Anasayfa Sizden Gelenler Artık Bir Anneyim-Mehtap Aşçı / 8. ve Son Bölüm

Artık Bir Anneyim-Mehtap Aşçı / 8. ve Son Bölüm

5 4.121 görüntüleme

Artık Bir Anneyim

İyi ki dizi senaristi filan değilim, bu performansla çoktan kapı önüne koymuşlardı beni. Kaç ay olmuş hikayemi yazmayalı. Kusuruma bakmayın arkadaşlar…

Bu arada final yapıyoruz bu yazıda 🙂

En son yazımda doğum hikayemle devam edeceğimi yazmışım. İşte o gün…

36 hafta 5 günlük hamileydim, Ramazan ayının 28. günüydü… Jinekolog randevusuna rutin kontrol için eşimle gitmiştik. Randevu saati ara öğün saatime denk gelmişti, kan şekerimin düştüğünü hissetmiştim ama kontrolden sonra yerim diye biraz meyve suyu içerek geçiştirmiştim.

Siyah-beyaz karlı ekranda bebişimi görmenin heyecanı ile bir doktora bir ekrana bakıyordum. Birden doktorun yüz ifadesi değişti, sessizleşti. Bir sorun olduğu belliydi. Renkli ultrasonla da bakıldı ve acil doğuma alınmam gerektiği belirtildi. Sebep; bebeğimin karnındaki ödemmiş!

Takip edildiğim klinik sıradan bir “özel” doğum kliniği idi. Ne yetişkin ne de yenidoğan yoğunbakım ünitesi vardı. Dahiliye doktoru bile yoktu. Bebeğimin de kendimin de bir gün yoğunbakıma ihtiyaç duyabileceğimizi hiç hesaba katmamıştım açıkçası. Randevu alması kolay, konforlu ve kolay ulaşılabilir bir yerde olduğu için tercih ettiğim bu klinik pişmanlık sebebim olacaktı.

Tıp fak.deki son endokrin kontrolümde endokrin doktoruma doğumda kan şekerimi nasıl idare edeceğimi bilmediğimi ve endişelerimi söylemiştim. Jinekologuma bir not yazacağını, onu uygulaması gerektiğini belirtmişti. Rahatlamıştım…Ancak doğum, beklenenden daha erken gerçekleşince ne notu alabildik ne doktoruma ulaşabildik.

Jinekologum açık açık konuştu; bebeği burada alırız ama ona müdehale edemeyiz, yoğunbakımı olan hastaneye taşırız dedi. İstersen de başka hastanede doğum yapabilirsin diye de ekledi. O anki çaresizliğimi anlatabilmem mümkün değil. Tıp fak.de boş küvöz yokmuş, devlet hastanesine transfer edilebilir dediler. Vesselam doğumu klinikte yapmaya karar verdik…

Ailelerimize “acil” koduyla haber uçuruldu, ramazan günü resmen herkes döküldü kliniğe. Sezeryan için spinal anestezi tercih edildi. Ağrısız ve uyanık olacağım bir ameliyat olacaktı. Birkaç saatlik açlık isteniyordu ama vakit yoktu. Bir taraftan da kan şekerimin yeterince yükselmediğini görüyordum. Yemek yemem yasaktı, 1 tane kesme şeker yedim, yetmedi. Damar yolu ile kan şekerimin düzeltileceği söylendi ama maalesef başarılamadı. Doğuma girdiğimde kan şekerimi ölçmelerini rica ettim, şekerim 56 mg/dl idi!

Saat 17:00 gibi girdiğim sezeryandan kısa sürede çıkıverdim. Herşey olup bitiverdi. Doktorlar o kadar rahattıki, başımda sucuklu yumurta muhabbeti yapıyorlardı. Dikiş atılırken tatlı bir uyku çöktü, meğer ilaçla uyutmuşlar. Uyandığımda ilk sorduğum şey; bebeğim nerde, neden ağlamadı, sesini neden duymadım şeklindeydi. Meğer çoktan yan odaya geçmiş, bizimkilerle tanışmış bile… Ben odaya geçerken yanıma getirdiler, gözlerinden koklayarak öptüm, bi gözü kapalı diğeri açıktı, eşek gözlü bi’şeydi, yumuşacıktı! Hayatımda öyle yumuşak pamuk gibi bir şey görmemiştim.

İlk buluşmamız hemencecik bitiverdi, çünkü ben odaya götürüldüm, bebeğim de ambulansla başka hastaneye transfer edildi. Hastaneye vardığında iftara az bir süre kalmıştı.

Nöbetçi doktor “bu çocuğa ne yaptınız böyle, bitmiş bu çocuk, mahvolmuş!!!”diye eşimle ağabeyine çıkışmış. Bebeğim oraya vardığında kan şekeri ölçülemeyecek kadar düşmüş ve solunum güçlüğü çekiyormuş. Doğduğunda damar yolu açılsaymış bu yaşanmayacakmış! Maalesef klinikte o gün nöbetçi olan ve doğum sonrası çocuğu gören  çocuk doktoru ENGİN!!!!! bilgisini kullanmadığı için bebeğim bu hale gelmiş. Doğum yapan kadının diyabetli olduğunun da kendisine iletildiğinden şüpheliyim ya neyse…(Bu kadar olumsuz yazmamın sebbei diyabetli hamile arkadaşların nerede takip edilmesi-edilmemesi gerektiğini anlamaları içindir.)

İki gece klinikte kaldım. Doğumdan sonraki 12 saat boyunca saat başı kan şekerim ölçüldü. Duruma göre insülin yaptım ya da izin verdikleri şeylerden izin veridikleri kadar yedim. Ciddi hipo-hiper yaşamadan klinikten taburcu oldum.

Bebeğimiz 16 gün yoğunbakımda kaldı. Toplamda 16 günde 5 dakika görmüşümdür herhalde. Pompa ile sağdığım sütü götürdüğümüzde bile içeri çok zor alıyorlardı, her gördüğümde uyuyordu ve ben hemşireye şu soruyu soracak kadar tuhaflaşmıştım: “Bebeğimin sesi çıkyor, ağlayabiliyor di mi?” Bu psikolojiyi yaşayan bilir. ÇOK zordu. Güçlü olmak zorunda olmanın bu kadar ZOR olduğunu, içimin çekildiğini, yaşam enerjimin diplere indiğini hiç tecrübe etmemiştim, babamın ölümünde bile…

Klinikte taktıkları mavi renkli doğum bilekliğim hala kolumdaydı. Ne zaman bebeğim hastaneden çıkarsa o zaman bilekliği çıkaracağım demiştim. Ve o bilekliği her görüşümde içimin burukluğu bir kat daha artıyordu. Bir gün dayanamadım, kesip attım bikeliği (bir zarfa koydum, oğlumun doğduğu günki takvim yaprağıyla beraber hala saklarım). Ve o gün hastaneden aradılar; bebeğiniz küvözden çıktı, gelip besleyebilirsiniz dediler. Uçarak gittik hastaneye! Kot dedikleri cam beşiğe koymuşlardı. Hadi altını al annesi dediler. Bizimki büyüğünü de küçüğünü de doldurmuş, adeta beni karşılamaya hazırlanmış 🙂 Temizlik, emzirme faslı bitti ve loğusa servisine yerleştim. 3 saatte bir emzireye gitmem gerekiyordu. Kan değerleri normaldi, ama emme refleksi çok az olduğu için taburcu etmiyorlardı. Saatlerce uğraşıyordum emsin diye. Meğer serumla besledikleri için bizim paşa henüz acıkmamışmış, ertesi sabah anne sütünün tadına varınca bir emdiki sormayın 🙂 Biz de jet hızıyla taburcu olduk…

Neden 16 gün bekledik diye sorarsanız, bayram tatili diyeceğim 🙂 Çocuk kardiyoloji polikliniği sadece tıp fak.de vardı. Bebeğimin kaldığı hastanenin yenidoğanı iyi olmasına rağmen kardiyolojik muayenesi yapılamadığı için fakülteden randevu almamız ve bayram sonunu beklememiz gerekiyordu. İşte bu sebeple de diyorum ki mutlaka tam donanımlı bir hastanede doğum yapın!

Haftalar, aylar geçti ve bizim paşa hızla büyüdü. Minik doğdu ama yaşıtlarına ulaştı çok şükür. Sağlığımız da çok şükür yerinde…

Doğumdan sonra 12 ay ücretsiz izin kullandım, 16 aylık olana kadar ben baktım bebeğime. Ondan sonra da ananesi üstlendi bakımını. Üzerimizden yorgunluğu atınca ve ben sanal alemde diyabet gruplarına-sayfalarına takıldıkça aklımda birşeyler şekillenmeye başladı. Tip1 Diyabetli bir annenin anılarını (yani yaşadıklarımı) mutlaka insanlarla paylaşmalıyım diye düşündüm. Blog sayfası bende olmayan profesyonellik, ilgi, zaman gerektiriyordu, facebook ise amacım için oldukça uygundu. “Bir Diyabetliyim ve Artık Bir Anneyim” adlı face-sayfası oluşturdum ve yazmaya başladım. İlk yazdıklarımı sadece reel alemde tanıdığım arkadaşlarım okuyordu ve onları ağlattığımı söylüyorlardı… Zamanla sayfanın beğeneni arttı ve güzel tepkiler almaya başlayınca da devamlılığı oldu.

ÖYKÜM SOLAK (büyük puntoya dikkat 🙂 ) ile bu sayfayı oluşturmadan kısa süre önce tanışmıştık sanırım. İnsülin pompasına geçmemle birlikte Öyküm bilgi ve tecrübeleriyle hayatıma yön verdi diyebilirim. Hem diyabetli, hem pompalı, hem akıllı, hem..hem..hem… hepsi bir arada işte 🙂 İyi ki varsın arkadaşım!

Ben yine rahat durmadım 🙂 . Bir facebook grubu kursam ve üyeleri sadece tip1 diyabetli anneler olsa diye hayal ettim. Bu hayalim, birçok insanın duası olmalıymışki kısa sürede teveccüh buldu ve şuan 155 üyeye ulaştı. Sayı çokta önemli değil aslında. 5 üyesi bile olsa ve herkes birbirine moral motivasyon verse grup amacına ulaşmıştır diyebilirim. Bundan sonraki hayalimiz, tip1 diyabetli anneler kampının yapılması ve sanalda kurulan güzel dostlukların reel alamde taçlanması 🙂 .

Demek ki neymiş;

-Diyabetli bir bayan olmak evlenmeye, eş olmaya engel değilmiş.

-Diyabetli bir bayan olmak anne olmaya HİÇ engel değilmiş.

-İyi bir diyabetli olmak pankreas gibi düşünebilmeyi başarabilmekmiş (Yani, karbohidrat sayımını uygulamakmış)

-Diyabetli bir hamile olmak, tam donanımlı bir hastanede takip olmayı – doğum yapmayı gerektirirmiş.

 

Sevgili ESRA AVCI,

Seni de diyabete, diyabetliye yaptığın destek ve gayretin için tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyor, en hayırlı zamanda siz de Eşref Bey ile 2+1 olursunuz diyorum 🙂 .

 

Sevgiler

Mehtap Aşcı

  • Merhabalar devgili dostlar sevgili arkadasımızın dogum ve dogum soonrası yaşadıklarını okudum cok duygulandım ve agladım cumku 9 yaşındaki 2 yıldır diyabetle dost olamaya calışan Ayse Reyyanın annesiyim su an hayatımız bukadar zorken yarınlarda neler yaşayacagımızın ve yavrumun bana ne kadar ihtşyacının olacagını gordun kendimi hep ihmal ediyordum kendimede dikkat etmem gerektigini farkettim yazıyı okuduktan sonra teiekurler arkadaiım İzmirden sevgilerle

  • Sen de iyi ki varsın :))) Çok özel şeyler yarattın sen. Her diyabetli kişi diyabete adanmış bir hayat haline geldiğinde sorunlarımız kalmayacak. Bu hayale rolmodel olabildiğin için çok teşekkur ederim kendi adıma Mehtapcım 🙂

  • Güzel sözleriniz için çok teşekkür ediyorum arkadaşlar. Dileğim, yaşadığım karamsar günleri 1 anne adayımızın bile yaşamaması. 1 kişiye bile ışık olursa bu yazılar amacına ulaşmıştır diyebilrim.

    Rahime hanımcım ağlamışsınız…üzüldüm ama inanın her okudugumda ben hala ağlıyorum…insani şeyler bunlar ne yapalım. Ayşe Reyyan’ı benim yerime öpün lütfen. O çok şanslı bir evlat, sizin gibi araştıran bir annesi var. Ne zaman isterseniz buradayız.

    yeni yazı dizisi için 2. bebişin olmasını bekliycez artık, özleyin beni:)

  • Cevap Bırak