Anasayfa Arşivler 2017 Ağustos

Aylık ArşivAğustos 2017

13 4.973 görüntüleme

Amerika ve Kanada’da İki Tip-1 Diyabetliye Encaptra Yerleştirildi

Tip-1 diyabetle ilgili tedavilerin geliştirilmesi gerçekten hızla devam ediyor. Şu anda her ne kadar bilinen bir çözümü olmasa da 2014 yılında paylaştığımız ViaCyte’de bazı gelişmeler söz konusu.

Encaptra hakkında VC-01– Diyabet Tedavisini Geliştiriyor başlıklı yazımızdan daha fazla bilgi alabilirsiniz.

Amerika ve Kanada’da yaşayan iki tip-1 diyabetliye ViaCyte tarafından geliştirilen ve kök hücrelerden oluşan Encaptra, ön kollarının altına implante edilmiş. İmplante edilen bu kök hücrelerin adacık hücrelerine dönüşmesi/olgunlaşması yaklaşık üç ay sürecek. Bu olgunlaşma sürecinden sonra da Encaptra pankreastaki beta hücreleri gibi insülin salgılamaya başlayacak.  Ve sonrasında da insülin kullanmak gibi gündelik tip-1 diyabet endişelerimiz kalmayacak 🙂

Tip-1 diyabet bildiğimiz gibi bir bağışıklık sistemi rahatsızlığı. Ve bağışıklık sisteminin tüm saldırıları da bu Encaptra ile engellenmeye çalışılacak. Ama bu yöntem tip-1 diyabetin sonlandırılması için değil fonksiyonel bir çözümü olacak.

Bu deneme çalışmalarında aynı zamanda Encaptra’nın daha küçük boyutlu olanı 19 kişiye daha implante edildi. Tam boyutlu Encaptra implantının hem emniyetini hem de etkililiğini anlamak için deneyin bu yıl 40 kişiye çıkarmayı hedefliyorlar. ViaCyte şirketi, 2018 yılının ilk yarısında ön sonuçlar almayı ve sistemin 6 ila 12 ay sonra çalışıp çalışmadığını test etmek istiyor.

Açıkçası ben tip-1 diyabetin fonksiyonel çözümünde ViaCyte şirketinin Encaptra ürününden çok çok ümitliyim. En azından tip-1 diyabetin kalıcı çözümü bulunana kadar bu tarz nokta atışı çözümler bizlerin hayatını daha olumlu yöne çekecek.

1 1.460 görüntüleme

Düşük Karbonhidratlı Beslenme ve Tip-1 Diyabet

Öncelikle bir sağlık profesyoneli olmadığımı vurgulamak istiyorum. Ülkemizde her birey doktor ya da her birey diyetisyen olmuşken benim olmaya niyetim yok 🙂 Sadece kendi kendimin gerektiğinde doktoru ve diyetisyeni oluyorum. Ve akıllı bir birey olarak sağlık uzmanlarına da belli periyotlarla kontrole gidiyorum.

Bu yazıyı okurken de kendi bireysel tecrübem ve doğru kaynaklardan araştırmalarımın olduğunun farkında olmanızı isterim.

Uzmanlar kadınlar için günlük kalori alımının ortalama 1800-2000, erkeklerin ise 2200-2400 olduğunu belirtiyor. Ortalama diyoruz çünkü bireylerin yaşı, yaşam şekli, metabolizmasının çalışma hızı ve hayatında kronik yaşam şekli olup olmaması kalori alımını değiştirmekte.

The Instuite of Medicine günlük alınan besinlerin % 55-60’ının karbonhidratlardan,  yüzde 10-15’i protein, yüzde 25-30’u ise yağdan oluşması gerektiğini vurguluyor. Bir kadın bireyseniz ve günlük kalori alımınız 1800 kalori ise ortalama 200-290 gram karbonhidrat da karbonhidrat aldığınız anlamına gelecek.

Düşük karbonhidratlı beslenmede ise 1800 kalorinin % 11-22’sini karbonhidratlar oluşturur. Bu da 50-100 gram karbonhidrat alımına denk gelir.

Yani önerilen gündelik karbonhidrat alımından baya baya düşük bir oran.

Karbonhidratlarla Neden Bu Kadar İç İçeyiz?

Karbonhidrat hemen hemen her besin grubunda var. Tahıl, süt, meyve, nişastalı sebzeler vs.Hatta 100 gram protein üzeri de artık karbonhidrat hesaplamasına katılmaya başlanmış. O yüzden karbonhidrat derken lütfen sadece ekmek, tahıl vs düşünmeyin.

Birkaç yazımda da bahsettiğim gibi otoriteler kadınlar ve erkekler için belirli miktarlar belirlemiş. Ama özellikle biz tip-1 diyabetliler karbonhidrat ve insülin eşleşmesi ile mücadele ederken bu mücadeleyi zorlaştıran karbonhidratı hayatımıza neden bu kadar koyuyoruz?

Biz Tip-1 Diyabetliler İçin Düşük Karbonhidratlı Beslenmenin Temel Sorunu Nedir?

Aslında öncelikle ketoasidoz ve ketozisi iyi anlamamız lazım.

Vücudumuz enerji üretmek için ilk olarak glikozu yakar. Yemek yedikten sonra da yükselen kan şekeri insülinin de yardımıyla hücrelere girer. İnsülin artışına paralel olarak da etkilenen diğer hormonlar eğer fazla glükoz varsa bunların yağa dönüşmesine vesile olur.

Tam burada araya girelim. Glikoza dönüşebilecek karbonhidratlar almazsak ne olur? Ketozis olur. Ketozis olursa da yağ oluşumundan ziyade yağ yakımı devreye girer. Yani düşük karbonhidratlı beslenmeye başladığımızda kanda azalan glikoz sebebiyle metabolizma yakmak için glikoz bulamayıp ikinci enerji kaynağı yağları yakmaya başlar. Kandaki glikoz düştüğü için de diyabetli olmayan bir bireyde insülin salınımı da azalır.

Aynı zamanda ketozis durumu şeker yüksekliğinden değil şeker düşüklüğünden dolayıdır.

Metabolizma bu durumda ya kas içi proteinleri ya da yağları yakmaya başlar. Yağlar yakılmaya başlandığında ise “keton” adı verilen cisimcikler oluşur. Diyabetli olalım ya da olmayalım aç kalında ağzımızın kokmasının sebebi de işte bu keton cisimcikleri 🙂

Diyabetik ketoasidoz yani DKA yani şeker koması dediğimiz şey ise bu konudan apayrı. Bizler dışarıdan aldığımız hormon olan insülini yediklerimizle eşleştirmeye çalışıyoruz. Bu eşleştirmeyi yapamadığımız ve vücudumuzda istenen düzeyde insülin bulunmadığı zaman şekerimiz baya baya yükselir. Bu durumda kanın PH’ı da düşer.

Peki Neden Biz Tip-1 Diyabetlilere Düşük Karbonhidratlı Diyetler Önerilmiyor? Ya Da Endişe Duyuluyor?

Yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi biz tip-1 diyabetliler insülin hormonunu dışarıdan alıyoruz. Ve yediklerimizle eşleştirmeye çalışıyoruz. Yani karbonhidrat/insülin oranımızdan bahsediyorum. Biz bu eşleştirmelerle uğraşırken insan olmamızdan dolayı vücudumuzda çalışmasına devam ediyor. Bu süreçte de her ne kadar düşük karbonhidrat alıp, insülini de azaltmış olsak da bu yönetimi ve insülin eşleşmesini doğru yapmazsak/yapamazsak ketoasidoz riski ile karşılabiliriz. Hele ki alt kalori sınırı olan günlük 400 kalorinin altına düşmemek gerekiyormuş.

Yine bir günün bilgisini verelim 🙂

  • 1 gram karbonhidrat 4 kalori,
  • 1 gram protein 4 kalori,
  • 1 gram yağ ise 9 kalori enerji verir.

Her ne kadar bazı riskler olsa da Dr Bernstein gibi bir örnek var önümüzde.

Yıllardır tip-1 diyabetli olup şu an 80 yaşında olan ve başarılı tip-1 diyabet yönetimini kendi modellediği düşük karbonhidratlı beslenme şekli ve durmaksınız çalışan vücuduyla “başarmaya” çalışan bir profesyonelin varlığından, öğretilerinden güç buluyorum.

Güzel örneklerin artması umuduyla 🙂

Sağdaki fotoğraf oldukça yeni. Dr Bernstein’ın ne kadar dinç durduğuna bakar mısınız?

 

1 876 görüntüleme

Tip-1 Diyabet Yönetimine Emek Vermeye Devam

Tip-1 diyabet yönetiminde hepimizin farklı yöntemleri var.

Kimimiz düşük karbonhidratlı beslenirken kimimiz olması gereken neyse onu yiyebiliyoruz.

Ya da kimimiz tip-1 diyabet teknolojilerine kolay erişip, insülin pompası, glükometre ve sürekli glükoz ölçüm sistemlerini kullanırken, kimimiz insülin kalemi ve glükometre ile yönetmeye çalışıyoruz.

Kimimiz ise güne sabahın 8’inde başlarken, kimimiz 10’da başlayabiliyor. Ve dolayısıyla tip-1 diyabet yönetimi de farklı olabiliyor.

Burada biraz es verelim. Her birimizin tip-1 diyabeti yönetme şekli farklı. Her birimizin gelir durumu, yaşam koşulları, metabolizma hızı bile farklı. Bu değişken koşullarda kullandığımız tip-1 diyabet teknolojilerinin de farklı olduğu aşikar. Ve de hepimiz elimizdeki cihazlarla efsane yazmaya çalışıyoruz.

Örneğin glükometrede; Birimiz en bilinen ve güvenilir ölçüm yapan bir markayı kullanırken fark ödeyerek alıyoruz. Birimiz ise yine bilinen ama doğru ölçüm yapmayan markayı fark ödemeden almaktayız. Ama herkes kendi cihazının performansını bildiği için kendi koşullarına göre yorumlamalar yapıp tip-1 diyabetini yönetiyor. Ya da birimiz insülin pompası ve sürekli glükoz ölçümü kullanırken, birimiz kullanamıyor. Bu ince çizgide yeni çıkan tip-1 diyabet teknolojilerini kullanan herkes tip-1 diyabetini mutlaka iyi yönetir gibi bir algı aman oluşmasın. Ya da tam tersi. Hangi teknolojileri kullanırsanız kullanın tip-1 diyabeti iyi yönetmek de yönetememek de bizlerin elinde.

Bizlerin elinde ama bizlerin elinde olmayan konular da var 🙂

İnsanız. Biz tüm çabaları sarf etsek de insan olmamızın getirdiği, vücudun içinde çalışan muhteşem bir şirket var. Örneğin biz kadınlar ayın belli dönemlerinde regli oluyoruz. Bu dönemde şekerimizi regüle etme çabası içerisine giriyoruz. Bazen o kadar zor oluyor ki! Ve bazen ne yaparsanız yapın şeker regüle olmuyor ki!

Ya da çok üzüntülü bir dönemdesiniz. Ya da öğrencisiniz ve sınav üstüne sınava giriyorsunuz. Ki ülkemizdeki eğitim sistemi at yarışı üzerine kurulu olduğu için de öğrencilerin stresi maksimumda. Ya da grip oldunuz. Ya da ameliyat olacaksınız. Kısacası insan olmanın getirdiği tüm iyi ya da kötü şeylere maruz kalıyorsunuz. Siz her ne kadar tip-1 diyabeti iyi bilirseniz bilin, diyabet yönetimini her ne kadar iyi yapmaya çalışırsanız çalışın bireysel çabanın dışında bize zorluk çıkaran konular da var.

Bu sebeple de tip-1 diyabette başarı, başarısızlık yoktur. Olmamalıdır. Ben iyi, sen kötü yönetiyorsun da yoktur. Konu sadece bireysel olarak tip-1 diyabet yönetimine emek verilip verilmediğiyle ilgilidir. Emek veriliyorsa ve insan olmamızdan kaynaklı değişken durumları da az çok yönetmeyi başarabiliyorsak ne mutlu bize.

Son sosyal mesajımızı da verelim 🙂

Tip-1 diyabet yönetiminde her zaman en ideali yakalamayabilirsiniz. Yani HbA1c’niz hep 6,5 çıkıyordu ve bir kontrolde 7,5 çıktı. Hayatın sonu değil. Neden bu şekilde bir değişim olduğunu çözüp ona göre ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak lazım. Üzülmenin bir anlamı gerçekten yok. Benim de bu senenin başında 7.4 çıkmıştı. Sebeplerini bildiğim için sorunları çözüp ve hızla toparladım.

Ve kendinize hayatın hiçbir alanında sakın uzak hedefler koymayın. Olabilecek hedefler koyun. Bireysel hedeflerinize ulaştığınızda eminim ki kendinizi daha mutlu hissedeceksiniz 🙂 🙂 🙂

10 2.350 görüntüleme

İstediğimiz Her Şeyi Yiyip, İnsülin Yapmak Ne Kadar Doğru?

DiaTribe sitesini ara ara ziyaret ederim. Diyabetliler İçin En İyi ve En Kötü Besin Önerileri yazısı ve tecrübesini okuyunca aslında düşük karbonhidratlı beslenmenin tip-1 diyabet yönetiminde ne kadar başarılı olduğunu da tekrar görmüş oldum. https://diatribe.org/best-and-worst-diabetes-food-advice linkinden de yazıyı okuyabilirsiniz.

Daha az karbonhidratla beslenmek de aslında ciddi bir çaba. Ki bol kalorili, şekerli ve karbonhidratlı besinler, yememek adına ciddi bir mücadele veriyorsak daha az karbonhidratla beslenmeye başlanyınca da buna alışmak da bir o kadar zor.

Tecrübesini paylaşan kişi günde 70-120 gram karbohnidrat alan bir erkek tip-1 diyabetli. Günde % 60-70 yağ, % 15-20 ise protein alıyor. Yağ çok fazla görünmesin ama sağlıklı kaynaklardan yağ alıyormuş. Aynı zamanda da lif ağırlıklı bir beslenme. Bir öğünde de 30 gram karbonhidrat ve altında tüketmeye dikkat etmiş.

Bu beslenme stiliyle sürekli glükoz ölçüm sistemi olan CGMs’de takmış kendisine. Ve 90 günlük ortalama şeker gidişatını aşağıda görünce insan gerçekten de inanamıyor.

Aşağıdaki CGMs sonuçları ise düşük karbonhidratlı beslenmeden ve beslendikten sonraki dönemlere ait. Sağdaki dalgalı şeker gidişatını görebiliyorsunuz değil mi? Yani işin içerisine matematiği zorlaştıran ve bozan karbonhidratlar girdikçe bu tarz kötü dalgalanmalar kaçınılmaz oluyor.

 

Bu arada bir ara ben de düşük karbonhidratlı beslenmiştim ama inanın bunu istikrarlı bir şekilde yönetmek çok zor. Bir gazla başlıyorum. Sonra ne oluyorsa sistem hata veriyor. Ve ne görsem daha da canım çekiyor 🙂 🙁

Ama burada özellikle şuna vurgu yapmak lazım: ülkemizde olduğu gibi Dünya’da da tip-1 diyabetli bireylere ihtiyaç bazında karbonhidrat içeren besin listeleri öneriliyor. Görünen odur ki tip-1 diyabet yönetimi de bu şekilde pek de başarılı olamıyor. Her ne kadar uzun vadede düşük karbonhidrat, yüksek lifli beslenmenin sonuçları tam olarak tespit edilmemiş olsa da kısa vadede olumlu sonuçları aşikar. Çoğunluk diyetisyenin ve hatta doktorun karşı çıktığı LCHF (Low carbohydrate high fiber=Düşük karbonhidrat, yüksek lif) beslenmeye neden geçilmiyor? Ki verilerde de görüldüğü gibi bu yöntem daha başarılı 🙂

Düşük karbonhidratlı beslenmeye geçince insülin dozlarının azalması da kaçınılmaz önemli kazançlarımızdan biri.

Bu arada dramatik bir şekilde düşük karbonhidratlı beslenmeye geçmemek lazım. Önce bir ya da birkaç öğün düşük karbonhidrat, yüksek lifle bu şekilde beslenmeye başlayıp sonrasından tamamıyla bu beslenme şekline geçmek iyi olabilir.

Araştırmacı doktorlar Jeff Volek ve Stephen Phinney’e göre de düşük karbonhidratlı beslenmeye vücudun alışma süresi ortalama 2 hafta.  Sonrasında da her şey daha kolay hale geliyor.

Ben tekrar yavaş da olsa düşük karbonhidrat, yüksek lif ile beslenmeye geçiyorum. Sizlerle de ara ara tecrübelerimi paylaşmaya devam edeceğim 🙂

3 2.204 görüntüleme

Bursa Tip 1 Diyabetliler Derneği’nin 3. Bahar Şenliği 24 Eylül’de

22 Mayıs 2017’de gerçekleşecek bu etkinlik havanın yağışlı olması sebebiyle maalesef gerçekleşememişti. 24 Eylül 2017 Pazar günü ise herhangi bir aksaklık olmazsa Bursa Tip 1 Diyabetliler Derneği gelenekselleşen Bahar Şenliği’nin 3.’sünü gerçekleşecek.

Eşref ile biz de gideceğiz 🙂

Geçtiğimiz yıl Bursa Tip1 Diyabetliler Derneği Etkinliği‘ne katılmıştık. Güzel de bir etkinlik olmuştu. Bu yıl ise 3. Bahar Şenliği’ne katılmak güzel olacak 🙂

Etkinliğe katılmak için isim yazdırmanıza gerek yok.

Etkinlik aynı zamanda ücretsiz.

24 Eylül 2017 Pazar günü 12:30‘da Ahıska Cad. Üçevler-Nilüfer Bursa adresindeki Nilüfer Belediyesi Spor Tesisleri‘nde olmanız yeterli.

Ulaşımda sıkıntı yaşanmaması adına da pratik bir çözüm üretilmiş. Küçuk Sanayi Metro İstasyonu’ndan etkinlik alanına, etkinliğe iki saat kala, her 15 dakika bir servis kalkacak. Etkinlik bitiş saatine 2 saat kala yine servis hizmet verecek.

Etkinlik boyunca da yemek organizasyonu yapılmış. Aynı zamanda çocuklar için de güzel hediyeler olacak.