Anasayfa Çocuklar ve T1D Şeker Bebek

Şeker Bebek

12 4.273 görüntüleme

Şeker bebek anlatıyor

Ne oldu biliyor musunuz bugün? Annem beni gene bırakıp işe gitti. Ama bu sefer babaanneme bıraktı. Ananemin işi varmış. İyi bari, bana da değişiklik olmuş oldu. Buradaki kuzenlerimle ve babaannemlerde misafir olan babamın halasıyla oynarım ben de. Hem bakalım belki onlar anlar bendeki bu sıkıntıyı. Fazla gecikmeden anlasalar da beni de biraz rahatlatmanın yollarını arasalar ne güzel olur.

Birkaç haftadır o kadar çok çiş yapıp bezimi o kadar çok ıslatıyorum ki, ağır geliyor küçücük popoma. Evet, henüz yürüyemiyorum ama emekleyerek bir yerlere tutunabilip ayağa kalkmayı becerebiliyorum artık. İşte o zaman ağır geliyor, Allahtan bu çiş pişik yapmıyor bana, annemler popomu iyi koruyorlar. Sürekli yıkayıp krem sürüyorlar. Bir de ben çiş yaptığımda annem “Oyyy, benim paşam anneye yarım kilo çiş yapmış” deyip gülüyor bezimi değiştirirken. Ben de anlamadım, o da bilmiyor bunun ne demek olduğunu ya da normal olup olmadığını.

Bir de geceleri çok susuyorum ben. Ağzımı şaplatıp duruyorum gece boyunca. Annem kalkıp biberonumdan su içiriyor bana. Annem bazen lıkır lıkır içişimi sayıyor. Bir, iki, üç, on, on dört, yirmi iki… Doyamıyorum ki suya. Babama çektiğimi söylüyor. Babam da çok su içermiş benim gibi. Çekerim tabi, babamın oğluyum ben ama babamın da benim gibi içi mi yanıyor acaba…. Öyleyse yazık ona da…

En sinir olduğum ve beni en çok rahatsız eden şeyse yediğimi içtiğimi bir müddet sonra geri çıkarmak. Kusuyor deyip telaşlanıyor bizimkiler. Boğazım ve burnum yanıyor hem de. Avazım çıktığı kadar bağırıp ağlıyorum. Her halde çok yedirdik diyor annemler. Ama yok, rahatsız olacak kadar çok yemedim aslında. Öyle işte midem bulandı.

Sabahları o tatlı uykumdan gülerek kalkardım bundan birkaç hafta önce. Evdekiler o halimi görünce beni öpücüklere boğardı. Ben de onlara sabah öpücüğü vermeye çalışırdım ama ben henüz beceremiyorum onlar gibi “muck” yapmayı. Yüzlerini yalıyorum öpeyim derken. Fakat şu son zamanlarda gülücüklerle uyanacak halde değilim maalesef. Biliyorum, annem beni böyle görünce hiç işe gidesi gelmiyor. Üzüyorum onu. Ama elimde değil. Öyle sıkıntılıyım ki, kendimi ifade edebileceğim başka bir yol varsa söyleyin, denerim…

Annemi çok yorduğumu fark ediyorum. Çünkü geceleri de kocaman bir çığlıkla uyanıyorum artık. Önceleri mışıl mışıl uyurdum sabaha kadar. Ama artık öyle değil. Evdeki herkesi kaldırırcasına, bilincimi kaybetmişçesine bağırarak ağlıyorum. O kadar zor sakinleştiriyorlar ki beni. Annem, ananem, dedem seferber oluyor. Bazen teyzemle dayım bile üst kattaki odalarından fırlayıp geliyorlar yanıma panikle. Diş çıkardığımı sanıyorlar hepsi. Diş de çıkarıyorum elbet ama bu o değil… Anlatamıyorum ki derdimi, onlar ne yapsın…

Hah! Annemde geldi işten. Hemen boynuna atladım. Babaannemler ona benim ne kadar çok su içtiğimi, ardından da ne kadar çok kustuğumu anlatıyorlar. Annem gene üzüldü duyunca. Bana mutlu bir de haber verdi annem. Bu akşam babam geliyormuş. Benim babam işi dolayısıyla bizden uzakta yaşıyor da. Onu görünce çok mutlu oluyorum. Sanırım annemden daha çok seviyorum babamı. Hem belki babam anlar bu yaşadıklarımın ne olduğunu.

Babamla iki gün geçirdim. Ama gene gidecek ya, ona üzülüyorum. Bu sabah anneannemlere geri geldik annem ve babamla. Pazar kahvaltısı yapacaklarmış. Bense onları ne kadar gülücüklerimle eğlendirmek için çabalasam da aslında o kadar halsizim ki, üstelik ateşim de varmış. Hem de yüksekmiş. Birkaç gün önce gittiğimiz doktor amca tatlı bir içecek verdi anneme, şurupmuş adı. Onu içince iyi gelecekmiş. Annem ondan vermek istedi bana önce ama ateşimin yüksek olduğunu görünce gene doktor amcaya gitmek zorunda kaldık.

Offf!.. Canımı yaktı doktor amca. Kolumu deldi hep. Bir sıvı aldı kolumdan ama bunun rengi süte de benzemiyor, suya da… Canımı acıttığı için ona o kadar çok kızdım ki yüzüne karşı bağırarak ağladım. Ben ağlıyorum, o ise benim ne kadar tatlı bir çocuk olduğumu söyleyip beni sakinleştirmeye çalışıyor.

Annemim boynuna sarılıp kaçtım ondan. Anneannemlere giderken yolda uyuyakaldım. O kadar halsizim ki… Babam sonra gidip doktorla gene konuşacakmış. Bırakın da uyuyayım ben biraz. Anne! Sen de uyusana benimle. Zaten dün gece gene uyutmadım seni.

Anneannem beşiğimden uykumun en tatlı  yerindeyken aldı beni. Uyandırıyor ama yaaa!… Giydiriyor. Hastaneye gidiyoruz sanırım. Ne oldu ki. Anlayamıyorum hepsi telaşlı. Ağlama anne. Ne oldu sana. Canın mı acıyor. Ben gözlerine bakınca annem ağlamayı kesiyor. Benimle oyun oynuyor. Ama hepsi çok üzgün. Aralarında hızlı hızlı bir şeyler konuşuyorlar ama anlamıyorum ki tam olarak. Benim hala uykum var.

İşte o beyaz önlüklü amca geldi. Doktor amca. Birkaç haftadır yaşadığım sıkıntılarla ilgili annemlere bilgi verdi biraz. Annemler o kadar üzgün ki anlatamam. Ben de üzülüyorum ama bir yandan da içim rahatladı. Bundan sonra en azından durumumun ne olduğunu biliyorlar. Ben de öğrenirim zaten yavaş yavaş. Ama önemli olan her şeyi en baştan onların bilmesi. Çünkü ben daha o kadar küçüğüm ki, her şeyi onlardan öğrendiğim gibi hastalık dedikleri bu şeyi de onlardan öğreneceğim. Onunla yaşamayı onlar öğretecekler bana.

Bu hastalık benim daha önceki hastalığıma benzemiyor. Önceden boğazım acıyordu. Ama bu başka bir şey. Boğazım acıdığında annem beni her zamankinden daha fazla kolluyor ve bana ilaç veriyordu. Hastalığım da birkaç gün içinde geçiyordu. Ama bunda öyle değil. Bir kere günde sekiz kere o kırmızı sıvıdan alıyorlar parmaklarımdan. Adının kan olduğunu öğrendim. Annem babam canım yanıyor diye düşünüyorlar ama benim parmak uçlarımda daha sinirlerim bile tam oluşmadı ki, boşuna üzülüyorlar. Canım onların düşündüğü gibi acımıyor. Hem bir de iğne var gün de dört kez. Ucu minnacık. Annem iğnemi yaparken bana oyun olsun diye elime bir oyuncak veriyor, hem de “hadi paşam, bızt yapalım” diyor. Ona da gık bile demiyorum. Dedim ya babamın oğluyum ben. Güçlüyüm. Tek sinirlendiğim şey var iğnem yapılırken. Kımıldarım da bir şey olur diye sıkı sıkı tutuyorlar beni. Özgür adamım ben, öyle sıkıntılara gelemem. Siz beni oyuncağımla oynarken rahat bırakın. Ben de paşa paşa durayım.

Neyse ki sıkıntılarımın çoğu geçti. Zaman zaman gene yaşasam da eskisi kadar kötü olmuyorum. Hem artık annemler de durumu bildikleri ve alıştıkları için ufak bir sıkıntımda hemen yardım ediyorlar. Bu arada mahallede herkes bana “ŞEKERİM” diyor artık. Evet, ben şekerim. Zaten şeker gibi tatlıydım. Şimdi hepten şeker oldum. Belki de şekerlerimden kanıma ve hücrelerime biraz fazla karışmıştır, ondan şeker bebek olmuşumdur…

Melek Yener (Tuna’nın annesi) (Görsel baybul.com’dan alınmıştır.)

  • Melek Hanım,

    İnanın şu an yanımda olsanız size sarılıp hüngür hüngür ağlardım. İş yerinde kendimi tutmam inanın çok zor.

    Keşke bizi karşısına alsa da ben bunları hissediyorum dese. Şahane olurdu değil mi?

    Yazınızı hikaye gibi değil o anları sanki yaşıyormuşum gibi okudum. Tuna benim, ben de Tuna’nın yol arkadaşım neticede. Tuna’yı ben ya da biz değil de kim anlayacak?

    Tuna Paşa güçlüdür. Babasının oğludur 🙂 .

    sevgiler

  • GÜNAYDIN,
    eşref bey, üzmek istemedim inanın.:)
    biz durumumuza alıştık. aşırı yükselmeler ve düşmeler olduğunda çıkyor bu tarz yazılar kalemimizden..ki onu da dün 48 ile gördük..
    ama onun haricinde iyiyiz..:) endişe edecek bir durum yok yani..
    sevgiler:)

  • Oynak şeker de 48, 38,28 leri göreceksiniz, 200,300 leri gördüğünüz gibi. Diyabete tam adaptasyon Tuna bebeği daha da multu bir yaşama sevkeder. Anne baba olmak çok farklı onu da anlamaya çalışıyorum ama beceremiyorum sanırım. Yine de Tuna bebektan feyz alıp sürekli gülmek gerekir. 🙂
    Öptüm tuna bebeğin parmaklarından. 🙂

  • Merhaba arkadaşlar(şkerler ve yakınları ):D
    Tunacım bunları söyleyecek bir gün ama inanın o güclü duruşu bunların ifadesi.çocuklukta diyabet bir başka oluyor gercekten.herkes size şeker diyorki benim bi cok yerde nicklerim hala ŞEKER dir.
    Melek hanım cok güzel yazmışşınız sabah sabah cocukluğuma indiniz 😀 Allah hepimize kolaylık versin.
    Esracım beraber ağlarız dicemde, biz gülelim zaten bir araya gelince benim çenem düşüyo 😀 ciddiyet sıfır yapcak bişiy yok.
    Eşref bey hep diyorum ya diyabetlilier bence özel secilmiş insanlar.bunu eğlenceli hale getirmek işte şifre bu.bunu yakalamk dileğiyle arkadaşlar…..
    sevgilerrrrr

  • İtiraf edeyim yazının başlığını okudum, metni okumaya yüreğim el vermedi. kıyamıyorum tip1li bebeklere, bu yaşımda yaşadıkalrını minnacık bedenlerinde yaşamak nasıldır düşündükçe içim eriyor. okuyamadım yazınızı bu sebeple kusura bakmayın nolur. öpüyorum Tuna’yı…

  • Diyabet üzerine çok yazı okudum ama bu kadar güzelini belki hiç okumadım, elinize sağlık.Daha başka birşey yazılmıyo zaten bu yazıya …

  • Cevap Bırak