Anasayfa Arşivler 2020 Aralık

Aylık ArşivAralık 2020

1 1.474 görüntüleme

İki Çocuk Annesi Tip-1 Diyabetli Serpil

Bu sefer bana mail yoluyla ulaşan Sevgili Serpil’in iki hamilelik sürecini sizlerle paylaşıyorum.

Tip-1 diyabetli ve hamilelik süreci geçirmiş akranlarımız deneyimlerini paylaştıkça, anlattıkça diğer akranlarına eminim rehber niteliğinde olacak. Bu sebeple tip-1 diyabetle hamilelik sürecini anlatmak isteyenler bana esra@diyabetimben.com mail adresinde yazabilir.

Öncelikle merhabalar,

Ben az önce tip-1 diyabet olan bir arkadaşımın doğum hikayesini okudum ve kendimi de anlatmak istedim.

Ben 4 yaşında bu hastalığa yakalandım.

Aileme doktorun söylediği; “Sizin işiniz çok zor. Allah yardımcınız olsun.” demek olmuş ve ailemin üzüntüsünü siz düşünün. Her şeyden habersiz, bu hastalık ne, nasıl olur bilmiyorlar.

Daha sonra başka bir doktordan yardım alıp aslında bu hastalığın dikkat edildiği sürece her şeye sahip olunabilecek olduğunu görüyorlar ve nihayet artık 26 yaşındayım ve 22 senelik tip-1 diyabetim.

2017 yılında evlendim ve ben de en çok merak ettiğim soru oluşmaya başladı. “Acaba çocuğum olacak mı?” ve hiç beklemeden rabbime bıraktık her şeyi.

Ve nihayet 6 aylık evliyken ilk göz ağrım Ahmet Aykut’uma hamile olduğumu öğrendim. O an çok ama çok güzeldi. Hemen bir jinekoloğa randevu aldım ve gittiğimde; “İyi hamile kalabilmişsin.” gibi bir yorum aldım. Belki çok olumsuz değildi ama beni çok yaraladı. “Ben çok mu farklıydım diğer insanlardan? Acaba benim çocuğum sorunlu mu olacak? Yoksa buna ben mi sebep olacağım?” diye yedim kendimi ve çok şükür 21 haziran 2018’de bebeğimi aldım kucağıma.

9 aylık hamilelik sürecinde illa düşmeler çıkmalar yaşadım.

Ama çok şükür herhangi bir sorun olmadı.

Derken oğlum henüz 1.5 yaşına gelmeden 2. oğluma hamile olduğumu öğrendim. Bu biraz sürpriz bebek oldu. “Acaba iki küçük çocukla yapabilecek miyim? Bir sorun yaşayacak mıyım? İlkinde olmadı ama ikinci de olacak mı?” diye yine aynı sorular yedi içimi.

Ama çok şükür Hüseyin Enes’imi de 4 ağustos 2020’de aldım kucağıma.

Şimdi 4 kişilik, çok tatliş bir ailem var. Eşim ise benim en büyük destekçim.

Yani diyeceğim o ki; hiç bir zaman olumsuz düşünmeyelim. Veren de rabbim alan da. Biraz tevekkül ve şükür ile her şey olacağına varır. Tanıdığım o kadar çok insan var ki hiç bir sorunları yok ama çocukları olmuyor. Rabbim arattırmasın. Hepimizin çocuklarına ve bizlere bol şifalar versin inşallah. Kendinize iyi bakın 💕

1 1.373 görüntüleme

20 Yıllık Tip-1 Diyabetli Özgül’ün Evlilik ve Hamilelik Deneyimi

20 yıllık tip1 diyabetliyim. Diyabetime 😚 8 yaşında yakalandım… 3 yıldır pompa kullanıyorum.

2016 evlendim. Evlilikten bahsediyorum çünkü bebekten önce çözmem gereken bi problemim daha vardı.

Severek evlendim ama birlikteliğimiz olmadı. 3 yıl bu şekilde hep bir bahanenin arkasına sığınarak erteledim. Vajinismus olduğumu öğrendim ve tedavi olduk eşimle. Bu sayede Çiğdem Tezcan hocamın emeği çok büyük. İyiki onunla yollarımız keşişmiş. Bana kalsa hep diyabetimi bahane ediyordum. O yüzden olmuyor falanlar filanlar. Hepsi yalan yanlış bilgi eksikleri ve korkular.

Sonunda yendim ve sıra büyük mucizeme geldi. Buğlem’ime seans sonunda hamile kaldığımı öğrendim. Hemen bana zor gelen, hic olmayacakmış gibi gelen mucizem.

İlk işim endokrin doktorum Metin Güçlü görüştüm. Hamilelikte açlık glikoz 95, 1.saat tokluk 140, 2. saat tokluk 120 sınırlarında tutmam gerektiğini belirtti. Hemoglobin A1c 7.3. Dikkat ediyorum.

Normal bir hamilelik sürecim geçti diyebilirim. Ara ara hipoglisemi yaşadım🤔 Yememe icmeme her zamankinden daha da çok dikkat ettim. Korkularım yok diyemem diyabetimle ilgili. Ya bebeğime bir sey olursa. Rabbime şükür kötü bi durumla karşılaşmadım.

Kadın doğum doktorum Ziya Çetin’in emeği büyük. Her kontrolde terleyerek çıkıyordum. Her an kötü bir şey olacakmış hissi 😴

Taki bebeğimin kalp atışlarını duyana denk😍

Bazal ve bolus oranımda büyük bir değişim olmadı diyebilirim. Günlük toplamlarım 35 üniteyi geçmedi.

Boş konuşulan konuların hepsine kulaklarımı tıkadım. Diyabetim ve kızıma odaklandım.

Gerekli testlerde de bi problem çıkmadı çok şükür.

63 kilo ile hamile kaldım. 71 ile doğuma girdim.

37+6 hafta beni zorladı. Her şey yolunda giderken birden ellerimde ve ayaklarımda şişlik oluştu… 29 haftaya kadar endokrin doktoruma her ay gittim. Kadın doğum doktoruma da. Sonrasında pandemi çıktı. Riskten dolayı gitmedim endokrin doktoruma. Kendim dikkat etmeye çalıştım.

Bebek yukarıda ters olduğu, safraya baskı yaptığı için alt ast yükselmiş. Bu da bende şişkinlik ve kaşıntı oluştu. Hemen kadın doğumcuma gittim. Kaşıntının geçmesi için iğne yaptı.

Ve 16 mayıs 2019 için gün verdi. Eğer daha da beklenirse bebek ve benim için risk olacağını söyledi. Ve bende korku tekrar başladı. Bize bayram öncesi bayram şekeri gelecekti. Heyecanlı ve korkuyordum. Ailemden uzaktım. Bunun da korkusu vardı Pandemiden dolayı gelemediler doğumuma. Eşim vardı sadece 😚

Hemoglobin A1c 6.1 ile spinal anestezi yapıldı. Pompasız girdim doğuma. 11.44’de kızıma kavuştum. Çok şükür sağlıklı bir bebek doğdu❣

Spinal olunca sütüm hemen gelmedi. 1 gün sonra geldi. 6 saat sonra ayağa kalktım.  Dikislerim de gayet güzel iyileşti.

1 gün hastane sürecinden sonra eve geçtik. Emzirme sürecinde ara ara uzun emdiği  için 40.kım çıkana kadar  şeker düsüklüklerim oldu. Ve halsizliğim buna bağlı. Sonrasında onu da rayına oturttuk.

7.ci ayımıza girdik rabbime şükürler olsun. Biz diyabetliler istediğimiz sürece başaramayacağımız hiçbir şey yook. Çünkü biz çok güçlüyüz unutmayın😉

Bie nebze rahatlamış olurum bu süreçte tüm hamile diyabetli akranlarıma rehber olabildiysem. Rabbim bir an önce bebeklerine kavuşturur inşallah…

Özgül Keskin…

2 1.274 görüntüleme

Hem Tip-1 Diyabetli Anne Hem Mühendis Hem De İyi Bir Savaşçı

Esra’nın notu: “Her Bulut Fırtına Doğurmaz” / Tip-1 Diyabetli Annenin Doğum Hikayesi yazısıyla Sevgili Melis ile tanışmıştık.

Bu sefer hem çocuğu hem de ergen tip-1 diyabetliler ve de aileler için bir deneyim paylaşmış. Her açıdan yine iyi bir rehber niteliğinde.

Melis’i takip etmek isterseniz Instagram hesabıhttps://www.instagram.com/melispinarkirac/

Evet şimdi Melis’in tecrübesine odaklanalım 🙂

Doğum hikayemin üzerine gelen yorum ve mesajlar hem beni çok mutlu etti hem de hüzünlendirdi aslında. Ben yaşadıklarımızı paylaşırken yaşadıklarımıza ortak birilerinin var olduğunu zaten biliyordum evet ama sayıca bu kadar çok olacağımızı ve istinasız hepimizin aynı yolu yürüdüğünü tahmin etmemiştim…

Sevindiren kısmı ise yola çıkmaya karar veren veya yolun çok başında veya ortasında olan ailelerin arkasından yetişebilmiş olmam.

Bir önceki paylaşımımdan zaten biliyorsunuz yazmıştım; yol uzundu ve sabır gerekti diye, Uzun yola kısa hikaye yakışmaz tahmin edersiniz ki. O sebepledir ki mucizenin şanına yakışır şekilde hikayeyi başından sonuna part part anlatayım istiyorum müsadenizle…

Bulut’la geçen vaktimizin dışında fırsat buldukça yazacağım belki aynı gün 2 part belki her güne 1 part, Bay Mucize’nin haleti ruhiyesine göre laf aramızda 🙂 💜 🙏

Ben Kimim?

Bir önceki postta part part doğum hikayemin tamamını en başından itibaren anlatmaya başlayacağımı yazmıştım bildiğiniz üzere.

Evet biraz başa dönüyoruz bugün ama az biraz daha başa. Tamam endişelenmeyin, 1988 yılına kendi doğum hikayemi anlatacak kadar başa degil. Ama gelen mesajlar ve yapılan yorumlar içerisinde farkettim ki sadece hamilelik düşünen veya hamile olan tip-1 diyabetli anne adayları yok, evlatları tip 1 diyabetli olup evlatlarının sağlığından ve geleceğinden, sosyal yaşamından endişe duyan, evladı için de bulunan şartlarda daha iyi nasıl olur diye araştırma yapan, çabalayan, dimdik duran o naif ve güzel kadınlar güzel anneler de var. Tıpkı benim rahmetli annem gibi. Bu sebeptendir ki doğum hikayesine başlamadan hemen öncesinde benim diyabetli olma hikayemi, kendimce irili ufaklı başarılarımı ve tip-1 diyabetli bir birey olarak sosyal hayatta hangi şartlarda neler yapabildiğimi özet halinde paylaşmak istedim.

Özür diliyorum ve söz veriyorum sevgili anne adayları; ben bi kendimi övüp hemen konumuza geri döneceğim. Tabiki şaka bir yana. Kendimi övmek değil asla niyetim. Yanlış anlaşılma olmasın. Sadece tecrübe paylaşmak ve işte başlıyorum.

Ben 18 yaşına yeni girdiğim ve üniversite sınavına hazırlandığım yıl şehir içi otobüs hattında, teyzem ve kız kardeşimle binmiş olduğumuz otobüs devrildi ve ciddi bir trafik kazası atlattık. Çok şükür ki ne bizde ne de otobüste bulunan herhangi birinde ciddi bir problem yoktu, Oldukça ucuz atlatmıştık.

Kazanın ardından geçen 15 gün içerisinde bende bir takım farklı belirtiler görülmeye başlamıştı önceleri sebebini anlayamadığımız. Gözlerimi açamıyordum, sürekli bir uyku hali, nefes alıp vermede güçlük, ciddi bir halsizlik ve tabi ki olmazsa olmaz deli gibi susama ve su içme hali…

Okula ve dershaneye gidip geliyordum ya da gidip uyuyup eve geri geliyordum desek daha doğru olurdu. Önceleri kazanın etkisini daha atlatamadığımı, üzerine üniversite sınavına hazırlık stresinin bindiğini düşünen arkadaşlarım ve ailem artık ciddi bir durum olduğunu anlamış ve herkes korkmaya başlamıştı ki babam beni hastaneye götürdü. Doktora şikayetlerimi anlattım bir bir ama anlamadı maalesef. Üstüne bana; “İdrar yollarında enfeksiyon var.1 diyip bir sürü ilaç verip eve geri gönderdi.

O gece sanıyoruz ilaçların da etkisiyle ben komaya girdim ve hastaneye kaldırıldım. Ben bir gecede 9 kilo vermiştim. Ertesi gün uyandığımda ben bana benzemiyordum. Bir de tabi gözlerim de artık eskisi gibi iyi görmüyordu. Her şey normalde olduğundan birazcık daha bulanıktı.

Derken ben uyandıktan sonra doktor benimle görüştü. Bana şeker hastası olduğumu, iyi ki trafik kazasını geçirdiğimizi, şeker hastalığımın gün yüzüne çıkmasına sebep olduğunu ve bundan sonrasında dikkat edilmesi gerekenleri anlattı. Never cry, always smile kuralını tabi bir de. Baş edebilirim diyordum kendi kendime. Alt tarafı şekerli şeyler yemeyeceğim diye düşünerek ergen aklımla.. Ailem hemen kabullendi. Bana da kabullenmem ve korkmamam gerektiğini, her şeyin eskisinden daha iyi olacağını söylediler ve hatta önce buna kendileri inanmış ki beni de buna inandırdılar.

Ama kimse bana hastaneden çıkacağımız güne kadar insülin kullanacağımı söylememişti. 10 gün hastanede kaldıktan sonra taburcu olacağım gün doktor ve insülin eğitmeni geldiler ve durumu anlattılar. Önce ağladım. “Ben kendime iğne vuramam, babam vursun.” diye. Ama kesinlikle kabul etmedi annemle babam. Direndiler. Zorlansalar da; “Sen yapacaksın, dimdik duracaksın, kabul edip diyabetle arkadaş olacaksın.” diye.

O gün orada ilk kabullenişi yaşadım aslında ve ilk uygulamayı yaptım. Bugün bile hatırlayınca kalbim pır pır eder ellerim soğur.

Eve çıktıktan sonra her şey daha kolay olacak sanırken sıkı bir diyetle birlikte bir de tabi çikolata istemeler, meyve suyuna susamalar başladı. Geçmiş olsuna gelenler de anlaşmış gibi kek yapıp pasta alıp gelmesinler mi! Annemler hiç sakınmadı. Herkes karşımda yedi içti. Çünkü annem her zaman; “Bu 4 duvar arasında olmayacaksın. insan içine karışacaksın. İnsanların alışkanlıklarını değiştiremezsin. Buna alışman lazım. Senin güçlü olman lazım.” dedi. Ve ben buna alışmaya çalıştım sayesinde başardım da 🙈 🙏 😁 👍🙈 🤫 🙄 😉

İyileştikten sonra normal hayatıma dönmüştüm (Laf aramızda rüyamda yediğim patates kızartması içtiğim kolaları kendime saklıyordum.). Okul, dershane, ev üçgeninde gidip geliyordum, Tek fark artık yanımda sefertası taşıyordum.

O sene sınav vardı. Buna rağmen annemler kendimi sıkmamamı istersem mezun olduktan sonra sınava yeniden hazırlanabileceğimi söylediler. Çaktırmamaya çalışıyorlardı. Ama stres yapar ve hastalanırım diye korkuyorlardı. Ben biliyordum, Sınav sonucuna göre bakarız diyordum. Ama aslında onlar sınava girmemi istemiyorlardı.

Neyse… Gel zaman git zaman sınav günü geldi. Benim dışımda herkes stres. Sınav bitti, sonuçlar açıklandı. Puanım gayet iyiydi. Vir dahaki seneye kalmak istemedim ve tercih yapacağımı söyledim. İşte hikayenin tam burasında çok bilmiş akrabalar ve yakın ahbaplar “E artık şehir dışında da okuyamaz, Tek başına nasıl yapsın ki! Yazık puanı da ziyan olacak.” demeye çoktan başlamıştı. Annem, ah canım annem. Babamla bu söylenenlere inat hepsine gereken cevabı; “Benim kızım aciz değil! Sadece şeker hastası.” diyerek ve beni şehir dışına okumaya göndererek vermiş oldular. Her zaman yanımda olamayacaklarını, kendi sorumluluğumu almamı, ayaklarım üzerinde durmamı istediler. Bana bir telefon kadar uzak olduklarını söylediler. İyi ki de öyle yaptılar. Yaşadığımız şehir olan Sakarya’yı en son tercihe yazdık. O kadar yani.

Ve artık yepyeni bir macera yepyeni bir hayat başlıyordu benim için. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, Makine Mühendisliğini kazanmıştım 2007’de ve artık üniversteliydim. Okurken kendime yeni bir doktor buldum Eskişehir’de. İlaçlarımı temin edebileceğim sürekli bir de eczane. Yurt yönetimiyle de konuşmuştum. İlaçlarımı memur odasındaki buzdolabında saklayabilecektim, Oda arkadaşlarımı ve yakın arkadaşlarımı da bilgilendirdim acil durumda ne yapılması gerekir diye. Her şeyi berrak bir şekilde olduğu gibi yaşamaya hazırdım. Her şey tamamdı,

Hiç bir zaman yaşıtlarım tarafından ötekileştirilmedim ya da garipsenmedim de. Aksine sağolsunlar hep yardımcı oldular. Dört dörtlük bir üniversite yaşamım oldu, Diğer gençlerden farksız bir şekilde dolu dizgin yaşadım.. Öyle böyle zaman akıp geçti. Kendi ayaklarım üzerinde kendi ihtiyaçlarımın bilincinde.

Tip-1 diyabetimle 5 yıllık üniversite hayatım artık bitmişti, Bu süreç içinde annemi de kaybetmiştik maalesef. Ama her şey onun istediği gibi kaldığı yerden devam etmişti. Hayatın akışının hep devam ettiği gibi…

Ee artık akrabaların dediği gibi koskoca makine mühendisiydim ve iş bulup çalışmalıydım. İş arayışı ve devamında mülakatlar.. Ben iş görüşmelerine asla kendimi eksik hissederek gitmedim. Çünkü bende yanlış olan bir şey yoktu. Diyabetsiz bireylerden bir eksiğim yoktu. Onların başarabildiklerini, belki de fazlasını, ben de başarabilirdim. Bunu biliyordum ve bundan emindim, ben inandığım için ve kendimden emin konuştuğum için bunun asla problem olmayacağını belirttikten sonra inanın bana asla problem olmadı. asıl problem bir kadın olarak makine mühendisi olmam ve üretimde çalışmak istememdi, Bu tabi ayrı bir konu başlığı… Ve ben 3 sene bir inşaat sektöründe, 4 sene de otomotiv sektöründe toplamda 7 sene hem bir kadın olarak hem de tip-1 diyabetli bir birey olarak üretim mühendisi olarak çalıştım, Üretim ve ekip yönetimi, sevk ve organizasyonundan sorumluydum. İşimde de gayet iyiydim de ne yalan söyleyeyim.

Hamileliğimin erken dönemine kadar da bir fiil çalıştım (Niye ayrıldığımı doğum hikayesinde yine konuşuruz ). Ne diyabetim ne de başka bir şey. Hiç bir zaman önüme çıkan bir engel olmadı. Zorluklar tabiki oldu zaman zaman ama engel asla. Ben de asla buna izin vermedim…

İsyan asla etmedim, Ben diyabetimi sardım sarmaladım, onunla yaşamaya onunla başarmaya baş koydum, Tamam dört dörtlük de değil her zaman. Belki değerlerim arada, sınırları da esnetebiliyorum ama kendime güveniyorum, Diyabetimle yaşamaya olan alışkanlığıma, edindiğim bilince güveniyorum. Hala okuyup araştırıyorum bilmediğim yeni şeyler var mı diye…

İşin özü biz diyabetlilerin sıkça kullandığımız şu cümledeki gibi; “Diyabet korkulacak, kaçılacak, yok sayılacak bir şey değil. Hastalık değil, bir yaşam şeklidir…”

Ben çok şanslıydım. Benim bilinçli bir diyabetli olarak yetişmem için uğraşan ebeveynlerim vardı. Bugün olduğum kişiyi sayelerinde oldum, Dilerim her diyabetli çocuk en az benim kadar şanslı olur 😁 🙄 🌼🙏 😁🙏 🥳 😁 😁

Devamında doğum hikayesinde görüşmek dileğiyle  🙏🥰

 

9 2.519 görüntüleme

16 Yıllık Tip-1 Diyabetli Takipçimizin Covid-19 Tecrübesi

Esra’nın notu: Covid-19 ilk çıktığında biz tip-1 diyabetliler gibi kronik yaşam şekli olan herkes ne denli endişe etmişti. Şimdi bu tarz deneyimleri okudukça bu endişelerimiz biraz daha azalıyor.

Siz veya çocuğunuz Covid-19’a yakalanmışsa ve sizler de tecrübeniz başkalarına rehber olsun diye paylaşmak isterseniz esra@diyabetimben.com ‘a mail atabilir veya bana Instagram DM ‘den ulaşabilirsiniz.

1 1.592 görüntüleme

20 Yıllık Tip-1 Diyabetimin En Güzel Yılı

Bu sefer Sevgili Pelin’in tip-1 diyabetiyle geçirdiği hamilelik tecrübesini sizlerle paylaşma zamanı…

Tip-1 diyabetli ve hamilelik süreci geçirmiş akranlarımız deneyimlerini paylaştıkça, anlattıkça diğer akranlarına eminim rehber niteliğinde olacak. Bu sebeple tip-1 diyabetle hamilelik sürecini anlatmak isteyenler bana esra@diyabetimben.com mail adresinde yazabilir.

20 Yıllık Tip-1 Diyabetimin En Güzel Yılı

Belki harika bir başarı öyküsü değil ama belki birilerinin hayatına dokunurum, belki birileri bundan ders çıkarır, belki bir tip-1 diyabetli gencin hayatında ufacık bir katkım olur, belki bir diyabetli kadının anne olmasına vesile olurum, belki bir diyabetli çocuk annesine umut olurum diye geçtim bilgisayarımın başına. Çünkü hamileliğim boyunca hep tip-1 diyabet ve gebelik ile ilgili bir şeyler okumaya güzel haberler duymaya çalıştım. Çünkü insan hep iyi şeyler duymak istiyor o zamanlar…

2001 yılında 9 yaşındayken klasik ketoasidoz ile tip-1 diyabet tanısı aldım.

15 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra tamamen hayatı değişmiş ve birdenbire büyümüş olarak hastaneden çıktık. Uzun yıllar annemin çabaları ve sıkı doktor takipleri ile kontrollü giden bir diyabetim vardı. Tabii o zamanlar diyabet teknolojileri bugünkü kadar gelişmemiş, kalem insülinler bile yokken flakondan, o turuncu kapaklı enjektörlerle, yapardık insülinlerimizi… Gene de o zamanın şartlarında güzel devam ettiğimi düşünüyorum.

Ama hiçbir zaman diyabetini kabullenmiş bir insan olmadım… Her zaman isyan ettim, gizledim, mutsuz oldum… Ta ki 2019 yılı yazında Hilal Abla (Instagram: herdemay) ile tanışana dek. Tesadüf bir şekilde plajda pompam ile denize girerken beni görmüş ve belki de yıllar sürecek olan gönül bağı ve dostluğumuzun başlamasına vesile olmuştu. Dünyalar güzeli oğlu Ömer Deniz benim yıllardır asla kabullenmemiş olduğum tip-1 diyabeti, 7 yaşında 5 yıllık tip 1 diyabetli olmasına rağmen o kadar olgun bir şekilde kabullenmişti ki kendimden utandım. İyi ki tanıdım sizleri…

2017 yılından beri evliyim. Anne olmak inanılmaz bir sorumluluk, inanılmaz bir özveri istiyor ama ben daha diyabetini kontrol altında tutamayan ve bunu belki de hala kabullenememiş bir insandım… Nasıl anne olabilirdim ki?

9.9 HbA1c ile sevgili doktorum Doç. Dr. Oğuz Kaan Ünal’ın kapısını çaldım. “Ben anne olmak istiyorum. Ama biliyorum bu şekilde mümkün değil.”

Kısa bir yolculuk değildi biliyorum. 2 yıllık bir süreçten bahsedeceğim size…

Yapmamız gereken aslında basitti sık şeker ölçümleri, belki sensör… O zamanlar kalem insülin kullanıyordum ama inanın bazen şeker aletimin yerini unuturdum. 2 gün ölçmediğimi bilirim. Evet kesinlikle iyi bir örnek değilim ama eminim benim gibi birileri var ve belki tesadüfen bu yazıyı okurlar ve onların da hayatları değişir diye yazmak istedim.

Yorucu bir mesleğim var ve zor çalışma şartlarına sahibim.

4 yıllık veteriner hekimim ve cerrahi asistanıyım. Bazen 2-3 saat süren ameliyatlarda hiçbir şey yemeden, uzun saatler boyu ayakta kalıyorum. Bu da zaten çok da iyi gitmeyen şekerlerimin iyice bozulmasına ve her şeyin alt üst olmasına sebep olmuştu. Oğuz Kaan hoca ile öncelikle buna el atmamız gerekti. Hayatımı düzene sokmak için karbonhidrat sayımını iyi bilen bir diyetisyen ile çalışmaya başladık benim yoğun tempoma uygun bir diyet listesi ile. Çünkü her birey farklıdır ve her program herkese uygun değildir. Ama bilmem gereken ilk şey öncelikle sen önemlisin Pelin! Sen yoksan hastalarına bakamazsın.

O yüzden bu mantıkla atladığım öğün ve ara öğünlerimi düzene soktum. Uzun süreli açlıklarımı düzenledim. Hayatıma sporu dahil ettim. Sık ölçümler yaptım hayatıma sensörü dahil ettim (Ben libre kullandım.) ve 3 ayın sonunda 7.2 HbA1c’ye inanamadım, havalara uçtum. Ama yılmak yok yola devam! Yine bir şeyler istediğim gibi değildi. Hala yolunda gitmeyen şeyler vardı… “Hocam ben insülin pompasına geçmek istiyorum.” dedim. 2019 yılının Mayıs ayında pompa kullanmaya başladım ve yıllardır ön yargılar ile kaçtığım pompa sayesinde 6.2 HbA1c ile hamile kaldım.

Hamile olduğumu bebeğim 3,5 haftalıkken öğrendim.

Hamilelik geçmişi olan anneler bilir beta HCG 33’tü yani bayağı erken öğrendik… Çok değerli Ercan Hoca’nın (Prof. Dr. Ercan Tuncel) sayesinde çok sevgili kadın doğum doktorum İsmail Bey (İsmail Küçükerdoğan Bursa Pembe Mavi Hastanesi) ile ilk randevumuza gittik. Daha kalp atışı bile oluşmamıştı…

“Gebelik boyunca hem hipoglisemi hem de hiperglisemi yaşamak çok riskli ama birini tercih etmemiz gerekirse eğer hiperglisemiyi tercih ederiz.” demişti doktorum. “Vücut yüksek şekeri bir şekilde tolere edebilir ama 70’in altını çok görmeyelim.” demişti doktorum.

Ama gerçekler inanın öyle olmuyor. Endokrinoloğum hep der k;i “Dümdüz ip gibi asla gitmez. Bu hiç gerçekçi değil.”

6+2 haftalık hamileyken 40 şekerle “Onu kaybettim.” diye ağlayarak hastaneye gittiğimizi hatırlıyorum. O gün ilk kez kalp atışını gördüm. Göğsünden çıkacakmış gibi o kadar güçlü atıyordu ki! “Evet bu benim bebeğim.” dedim. Güçlü ve benimle kalacak. Biz ikimiz çok daha güçlü olacağız…

Gebelik ilerledikçe insülin ihtiyacınız hep artacaktır.

Çünkü plasentadan salınan hormonlar şekeri inanılmaz etkiliyor.

Mesela ben hamileliğin başında günlük 30-35 ünite insülin kullanırken (bazal ve bolus toplam) doğuma giderken 72 üniteye çıkmıştı. Bu doz ve doğum yaptığım gün gene yarıya düştü. O yüzden endişe etmeyin…

Her zaman endokrinoloğunuz, kadın doğumcunuz ve varsa diyetisyeninizle birlikte iletişim halinde olun.

İlk trimester bitmişti. Ben hamileliğe adapte olmaya çabalıyor bir yandan da çalışıyordum ve engel olamadığım çok fazla hipoglisemi yaşıyordum. Bir sonraki HbA1c 5.2’ydi… İnanamadım. Hayatımda ilk defa normal sınırlarda bir değer görmüştüm. Ama bu da sık yaşadığım hipolardan dolayı olmuştu.

Bir süre sonra kendinizi anlıyorsunuz ve her şey düzene giriyor. 2. trimestere girerken pandemi çıktı ve evlere kapandık. Çalışmayı bırakmak zorunda kaldım.

Zaman öyle böyle geçiyor ama normal insanlar ayda bir kontrole giderken biz 2 haftada bir görmeye gidiyorduk oğlumuzu ve doktora ilk sorduğum soru her zaman “Kalbi atıyor mu?” oluyordu. Çünkü diyabetli annelerde gebeliğin her döneminde sebepsiz kayıplar olabiliyordu ne yazık ki… (Yükselen HbAıc’nin oksijen taşıma kapasitesinin az oluşuna bağlı olarak gelişen doku hipoksisi, maternal metabolik asidoz sebebi ile.)

21. haftada detaylı USG yapıldı. Diyabetli annelerde fetal EKO endikedir. O yüzden bir perinataloğa gitmeniz daha uygundur. (Bursa’da Prof. Dr. Yalçın Kimya ve Doç. Dr. Mehmet Özgür Akkurt) Her şey normaldi. 3. trimesterde, HbA1c 5.9 olmuştu. 32. haftadan sonra her hafta kontrole gittim ve NST’de bebeğin kalp atışları her hafta kontrol edildi. Annenin şekeri çok yüksek seyretmemesi gerekiyor. Çünkü yükselen şeker sebebi ile bebekten insülin hormonu salınır ve bu, bebekte büyüme hormonunun salınmasına ve özellikle 3. trimesterde bebekte glikojen depolanmasına yani fazla kilo almasına neden olmaktadır. Demem o ki; çok sıkı bir takip gerekiyor. Şanslıydım ki çok iyi ve tecrübeli bir doktor ile bu sürecimi geçirdim.

Diyabetli annelerde, 38-39 haftada bebeğin alınması gerekiyor.

Diyabetli annelerde, 38-39. haftalarda bebeğin alınması gerekiyor. Son haftalar bebek için çok risk taşıyor.

Diyabetli annelerin bebeklerinde akciğerler normalden çok daha geç gelişir. Bu sebeple normal bebeklere oranla respretuar disstres sendrom gelişmesi 4-5 kat daha fazladır. O yüzden doğumdan 24 saat öncesinde kortizon Celestone (betamethasone) kas içi olarak yapılıyor. Bunu her doktor önermeyebilir. Benim hem kadın doğum doktorum hem de endokrinoloğum önermişti. Tabi şekeri etkileyen bir uygulama. 1 gece önce yattım hastaneye ve saat başı şeker takibi yapıldı. Ama anormal bir durum şekillenmedi. Söylediklerim sizi asla korkutmasın. Önce kendinize ve bebeğinize, sonra doktorunuza inanın ve güvenin.

Doğuma ilişkin bir diğer detay da operasyona girmeden önce insülin pompanızı çıkarıyorsunuz

Ve damar yolundan %5 Dekstroz ve kristalize insülin karışımı operasyon boyunca veriliyor. Operasyondan sonra gene pompaya dönüyoruz ve hamile kalmadan önceki bazal insülinlerimizi ayarlıyoruz.

Biz 38+6 da sezaryen ile kavuştuk mucizemize…

Sezaryen o kadar da kulağa kötü gelmesin. Yaram inanılmaz hızlı iyileşti, çok çabuk toparladım. Operasyondan 5 saat sonra yürüyordum. Sakın kendinizi salmayın.

Çok sıkmadan bir de bebeğe ilişkin bir iki önemli detaydan bahsetmek istiyorum.

Diyabetli annelerin bebeklerinde doğum sonrası hipoglisemi şekillenebiliyor. İlk 24 saat 40’ın üzerinde olması gerekiyor. Bizde 51 çıkmıştı ama bebeğim yeterli beslenemediği için ertesi sabah 28’e düşmüştü. Bu sebeple buna çok dikkat etmenizi, gece boyu bebeğinizi gözlemlemenizi öneririm. Doğumunuzda tecrübeli bir yeni doğan doktoru olması sizin de içinizi rahatlatacaktır.

Her şey kulağa çok güzel geliyor olabilir ama Gönenç’e kavuşmak için 2 yıl mücadele verdim.

Tip 1 diyabetli, bebek sahibi olmak isteyen, anneler, inanın biz çok güçlüyüz ve mucizelerimiz… Onlar için her şeye değiyor. Nazen günde 20 kere parmak uçlarımı deldim. Her gece 3 saate bir şekerime bakmak için saatimi kurdum. Ama hiçbir önemi yok.

Gönenç 3 aylık oldu ve ben bunları yazarken kucağımda uyuyor ya çok şükür diyorum. Her şeye değermiş annelik… Sevgili ebemiz Semra Hanım’ın (Instagram: ebesemka) bi sözü hep kulağımda “Bedeli her ne olursa olsun kucağındakine değer.”

Dilimin döndüğünce tecrübelerimi paylaşmak istedim. Çünkü bazen yalnız olmadığını bilmek iyi geliyor. Hayatta her zaman pozitif kalamıyorsun. Umutsuzluğa kapılmadık mı tabii ki kapıldık. Ama inanın ki tünelin sonunda ışık var ve o ışık öyle bir ışık ki koşarak ulaşmak istiyor insan… Hem kadın olarak hem de tip-1 diyabetli olarak biz her şeyi başarabiliriz…

Tüm diyabetli annelere ve anne adaylarına sağlıklı bir hamilelik diler sevgi ile kucaklarım…

Mucizelerine sımsıkı sarılın!

Pelin