Anasayfa Arşivler 2017 Ağustos

Aylık ArşivAğustos 2017

35 9.323 görüntüleme

Tip-1 Diyabet Yönetimi Karbonhidrat Ağırlıklı Beslenme İle Başarılı Olunur Mu?

Aslında bilim dünyasının halen tartıştığı bir konudur. Karbonhidratlar ne kadar gerekli ya da değil! Temel olarak bu konuda iki farklı grup, düşünce vardır dersek; bir grup günlük alınması gereken karbonhidrat miktarı alınmalıdır derken diğerleri ise bu kadar karbonhidrat ağırlıklı beslenme olmamalı görüşünde.

Her iki düşünceye de baktığımızda ve günlük hayatlarımızda karbonhidratı öyle ya da böyle yani direkt ya da dolaylı alıyoruz. Önemli olan bizler gibi zorunlu yaşam şekilleri olan bireylerin beslenme listelerini karbonhidrat ağırlıklı tasarlamamak.

Günlük Alınması Gereken Karbonhidrat Miktarı Alınmalıdır

Karbonhidratlar temel enerji kaynaklarımızdandır ve yiyeceklerde en çok bulunan besin ögesidir. Tüm dokularımız ise enerji ihtiyacı için karbonhidratı kullanırlar.

Beyin dokularımız ise enerji için yani çalışabilmek için sadece karbonhidratları kullanır.

Eğer gereğinden az miktarda karbonhidrat alınırsa; vücudumuz enerji sağlamak üzere yağ dokularını kullanır. Yağ dokularının kullanılması sonucunda da vücudumuz için toksik olan keton cisimciklerin miktarı artar. Bu ketonlar vücut sıvılarında asiditeyi arttırır. Tip-1 diyabet yönetiminiz iyiyse vücudun ortaya çıkardığı bu ketonlar yakıt kaynağı olarak verimli ve güvenli bir şekilde kullanılabilir. Ketozis denilen bu dönem içinde vücut yağlarını yakmaya ve idrarla atmaya başlar. Ama yeterli insülin yok ve tip-1 diyabet yönetiminiz de iyi değilse maalesef diyabetik ketoasidoz gerçekleşir.

Bu sebeple karbonhidrat içeren çoğu besin yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için tüketilmelidir.

Karbonhidrat Alımı Minimum Seviyede Olmalıdır

Bu gruptaki uzmanlar karbonhidratın öneminin elbette farkında. Alınmazsa ya da fazla alınırsa insan vücudunda nelerin olabileceğini biliyorlar.

Günlük karbonhidrat alımı minimum seviyede olsa dahi insan sağlığının olumsuz yönde etkilenmeyeceğini de vurguluyorlar.

Özellikle şunu söylüyorlar; örneğin tip-1 diyabet gibi kronik yaşam şekilleri olan bireylerin beslenme listelerine karbonhidrat doldurmak mantıksız. Nasıl çölyaklı bireyler glutensiz, fıstık alerjisi olana fıstık yeme diyorsak tip-1 diyabetli bireylere de bu kadar yoğun karbonhidrat vermemeliyiz.

Çünkü karbonhidratı sisteme koyduğumuzda ondan dolayı ortaya çıkacak şekeri de düşürebilmek adına insülin yapmak zorunda kalacağız. İnsülin elbette hayatımızın kahramanı ama karbonhidratı al, insülin yap gibi bir sarmal içinde ne kadar az karbonhidrat, insülinle daha iyi yönetilebilecek diyabet yönetimi.

Uzun yıllardır tip-1 diyabetli olan Dr Bernstein da bence bunun formülünü burada bulmuş. Yaklaşık 70-71 yıldır tip-1 diyabetli olan Brenstein düşük karbonhidrat, sağlıklı yağ ve protein ile birlikte lifli besin tüketimine ağırlık veriyor. Ve uzun yıllardır tip-1 diyabet yönetiminin harika olmasının da sebebini bu şekilde vurguluyor. Tip-1 Diyabetli Dr Bernstein’in, Tip-1 Diyabetli Bireylerin Hayatını Değiştirmesi başlıklı yazımızdan Dr Bernstein hakkında bilgi alabilirsiniz.

Her ne kadar birçok görüşünü bir tip-1 diyabetli olarak dahi desteklemesem de Dr Ümit Aktaş’ın Buğday&Diyabet İlişkisi ve Kısır Döngü başlıklı yazısı da konuyla ilgili beğendiğim yazılardandır.

Hatta Prof Dr İlknur Arslanoğlu da Düzce Üniversitesi’ndeki kliniğinde düşük karbonhidratla beslenen tip-1 diyabetli bireyler üzerine çalışmalar yapmakta. Sonuçları çıkmıştır. Kısa sürede kendisinden bilgi alıp sizlerle mutlaka paylaşacağım.

Sonuç olarak; karar elbette sizlerin diyemeceğim. Çünkü ülkemizde maalesef yenilikçi yöntemler, yenilikçi beslenme programlarına kapalı bir durum söz konusu 🙂 🙂

Görsel kaynak: http://www.slimcity.com.tr/

5 2.898 görüntüleme

Freestyle® Libre’de İzobornil Akrilatın Sebep Olduğu Allerjik Kontakt Dermatit

Sensör teknolojisi hayatımıza girdikten sonra farklı sorunlarla da mücadelimiz başladı. Özellikle sensör bantlarından dolayı oluşan alerjik reaksiyonlar çoğumuzu zorluyor. Bu sorunsallar her sensörde de başımıza gelebilir. Dexcom, Medtronic ya da Medtrum sensörlerinde de oluşabilir. Ve bizler de farklı çözümler üretmeye başlıyoruz. Sensör Bant Alerjilerini Nasıl Önler, Nasıl Tedavi Ederiz? başlıklı yazımızdan da bu konuyu hatırlarsanız işlemiştik.

FreeStyle® Libre’in neden olduğu çeşitli alerjik kontakt dermatit vakalarını bildirmek ve izobornil akrilat hakkında suçlu bir alerjen olarak rapor etmek amacıyla Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi’nde bir çalışma yapılmış.

On beş hasta FreeStyle® Libre’nin neden olduğu allerjik kontakt dermatitle incelemeye alınmış. İzobornil akrilat, 13 diyabetlide, çeşitli konsantrasyonlarda ve araçlarla yama testi ile test edilmiş. Tüm diyabetliler sensörün yapışkan kısmına tepki göstermiş ve 12 hastanın izobornil akrilata duyarlı olduğu tespit edilmiş.

FreeStyle® Libre’in neden olduğu allerjik kontakt dermatit vakaları giderek daha fazla görülmektedir ve izobornil akrilatın konuyla ilgili bir suçlu alerjen olduğu belirlenmiştir. Diğer akrilatlara çapraz reaktivite sık görülürken, cihazın yapışkan bandında şimdiye kadar tanımlanmamış, temas alerjenleri mevcut olabileceği vurgulanmış.

Kaynak: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/28804907

Kontakt Dermatit Hakkında

Kontakt dermatit tahriş eden maddenin ciltle temas ettiği bölgede oluşur.

Kontakt dermatit genellikle maddeyle temastan sonraki birkaç dakika içinde başlar ve birkaç saat içerisinde geçer. Ama bazen 4 hafta kadar geçmeyebilir.

Kontakt Dermatit Belirtileri İse Şu Şekildedir

  • Kızarıklık ve döküntü
  • Kaşıntı
  • Kuru, çatlamış cilt (sorun uzun zamandır devam ediyorsa)
  • Su toplanmaları (sorun şiddetliyle)
  • Şişkinlik, yanma, hassasiyet

 

5 4.754 görüntüleme

Medtrum Kablosuz İnsülin Pompası’nı Farklı Kılan Özellikler

Tip-1 diyabet yönetiminde hayatı kolaylaştırıcı ve sadeleştirici teknolojilere ihtiyacımız var. İş ve özel hayatımda da sıklıkla kullandığım; ‘Basit düşün, ama iyi bir çözüm üret.’ mottosunu diyabet teknolojileri şirketlerinin gerçekten uygulaması lazım.

Medtrum Patch Pump yani kablosuz insülin pompası birkaç ay önce resmi satışına Türkiye’de başladı. Biz de sizlerle birçok detayı paylaşmıştık. Medtrum Patch Pump hakkındaki tüm detaylara http://www.diyabetimben.com/?s=medtrum linkinden ulaşabileceğinizi öncelikle belirtelim.

Medtrum A6 Kablosuz İnsülin Pompa Sistemi’nin Öne Çıkan Özellikleri

  • Bu kısım 200 ünite insülin alıyor. Humalog, Apidra ya da Novorapid. Hangi hızlı etkili insülin kullanırsanız kullanın 200 ünite insülin alan bu kısma dolduruyorsunuz.
  • Patchi yani insülin doldurulan kısmı vücudunuza takarken ek bir takma aparatına ihtiyacınız olmuyor. Patch’in üzerinde bir çıkıntı var. Bu çıkıntıya basınca insülin giden iğne ucu (kanül) cilt altına yerleşmiş oluyor.
  • Bu arada kanülü hiç görmüyorsunuz 🙂 Özellikle çocuklar ve iğne korkusu olanlar için kanülü görmemek iyi.

  • Kanül 5 mm. Kanül cilt altına girerken hiçbir şekilde acı hissetmiyorsunuz. Bunu özellikle yazıyorum. Gerçekten acı hissetmiyor olmak beni şaşırttı 🙂
  • Dolayısıyla set tıkanması gibi sorunlar da yaşanmıyor.
  • Kablosu olmadığı için de kablonun kıvrılması, bükülmesi gibi sorunlarla karşılaşmıyorsunuz.

Kan Şekeri Düşmeden Ya Da Düşünce İnsülin Gönderimi Duraklıyor

Medtrum’u sensörüyle kullanmaya başlayınca daha anlamlı bir teknoloji oluyor. Pankreas gibi düşünmeye başlıyor. Bu teknolojide de sensör performansı gerçekten çok çok önemli. Sensör performanslı çalışmalı ki insülin doğru yerde kesilsin, doğru yerde yeniden başlatılsın.

Bu arada patch pump yani kablosuz insülin pompası dünyasında düşük öncesi duraklatması ve düşükte duraklatma özelliği olan tek kablosuz insülin pompası Medtrum’a ait.

İnsülin Dozlarının Azalması

Medtrum kullanırken ilginç bir tecrübem de oldu. Benim gibi kullananlarda da benzer durum söz konusu.

Günlük bolus ve bazal dozlarım ortalama 35 üniteyken Medtrum’a geçince 2-3 ünite azaldı. Bunu şu şekilde yorumladık; kablolu bir pompada insülin pompadan çıkıp cilt altına giderken bir yol izliyor ve cilt altına yerleşen silikon kanülden cilt altına zerk oluyor. Medtrum Patch Pump’ta ise insülinin aldığı yol çok çok kısa. Ve cilt altına yerleşen metalik kanül olunca da insülin dozu azalabiliyor.

Şimdilik bu kadar. Kesintisiz bilgi paylaşımına devam edeceğim 🙂

Not: Yine fiyat soranlar olacak. Medtrum Kablosuz İnsülin Pompası ve Sürekli Glükoz Ölçüm Sensörü başlıklı yazımızdan bu detaya da ulaşabilirsiniz. Daha fazla bilgi almak için de Teknodia şirketiyle https://www.teknodia.com.tr/ linkindeki iletişim bilgilerinden kendilerine ulaşabilirsiniz.

 

3 9.731 görüntüleme

İnsülin Enjeksiyonu ve İnsülin Pompası Set Değişiminde Rotasyon

Bloğumuzu kurduğumuz günden bu yana diyabetliler (şeker hastalığı) için insülin enjeksiyonu  ya da insülin pompası set değişiminde bölge değişiminin öneminde çok bahsediyoruz. İnanın bu detay tahmininizden oldukça önemli.

Ara ara öğrenilmiş bu bilgileri gözden geçirmek ya da tip-1 diyabetle yeni tanışanlara da konunun önemini aktarmak adına bu tarz teknik bilgileri paylaşmak lazım.

İnsülinimizi sürekli göbeğe, baldıra ya da kola yaptığımızda belli bir süre sonra artık yapılan insülinin etkinliği azalmakta. Aynı bölgede aynı yere enjeksiyon yapmak da insülinin etkisini etkilemektedir.

Ve sürekli aynı ve/veya birbirine yakın bölgelere yapılan insülin enjeksiyonları ya da insülin pompasının setinin takılması lipohipertrofiye sebep olacaktır. Lipohipertrofi insülin enjeksiyonu yapan birçok hastada enjeksiyon bölgelerinin deri altı dokusunda uzun dönemde ortaya çıkan kalınlaşmış, ‘lastiksi’ lezyonlardır.  Böylece uzun süre aynı bölge kullanılınca o bölgelerde deri düğüm düğüm bir görünüme kavuşur. Yani ipliği nasıl düğümlüyorsak aynı görüntüden bahsediyorum.

Ancak maalesef öyle ya da böyle sebeplerle hem çocuklarımız, hem ergenlerimiz hem de yetişkin bireyler sadece bir bölgeyi kullanıyorlar. Sonra da neden kan şekeri düşmüyor diye sorular oluşmaya başlıyor. Sürekli aynı bölgeyi kullanırsanız bu durum yani belli bir süre kan şekeri yüksekliğini yaşıyor olacaksınız. Çocuğunuz tip-1 diyabetli ise lütfen bölge değişimi yapmak için alıştırmaya çalışın. Ya da yetişkin iseniz çıkarın insülin kaleminizi ve sosyal kaygılarınız olmadan insülini istediğiniz yere yapın.

6 9.233 görüntüleme

İnsülin Enjeksiyonunu Daha Ağrısız Nasıl Yapabiliriz?

Aslında insülin kalemi kullanıcılarının en büyük sorunlardındandır.

Enjeksiyonu Daha Ağrısız Hale Getirmek İçin İpuçları

  • Kullanılmakta olan insülini oda sıcaklığında tutmak.
    • Bu konu gerçekten çok önemli. Genelde çoğu kişi dolaptan çıkardığı insülini direkt yapıyor. Bu sebeple dolaptan insülini çıkardığınızda minimum 10-15 dakika oda sıcaklığına gelmesi için beklemek en doğrusu.
  • Temizlemek için alkol kullanılıyorsa, enjeksiyonu ancak alkol tamamen kuruduktan sonra yapmak.
  • Kıl köklerine enjeksiyon yapmaktan kaçmak.
  • Daha kısa ve çağı daha küçük iğneler kullanmak.
  • Her enjeksiyonda yeni bir iğne kullanmak.
    • Galiba iğne ucunu sürekli değiştirmenin de öneminin pek farkında değiliz 🙂 SGK şu an ücretsiz olarak raporulu tip-1 diyabetlilere iğne ucu vermekte. Bu sebeple lütfen her enjeksiyonda iğne ucunuzu değiştirin.
  • İğneyi deriye hızlı ve dart atar gibi bi hareketle batırmak. Enjeksiyonu ise yavaşça yapmak ve pistonun (enjektör) veya başparmak butonunun tamamen basıldığına emin olmak.