemşire Nur Şerif Karademir, her yıl 10 kadar çocuğu neredeyse sırtında taşıyıp kampa getirir. Bu yıl da kamp boyunca güneşle açılan ay çiçekleri benzeri yüzleri giderek mutluluktan ibaret hale gelen, son gece “ Şükrü hoca ilk dansı sizinle yapmak istiyorum” diyecek kadar değişen Durdu ve Handan gibi Afyon’un köylerinden 10 çocuk getirmişti Nur hemşire. Benzer şekilde Güney Doğu’da yaşayan 600 kadar Tip 1 diyabetli çocuğun Münevver ablası, hemşire Münevver Dündar eşsiz bir sabır ve sevgi ile yüklendi çocukların o bölgeye has sorunlarını ve umutlarını.

Kampta Nur ve Münevverin çocukları ile diğer bölgelerden gelen çocukların beklentileri farklıdır. Batıdan gelenlerin bir kısmı biraz “tüketimci” bir eğlence için gelir kampa ama zor koşullarda yaşayanlar için kamp, hayatlarında bir kez katılabilecekleri eşsiz bir şölen gibidir ve onlar hem çok öğrenirler hem de kanaatkar bir ruhla gerçek bir mutluluk duyarak yaşarlar her şeyi. Biz de onların ruhlarına yakın bir yerde durmaya çalışırız ve akşamları İznik Gölü üzerinde güneş batışını iskelede hep beraber izlerken onların kaderleri değişsin diye bir tür dua eder gibi dilek tutarız. Belki çocukların kaderi değişmez ama kampın ortasından itibaren neredeyse bütün çocuklar, akşamları coşkuyla oynadıkları “ damat halayındaki” gibi kol kola girerler. Kampın son günü çocuklara “Eve dönerken yanınızda ne götürüyorsunuz?” diye sorarım ve içlerinden birisi-bekleneceği gibi Diyarbakır’dan Muhammed- “ Ben kamptan kardeşlik duygusunu götürüyorum. Burada bir hafta kardeş gibi yaşadık. Bunu hayatım boyunca unutmayacağım” der ve bu sözlerin bize verilmiş en büyük armağan olduğunu hissederiz gözlerimiz dolarak.

Malatya’lı Bengi Özgür ve Tip 1 Diyabetli Sporcuların Zor Yaşamı

Kampa katılan 90 çocuğun her biri bizi etkiler; akşamları onları yatırdıktan sonra kamp ekibi olarak haklarında uzun konuşmalar yaparız. Zaten kamp ekibi bir süre sonra kendi çocuklarını, yakınlarını unutup bütün enerjisini, ruhunu onlara verir. Ekip olarak 90 çocukla kaynaşırız ama bazı çocukların/gençlerin kamptaki etkisi bizi şaşırtır. Bazıları sordukları sorular ya da yaptıkları yorumlar ile Bengi gibi bazıları ise sırtında sazı ile otobüsten indiği ilk andan itibaren bütün var oluşu ile etkiler bizi. Bengi, sevgili diyetisyen Neslihan Koyunoğlu Bingöl’ün ön ayak olması ile kampa katıldı. Önce iskelede sazı ile çocukların ruhuna dokundu, daha sonra grup lideri abla olmadığı halde çocukları kendiliğinden sırtlanan “abla” olarak gördük onu. Daha sonra futbol oynadığını, Malatya’da diş hekimliği okuduğunu öğrendik. Bengi’nin ruhunun bütün çocukların ruhuna karıştığı an ise Tip 1 diyabetli basketbolcu Alper Saruhan’ın kampa ziyaretinde ona destekleri için teşekkür ederken ağladığı andı. Bengi futbol oynarken Tip 1diyabetli olduğunu ama bir süre sonra Tip 1 diyabetli olmasının “ zayıflık” olarak algılanıp, pek sözünün edilmesinin istenmediğini, bir dönem lisansının çıkmadığını ama sonra bütün bu zorlukları aştığını, bu süre içinde Alper Saruhan’ın desteğinin kendisine güç verdiğini anlattı.

Salonda takım veya bireysel spor yapan 10 kadar çocuk vardı ve onlardan bazıları antrenörlerinin Tip 1 diyabeti zaman zaman bir engel olarak gördüklerini ve kendilerini engellediklerini anlattılar. Bu sözler ve kampı ziyaret eden Gürkan Açıkgöz, Alper Saruhan gibi Tip 1 diyabetli sporcularla yaptığımız konuşmalardan sonra 14 Kasım Dünya Diyabet Günü etkinliklerinde “ Tip 1 diyabetli sporcular ve sorunları” konulu bir toplantı yapmaya, toplantı sonunda da “ Kuzguncuk Bağlarbaşı Korusu”nda Tip 1 diyabetli çocuk ve yakınların katılacağı bir koşu düzenlemeye karar veriyoruz.

“Tek Farkımız Pankreasımız”/ “ Bomba Değil Pompa İstiyoruz”

Bu yıl kampta grup çalışmalarına dayalı eğitim programı, “ Direnç kazandırma oturumları”, “insülinle yaşıyorum” fotoğraf ve “sunumu yap ödülünü kap” sunum yarışmaları, çocukların kendi ara öğünlerini hazırladıkları “ mutfak atölyesi” gibi yenilikler vardı ama 20. yılımıza en yaraşır etkinlik İznik sokaklarında çocuklarla yaptığımız farkındalık yürüyüşü idi. Önce çocuklara “Bir an ülkemizi siz yönetiyor olsanız diyabetli çocuklar için ne yapmak istersiniz?” diye sorduk. Çocuklar bu soruya ciddiye aldılar ve “Pompa, sensör (sürekli şeker ölçüm cihazı) gibi teknolojik aletlerin devlet tarafından karşılanması”, “Daha sık kamp yapılması”, “İlaçlar için daha çok devlet katkısı sağlanması” , “Toplumun diyabetle ilgili bilgilendirilmesi”, “Öğretmenleri diyabet konusunda eğitmek ve okullarda rahatlık sağlamak”, “Yılda en az bir kez diyabetli çocukları bir araya getirmek için konser gibi etkinlikler yapmak”, “Diyabetlileri spor yapabilmeleri için teşvik etmek”, “Diyabetle ilgili sivil toplum kuruluşlarına yardım edilmesi” gibi cevaplar verdiler. Daha sonra yürüyüşte taşıyacakları farkındalık sloganlarını kendilerinin düşünmesini ve yazmalarını istedik. İşte o zaman duyarsız kalpleri bile etkileyecek “ Para değil, karbonhidrat sayıyoruz”, “Diyabetliyim herkes gibiyim”, “ Sensörleri devlet karşılasın, parmak uçlarım bana kalsın”, “Tek farkımız pankreasımız”, “ En yakın kankam, insülin pompam”, “ Bomba değil, pompa” gibi sloganlar ürettiklerini gördük. Bir gün sonra İznik’teki çini atölyelerinin olduğu Medrese’den Ayasofya’ya kadar İzniklilerin şaşkına bakışları altında yürüdük.

Çocukların talepleri son yıllarda diyabet teknolojisindeki gelişmelerden daha çok yararlanmak isteklerini yansıtıyor. Bundan 20 yıl önce parmaktan kan şekeri ölçüm sistemlerinin ücretinin karşılanması için verdiğimiz mücadelenin bir benzerini insülin pompası ve sürekli şekeri ölçme sistemlerinin ücretsiz olması için veriyoruz ve SGK yetkililerinin diyabetli çocukların seslerine kulak vereceğini umuyoruz.

Kampı, Arkadaşlıkları, Diyabete/Kendinize İyi Bakmayı Unutmayın

20. yılını dolduran “İznik Arkadaşım Diyabet Kampı”’nın tek amacı diyabetli çocukları eğitmek değildir. Kamp süresince ekipteki tıp, hemşirelik öğrencilerinin, çocuk endokrin uzmanları ve asistanlarının, kamp ekibinin tümünün enerjisinin arttığını ve meslek yaşamlarının derinden etkilendiğini ve artık kampa geldikleri günkü insanlar olmadıklarını görürüz. Bundan sonra yaşamlarına bir diyabet gönüllüsü olarak devam edeceklerdir ve aralarında kalıcı “İznik bağları” kurulduğunu göreceklerdir. Bunun dışında her yıl kampta bir çok ziyaretçimiz de olur ve onlarla kampı diyabetli çocuklar için yeni projeleri konuştuğumuz bir foruma dönüştürürüz. Bu yıl da hemşire Ebru Ercanlı, Tip 1 diyabetli Dr. Deniz Özod, Dr. Umay Kiraz, Prof. Dr. Ömer Tarım ve Dr. Ayşe Tarım, Prof. Dr. Abdullah Bereket, Tip 1 diyabetli sporcular Gürkan Açıkgöz ve Alper Saruhan, Tip 1 diyabetli endokrinolog Prof. Dr. Oğuzhan Deyneli, gazeteci Mesude Erşan, “Diyabetim Ben” blog yöneticisi Esra Avcı, Bursa Tip 1 Diyabetliler Derneği’nden Yadigar Aydın, Koç Üniversitesi hemşirelerinden Hande ve Gözde, firma temsilcileri Emre Sevinç ve Emre Kısa kampımızı ziyaret ettiler. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

Bu yıl kamp ekibinin emeği ve çocukların eşsiz sayılabilecek uyumu sayesinde mükemmele yakın bir kamp yaşadık. Çocuklar çok mutlu oldular, çok iyi öğrendiler, evlerine dönerken hüzün ve sevinci beraber yaşadılar. Kamp ekibi ve çocuklar için kampı etkisi bir süre devam eder. İlk günler evlerine kavuşsalar bile yalnızlık hissederler, ruhları kampta kalır ve bir çoğu hadi kampa geri dönelim desek hemen geri dönerler. Biz ise onların yaşamlarının değişmesini, kampta öğrendiklerini uygulamalarını, daha iyi kan şekeri dengesi için çaba göstermelerini, kampta kurdukları arkadaşlıkları unutmamalarını bekleriz, isteriz. Bu yıl çocukların tişörtlerine kalplerinin üzerindeki “ Arkadaşım diyabet” logosunun hemen üzerine imza atarken, biraz da bunları kulaklarına fısıldadım ve “ Bakın kalbinizin üzerine ismimizi yazıyoruz, kampta yaşadıklarınızı ve bizi unutmayın” dedim.

12 6.275 görüntüleme

FDA Onaylı İlk Yapay Pankreas 670G ve İlk Tecrübeler

Esra’nın Notu: Bu tecrübe yazısını okurken gerçekten heyecanlandım. Güzel ve detaylı bir paylaşım olmuş. En kısa sürede Medtronic Türkiye’nin 670G’yi getirmesi umuduyla 🙂

Eylül 2016’da ilk yapay pankreas onayı alınmıştı hatırlarsanız. Tüm yapay pankreas çalışmaları yapanlar arasında, ilk Yale Üniversitesi’nin çalışması FDA onayı almıştı. Eda Hanım’ın içinde olduğu bu büyük projenin ilk onaylanmaları 🙂 Bu arada bu yazıyı okuyan herkes lütfen Eda Hanım’a tüm güzel ve iyi dileklerini göndersin. Olur mu 🙂

İlk Yapay Pankreas FDA Onayını Aldı başlıklı yazımızda da sizlere Medtronic 670G FDA onayından bahsetmiştik.

Medtronic 670G kullanmaya başlayan kişilerin de ilk tecrübeleri ve objektif değerlendirmeleri yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Healthline sitesinden Wil Dubois kendi tecrübe ve değerlendirmelerini paylaşmış 🙂

Wil Dubois, Medtronic 670G’yi; yıllardır kutsal ve önemli sayılan tip-1 diyabet yönetimini güvenli bir ele bırakmak olarak tanımlamış 🙂  Ama bir taraftan da aslında insülin pompasını yıllardır kullananların yine benzer görünüm ve sistemle olan bu pompayı neden tercih etsin karmaşasına ‘Medtronic 670G’nin eski tarz bir insülin pompası yönetimi olmadığını.’ vurgu yapıyor..

Mesela en son ne zaman deliksiz uyuduk? Ne zaman daha özgürce beslendik, yedik, içtik? Ya da ‘Bugün yemek yemek istemiyorum.’ deme lüksüne en son ne zaman sahip olduk?

İşte 670G tam da bunu sağlıyor. Unuttuğumuz özgürlükleri bize yeniden kazandıyor 🙂

670G; kan şekerinizdeki değişiklikleri bir CGM (sürekli glükoz ölçüm sistemi) aracılığıyla takip ediyor ve otomatik olarak “mikro boluslar” yaparak veya insülini durdurarak, geleneksel bir sabit bazal oranı ile, kan şekeri hedefinizi koruyacak şekilde tasarlanmış. Kullanıcıların yapmaları gereken tek şey: yenilen karbonhidratları saymak ve yemek yerken de bu verileri pompaya girmek.

Peki 670G Verdiği Bu Sözleri Tutabiliyor Mu?

Pompanın hedefi kan şekerini 120 mg / dL’de tutmak. Bu oran daha düşük ayarlanamıyor.

Wil Dubois, kan şekeri hedefini 670G’ye kadar her zaman 100 mg/dL olarak belirlemiş. 670G’nin hedefi ise şekeri gerçekten olması gereken en ideal seviyede tutmak.  Aralık olarak 70 ila 180 mg / dL arasında bireyin kan şekerini tutmayı hedefliyor.

İlk 1 haftalık tecrübesine göre de 670G’nin şekerini gerçekten de hedef aralıkta tutttuğunu ve 1 haftalık verileri Medtronic’in CareLink yazılımına yükledikten sonra, ilk haftanın kan şekeri ortalamasının 170 mg / dL olduğunu görmüş. Bu şekilde giden bir şeker değeri olursa da HbA1c değerinin 7,6 çıkacağı sonucunu çıkardı. Ama 1 haftada bu tarz bir sonucun gayet iyi olduğunu özellikle vurguluyor.

670G Her Zaman Otomatik Modda Çalışır

670G sürekli glükoz ölçüm sisteminden alacağı sensör glükoz değerlerine göre otomatik modda çalışması için programlanmıştır. Ama ola ki gece yatarken ya da günün herhangi bir saatinde sensörde bir sorun oldu vs. Ne olacak? Bu durumda sensörden ölçüm alamazsa bazal gönderimi için sistem “Güvenli Bazal” moduna geçiyor. Ve 2,5 saat boyunca da sensörden glükoz değeri alınamazsa 670G’nin otomatik sistemi “manuel moda” geçiyor ve sisteme girilen bazal değerleri neyse o bazallar gönderilmeye başlıyor.

670G’de Bazı Özellikler Artık Olmayacak

Kare ve çift dalga bolus (yayma bolus) ile geçici bazal gibi özellikle artık olmayacak.

Buradaki asıl amaç da 670G’nin sizi otomatik pilotta götürme iddia ve çabası.

Dikkat Çeken Avantaj ve Dezavantajlar

Avantajlar

  • Menü sıralaması kullanma sıklığına göre değişiyor. Sık kullandığınız özellikler/menüler varsa daha kolay erişmeniz için sıralamada öne geliyor. Böylece ufak da olsa 670G ile kişiselleştirme de devreye giriyor.
  • Ekranlarda menülerin nerede olmasını istiyorsanız da ona göre ekranı kendinize göre şekillendirebiliyorsunuz.
  • Sensör glükoz değer eşikleri günün saatlerine göre farklı farklı ayarlanabiliyor.
  • Set değişiminde Quick set dolum hızı biraz daha hızlı.

Dezavantajlar

  • CGMs yani sürekli glükoz ölçüm sistemi kalibrasyonu baya yavaş. Ki 640G’de de maalesef bu yavaşlık görülüyor.
  • Sensör değişimi de yavaş ve karmaşık. Sensör takarken Medtronic’in ürettiği bantlar halen var 🙁
  • 670G otomatik moddayken şeker değeri güvenli aralıkta olsa bile hafif yüksek şekerde bireysel ve manuel düzeltmelere izin verilmiyor.

Minimed ve Dexcom Sensörlerle 670G’yi Karşılaştırma

Wil, 670G’yi tecrübe ederken hem Minimed G3 Link sensörü hem de Dexcom G5 sensörü kullanmış. Her iki sensörün kalibrasyonunu da Bayer’in strip ve glükometresi ile gerçekleştirmiş. Minimed G3 Link sensör performansı hakkında pek de iyi şeyler duymamış. Ama, Minimed G3 Link sensör performansının Dexcom G5’i yakalamış olmasına da çok şaşırmış.

 

Medtronic’in sensörlerinde yaşanan bazı sensör glükoz değer farklarını da yaşamış 🙂 Minimed G3 Link sensörü, sensör glükoz değerini 80 mg/dl okurken, parmak ölçümü 184 mg/dL’yi göstermiş. Bu anlarda da 670G insülin göndermeyi kesmiş. Wil, sensörü kalibre etmek istemiş ama 670G kabul etmemiş bu kalibrasyonu 🙁 Ellerini yıkamış ve 15 dakika bekleyip şekerini tekrar test etmek zorunda kalmış vs.

FDA onayının sürpriz bir şekilde hızla verilmiş olması Medtronic 670G’nin tip-1 diyabetli bireylere ulaştırılmasında bir sıkıntı oluşturmakta. Bu sebeple yurt dışında Medtronic 630G, Türkiye’de is 640G olarak adlandırılan modeli satın alanlara 670G’yi almada öncelik veriliyor. Ki Medtronic Türkiye de 670G’yi Türkiye’ye getirdiğinde öncelikli satışlarını 640G kullanıcılarına yapacak. Yani ilk 640G kullananlara 670G satın almak istiyor musun diye sorulup sonrasında herkesin satın almasına sunulacak. Bunu da bir kenara not düşelim.

“Medtronic 670G’nin Beni Özgür Bırakmasına Alışmakta Güçlük Çektim”

Bu gerçekten de çok ilginç ve güzel. Wil bir süre sonra 670G’ye, her ne kadar aralarda sensör glükoz değeri sapıtsa da, güvenmeye başlamış. Artık çok da 670G ile ilgilenmiyormuş 🙂

670G otomatik modda iken mavi renkli küçük bir kare içinde sensör glükoz değerinizi ve gidişatın nasıl olduğunu trend oklarıyla da görebildiğiniz için gidişatın güzel gittiğini görmek de mutluk veriyor.

Kaynak: http://www.healthline.com/diabetesmine/first-impressions-medtronic-670G

7 3.697 görüntüleme

Tip-1 Diyabeti Engelleyecek Aşı 2018 Yılında Test Edilmeye Başlayacak

Not: Şu an için her ne kadar tip-1 diyabetin bilinen kesin bir çözümü olmasa da bu tarz haber ve gelişmeler umut vaadediyor.

Finlandiya’nın Tampere Üniversitesi araştırmacılarından oluşan bir ekip, 20 yıldır, tip-1 diyabeti tetikleyen bir virüsten vücudu korumayı hedefleyen bir ilaç üzerinde çalışıyor.

Farelerde yapılan başarılı testlerin ardından 2018’de klinik denemelere başlamak istiyorlar.

Bu tedavi tip-1 diyabetlileri iyileştirebilen ya da tip-1 diyabeti yok edebilen bir tedavi değil. Tip-1 diyabet oluşma potansiyeli olan çocuklarda tip-1 diyabet gelişmesini engellemektedir.

Prototip aşı üzerine çalışan bilim insanları, gelecek yıl bu aşıyı insanlar üzerinde test etmeye hazırlanıyor.

Dünya üzerindeki araştırmacılar şimdiye kadar insülin üreten beta hücrelerinin neden önce insan vücudunda varolup sonrasında da neden yok edildiğini anlamadılar. Ve bu durumun yani tip-1 diyabeti tetikleyen virüsün gelişimini karakterize ederek daha fazla çözüm üretmeye çalışıyorlar.

Üniversitenin Tıp Fakültesi’nden Profesör Heikki Hyöty, bir enterovirüs enfeksiyonu içeren bu sürecin arkasından da bir teori geliştirdi. Bu virüs grubu ayrıca polio, hepatit ve menenjitin yanı sıra el, ayak ve ağız hastalıklarına neden olabileceği teorisini ortaya attı..

Finlandiya ekibi, zaten Coxsackievirus B1 olarak bilinen bu enterovirüs zincirinin insan vücudunun beta hücrelerine saldırması arasında bir bağlantı kurmuştu. 2014 yılında Prof. Hyöty, B grubundaki coxsackieviruslerin çocuklarda tip-1 diyabet ile bağlantılı olduğunu bulmuştur.

Ayrıca Amerika verilerine göre, 2007’de ülkede bilinen 444 enterovirüs enfeksiyonlarının dörtte birinin, coxsackievirus B1’in neden olduğuna işaret ediyor.

Profesör Hyöty, “Zaten bu aşının farelerde etkili ve güvenli olduğunu biliyoruz … Bu aşı çalışılmasını sonraki aşamada insanlar üzerinden denemenin önemli bir adım olduğunu vurguladı.”

“Ayrıca, aşı enterovirüslerin neden olduğu enfeksiyonlardan, örneğin soğuk algınlığı, miyokardit, menenjit ve kulak enfeksiyonlarından koruyacak.”

Kaynak: http://www.diabetes.co.uk/news/2017/jul/type-1-diabetes

1 4.036 görüntüleme

Çocuk ve Yetişkin Diyabetliler İçin Kalem İğnesi Uzunluğu Ve Enjeksiyon Teknikleri Nasıl Olmalı?

4 mm ve 5 mm Kalem İğneleri

  • Kas içi enjeksiyonun önüne geçmeleri ve hipoglisemi riskini azaltmaları,
  • Tüm enjeksiyon bölgelerinde güvenle kullanılmaları dolayısıyla rotasyon kolaylığı sağlamaları,
  • Tek el ve dik açı ile kullanılmaları sebebiyle, tüm hastalarda kısa ve çapı kücük kalem iğneleri (4 mm ve 5 mm ) önerilmektedir.

Çocuk ve Adolesan Enjeksiyon:

  • Çocuk ve adolesanlarda 6 mm üzeri iğneler kullanılmamalıdır.
  • 5 mm ve 6 mm kalem iğnesi kullanan çocuk ve adolesanların deri kıvrımı yapmaları gerekmektedir.
  • 4 mm kalem iğneleri 90˚’lik dik açıyla deri kıvrımı gerekmeden uygulanır (çok kücük ve zayıf çocuklarda deri kıvrımı gerekebilir).
  • Kola yapılan enjeksiyonda deri kıvrımı gerekebilir.
  • Enjeksiyon uygulanırken kalem deriye bastırılmamalıdır. Bastırmak iğnenin istenilenden daha derine girerek kasa enjeksiyona sebep olabilir.

enjeksiyon rehberi 2

Yetişkin

  • Yetişkinlerde 8 mm üzeri iğnelerin kullanılması önerilmemektedir.
  • 6 mm ve 8 mm kalem iğnesi kullanan yetişkinlerin deri kıvrımı yapmaları gerekmektedir.

enjeksiyon rehberi 1

  • Yapılan calışmalar 4 mm kalem iğnelerinin insülin enjeksiyonu için en güvenli uzunluk olduğunu ve tüm hasta tiplerinde (obez hastalar dahil) kullanılabileceğini göstermektedir. 4 mm kalem iğneleri deri kıvrımı gerektirmediği için tüm enjeksiyon bölgelerinde tek el ile enjeksiyon kolaylığı sağlar. Kas içi enjeksiyonu ve buna bağlı hipoglisemileri önler.
  • 4 mm ve 5 mm kalem iğneleri 90˚’lik dik açıyla deri kıvrımı gerekmeden uygulanır (çok zayıf kişilerde kola yapılan enjeksiyonda deri kıvrımı gerekebilir).
  • Enjeksiyon uygulanırken kalem deriye bastırılmamalıdır. Bastırmak iğnenin istenilenden daha derine girerek kas içi enjeksiyona neden olabilir.

enjeksiyon rehberi 4