Anasayfa Arşivler 2016 Nisan

Aylık ArşivNisan 2016

2 4.328 görüntüleme

İnsülin pompasından bazal insülin kısa kısa aralıklarla ve ufak dozlarla deri altına gönderilir. Ki bu küçük dozların ve kısa aralıklarla pompadan insülinin bazal insülin gibi deri altına gönderilmesinin sebebi; insülin pompasında Lantus, Levemir vb uzun etkili insülinlerin kullanılamamasıdır.

imageİnsülin pompasında tek tip, Humalog, Novorapid ve Apidra gibi hızlı etkili insülinleri kullanıldığını bu yazı vesilesi tekrar belirtmek isterim.

Böylece bu hızlı etkili insülinler küçük dozlarda ve kısa aralıklarla deri altına gönderilir ki, yemek yenmediği, uykuda olduğumuz zaman gibi zamanlarda kan şekerimiz düzgün gitsin.

Bazal insülin dozları ise insülin pompası hastanede bize takılırken endokrin doktorumuz tarafından, günlük hayatımıza ve günlük hayatımıza göre vücudumuzun verdiği tepkilere istinaden oluşturulur.

1 2.973 görüntüleme

İnsülin pompasında çok nadiren de olsa ‘tıkanma’ olabiliyor. Yani pompadan deri altına insülin giderken setin ucunun kıvrılması ya da setin herhangi bir yerindeki problemden dolayı tıkanma olabiliyor.

Eğer kan şekeriniz her şeye rağmen sürekli yüksek gidiyorsa ‘tıkanma’ olabileceği durumu aklınızda olmalı.

‘Tıkanma’ durumu olduğu zaman pompanın ekranında ‘İLETİM YOK’ alarmı çıkar. Anca bu hatanın çıkabilmesi için de bazı şartlarında sağlanması gerekir.

Pompadan bazal ya da bolus miktarı minimum 2,20 ünite gitmediği zaman ‘İLETİM YOK’ alarmı çıkar. Bu en önemli şarttır.

1 930 görüntüleme

Dur Bakalım Şeker Kız. Sende Şeker Mi Var 🙂

Diyabetle tanışıklığımız on yaşında oldu. Belirtileri sizin de biliceğiniz üzere klasik şeyler. Çok su içme vs. Ama benim hastaneye gidişimin nedeni çok halsiz hissetmemdi. Kansızlıktan şüphelendik derken idrar tahlili yaptılar.

Neyse. Annemle tam tahlili verdik evin yolunu tutucağız derken arkamdan seslendi hemşire; “Dur bakalım şeker kız. Sende şeker mi var 🙂 ” Emin olmak için kan tahlili yapıldı. Ve hastane serüveni başladı.

Hastanenin her günü ayrı bi atraksiyondu. Şimdi anlatırsam çok uzun sürer 🙂 Mesela bi abla vardı mutfağa mutlak diyen 🙂 Bi abla vardı evladı için o kadar uzun süre hastanelerde kalmış ki hastaneye soğan getirmiş. Düşündümde soğana hasret insanlar varmış.

Ama şunu da soylemeden edemiyeceğim bizim şaşkınlığımız filan bi yana hastaneye gittiğimde garanti bi yirmi kere kan almışlardır heralde. Kollarım morarmıştı resmen. Yani acıtasyon yapmış gibi olamayım da 🙂

Neyse hastaneye girdik çıktık. Ben de anladım ki şeker kızım artık. Benim asıl paylaşmak istediğim konuya gelince. Şu an yirmi yaşındayım ve bu zamana kadar şekerime toplasam bi sene dikkat etmişimdir. Yani sadece ilk sene mecburiyetten. Yani bakış açısı olarak “Madem bu dünyada istediğimi yiyip içemiycem ne tadı kaldı” muhabbetindeydim biraz.

Sonra lisede birine aşık oldum. Ergen olanından değil, gerçek, kalben samimi, cismen uzak ve ilk olanından 🙂 Sonra aşk denen şey de bazen acı oluyormuş 🙂 Sonra kendime dedim ki o yanımda yokken onu yesem ne bunu yesem ne. Ne farkeder? Onsuz zaten tadı yok. Dedim gidiyim hastaneye doktor bi ayar çeksin, düzene girsin artık. Velhasılı kelam lisedeki aşk muhabbetinden de artk geçtim. Gerçek aşka yöneldim.

Çok fazla konudan konuya atlamış gibi oldum ama idare edin. Benim en samimi duygularımla burdan iletmek istediğim tek şey bu hayatta başımıza her zaman bi zorluk sıkıntı gelebilir. Biz diyabetlilerin de geldi ve gelmeye de devam edicek. Önemli olan bakış açımızı her zaman pozitif düşünmeye yönlendirmek. Önemli olan bardağın boş tarafını kale almadan dolu tarafıyla ilgilenip hayata gülümseyebilmek, kısacası mutlu olabilmek…

Birdost 

8 4.504 görüntüleme

Diyabet Teknolojilerinin Türkiye’ye Gelmesi İçin İmza Kampanyasına Destek Verin

Bugüne kadar diyabetimben.com olarak birçok imza kampanyası yaptık. Çaba harcadık ama olumlu bir sonuca maalaesef varamadık. Biz olumlu sonuç alamadık diye de yeni oluşturulan kampanyalara destek vermemek olmaz. Biraz geç bir destek olsa da lütfen ama lütfen herkes  bu kampanyayı imzalasın. Hatta Facebook ya da Twitter hesaplarınız ile bu kampanyayı arkadaşlarınıza da önerebilir ve imza atmalarını isteyebilirsiniz.

Nasıl İmza Atacaksınız?

  1. Kampanyanın linkine tıklayın: Tip1 diyabetli çocuklar için FreeStyle Libre cihazının Türkiye’de satışı
  2. Açılan sayfada bu kampanyayı imzala kısmı var. Ad-soyad, e-mail, şehir bilgilerini doldurun. Ve isterseniz ‘imzalıyorum çünkü’ kısmına 1-2 satır bir şey yazın ya da yazmayın. Çünkü isteğe bağlı.
  3. İmzanı at butonuna tıklayın.

İşte bu kadar. Kampanyaya destek vermiş oldunuz.

Bu kampanya Free Style Libre adında ürün için tip-1 diyabetli kızı olan bir anne tarafından oluşturulan bir kampanya. Ve oldukça iyi gidiyor bu imza kampanyası.

Anne Rina Altaras ile telefonda tanışmış olsak da iyi niyetini bilen biri olarak bu kampanyayı ben destekliyorum.

Ama sıra diyabetimben.com‘u takip eden sizler de imza atın. Çünkü 25 Nisan 2016 17:20 itibarıyla 2036 imzaya daha ihtiyaç var.

Free Style Libre kakkında bilgi almak için aşağıdaki linkleri ya da Facebook’taki Tip 1 Diyabet Tecrübeleri sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Bu cihaz nedir? Maliyeti nedir? Nasıl kullanılır gibi çok soru gelecek ama lütfen ama lütfen aşağıdaki yazıları ve bahsettiğimiz Facebook sayfasını takip edin.

Abbott FreeStyle Libre ve Kan Almadan Şeker Ölçümü

FreeStyle Libre Tecrübesi

Abbott ’un Parmak Delmesini Gerektirmeyen Sürekli Glükoz Ölçüm Cihazı CE Onayını Aldı

6 1.031 görüntüleme

2014 yılında hamilelik sürecinde yapılan şeker yüklemesi sonucu gebelik diyabeti tanısı kondu. Bir hamile olarak,  üstelik de tatlıyı çok seven biri olarak bu durum beni oldukça sarsmıştı. İnsülin yapmak ise tam bir işkenceydi. İnsanın kendine iğne yapması tam bir delilik diyordum. Dakikalar sürüyordu iğneyi kendime yapmam. Her iğnede ağlanır mı, ben ağlıyordum. Tek tesellim gebelik ile bu illetten kurtulacak olmamdı. (Murphy Yasası tam da o an devreye girmiş meğer de haberim yokmuş 🙂 )

Gebelik bitince normal hayatıma geri döndüm. Hatta tatlıya olan düşkünlüğümü işe dönüştürmeye karar verdim. Sipariş üzerine çikolata ve cupcake yapıyordum. Tam o sıralarda doğumun üzerinden yaklaşık dokuz ay geçmişken birden inanılmaz su tüketmeye başladım. Ki fazla su tüketimi olmayan ben suya aşık olmuştum sanki. Bu kadar lezzetli miydi bu su diye diye içtim. İçtikçe doyamadım. Bu arada hızla da kilo veriyordum. Ödem atıyorum yaşasın, zayıflıyorum diye seviniyordum. Ama bir yandan da daha önce hiç olmadığı kadar kötü hissetmeye başladım kendimi. Çok çabuk yoruluyor, bebeğimi bile kucağıma alamıyordum, hiç gücüm yoktu, sürekli uykum vardı ve kalbim bana çok ağır geliyordu. Sık ve güçlükle nefes alıyordum.

Ailem ve ben bu duruma hiç anlam veremedik. Eşimin aklına geldi birden, şekerini ölçelim dedi. Kalan bir kaç çubuğum vardı. Ölçtüğümde ekrandaki rakam 445’ti. Ben cihaz arızalı dedim. Çünkü ben kan şekeri değerinin o seviyede olabileceğini bile bilmiyordum. Hemen doktorumu aradık, tahliller yapıldı ertesi gün.

Hb1Ac 11.6 çıkmıştı. Doktorum hemen  hastaneye yatmam gerektiğini söyledi. 3 gün hastanede kaldım. Serumlar, diğer yandan sürekli kanımdaki azot seviyesini takip için kal alınmaktan simsiyah olmuş kolum ile bebeģimden uzak, tam bir bilinmezlikte kaybolmuş, şaşkın ve çok korkmuştum. Ve sonrasında tip-1 tanısı koyuldu. İnanamadım, ağladım, isyan ettim. 37 yıldır gayet sağlıkla geçen hayatıma bir giyotin inmişti sanki. Geçecek bir meret de değil ki, dişimi sıkar dayanırım diyeceğim. Yaşam boyu olması darmadağın etti beni.

Sonra kabullendim. Aradan tam bir yıl geçti. Hala tam olarak sindiremedim. Zaman zaman güçlü bir hüzün dalgası ile sarsılıyorum. Hala gözüm insanların tabaklarında, pastane vitrinlerinde. Evet artık biliyorum alternatif tatlar yaratabileceğimi, lezzetle yiyeceğim yemeklerin de olduğunu. Ama iste bardağın o boş yanı fena çarpıyor bazen gözüme. Tesellim kontrolü mümkün bir hastalık olması.

Dileğim ve umudum tez zamanda bu hastalığın tedavisinin bulunması. Sizin paylaştığınız haberler  umudumu besliyor. Ve sizin sayenizde kendimi eskisi kadar yalnız hissetmiyorum. İyi ki varsınız!

Teşekkürler.

Sevgilerimle..

Eda Erdivan