Anasayfa Arşivler 2015 Mayıs

Aylık ArşivMayıs 2015

0 2.102 görüntüleme

20 temmuz 2008 Pazar günü….. Kızımız Nitsa henüz 2 yaşını yeni doldurmuştu…. Nitsa’ya diyabet teşhisi koyulduğu o gün, benim, eşimin, tüm aile fertlerinin ve en çok da Nitsa’nın tüm hayatı birdenbire değişiverdi….. Amerikan Hastanesinin acil servisinde, ufak tefek kara gözlü doktor hanımın sesi hala kulağımdadır…. kızımızın kan şekerinin 536 ölçüldüğü, Tip 1 diyabet olduğu ve ömür boyu insulin iğneleri ile yaşaması gerektiğini söylemesi, işte o anı asla unutmadım…

Aradan koskoca 7 yıl geçti. Ne mi oldu, çok şey….Hayır artık o kadar karamsar değilim.

“Diyabet” denildiğinde ben de herkes gibi bunu yaşlılarda olan nam-ı değer “şeker hastalığı” sanırdım… Biz diyabet yakınları ve diyabetliler “şeker hastalığı” lafından hiç hoşlanmayız. Diyabet bizim için artık bir hastalık değil, birlikte yaşamasını öğrendiğimiz bir arkadaş gibidir. Ben de, Diyabet hastalığının 2 türü olduğunu ve çocukluk çağında da Tip 1 olarak ortaya çıkabileceğini işte o gün öğrendim…

Tıpkı diğer aileler gibi bizim de dünyamız karadı…”Neden biz ?” diye kendimize sorup dururken, bir yandan da var gücümüzle yeni duruma adapte olmaya çalışıyorduk. Yaklaşık 10 günlük hastane tedavisi ardından, insulinlerimiz, glukometremiz* ve Tip1 diyabetimizle baş başaydık.

Yıllardır çalışan bir kadın olarak öncelikle işime ara verdim. Ne mi hissettim? Berbat….İlk aylar biraz isyan, biraz karamsarlık, çokça da kendimi dış dünyaya kapatmakla geçti. Çok sevdiğim dostlarımın telefonlarını açamaz oldum. Kimseyle konuşamaz derdimi anlatamaz oldum…..Kimsenin beni anlayamayacağını düşündüm, umutsuzdum. Beni en çok yaralayan ise bize her yerde acıyarak bakan gözlerdi…

Ah ne yazık, daha çok küçük, vah vah vah… işte bu cümleleri duymamak için kendimi dış dünyaya kapattım…

Sonra biraz sosyal medya biraz da o dönemde bize çok emeği geçen sevgili diyetisyenimiz ve sevgili doktorlarımız sayesinde, aslında yalnız olmadığımızı bizimki gibi yüzlerce, hatta dünyada binlerce Diyabetli çocuk olduğunun farkına vardım. Bu ruh halimin ne bana ne de sevgili yavruma bir faydası yoktu. Toparlanman lazım dedim kendi kendime…

Karbonhidrat sayımı ve insulin uygulamalarını biraz yoluna koyduktan sonra Nitsa ile gündüzleri ilgilenecek birini bulmakla işe başladık. Bir süre sonra da işime geri döndüm. Bu noktadan sonra sanki hayatımız normalleşmeye başladı. Bu süreçte ailemizin, özellikle büyükannelerin ve sevgili dostlarımızın rolü büyüktür. Tabii diyabet teşhisinden tam 4 yıl sonra gelen evimizin neşesi oğlumuz afacan Ronen’i de unutmamak gerekir…..

İnsulin dozları, karbonhidrat sayımları derken, fark ettiğimiz en önemli şey diyabette sürekli öğrenmemiz, kendimizi geliştirmemiz gerektiği oldu. Kızımız çok küçüktü… biz okuyacak, , öğrenecek ve kızımıza faydalı olacaktık….

İşte bu yüzden eğitimin özellikle de ailelerin eğitilip bilinçlendirilmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Unutmayalım ne kadar çok bilgi edinirsek, çocuklarımıza o kadar faydalı oluruz…diyabeti yok edemesek de iyi yöneterek onu yenebiliriz….

Günlük rutinimizde açlık ve tokluk kan şekeri ölçme, yediği öğünlerden sonra karbonhidratlarını sayarak insulin dozu uygulama artık son derece sıradanlaştı. Nitsa’cık bu işi o kadar normal kabul ediyordu ki, 3 yaşındayken bana “Anne senin pıtın nerde” diye sorardı…. Pıt, kan şekeri ölçümü için aramızda kullandığımız özel bir şifre 🙂

Biz diyabet anneleri sanki 7/24 çalışan yapay pankreas gibiyizdir. Her an tetikte, her an gözümüz telefonda…..24 saat mesai yapan bir hemşire gibiyiz biz…..Her gece saat 3te çalan alarmımız, ya da biyolojk saatimiz vardır…Bazen karbonhidrat hesabını araba kullanırken bile yapabilen bir hesap makinesi oluruz, bazen besin değerlerini ezbere bilen karbonhidrat cetveliyizdir.

Hepimizde bir dijital tartı hassasiyetinde göz kararı vardır…Biz diyabet anneleri belki de özel bir donanımla geliyoruz bu dünyaya, yavrumuzu koruma içgüdüsüyle her şeye yetiyoruz, ya da yetmeye çalışıyoruz…

Peki hiç mi artısı yok bu diyabetin, olmaz olur mu?

Lolipop yeme alışkanlığı olmayan Nitsanın dişlerinde hiç çürük yok mesela , kendi sorumluğunu taşımayı daha çabuk öğrenmesi de cabası.
Onun açısından düşünürsek, zaman zaman nazlanmak için güzel bir bahanesi de var 

Biz diyabeti yenenlerdeniz. Nitsa bugün 9 yaşında, o çok bilinçli, kendini bilen, kendi diyabetini şimdiden yönetebilen bir genç kız adayı.

Tabaklarca pasta yememesi haricinde diğer arkadaşlarından bir farkı olmadığını görüyor ve mutlulukla izliyorum. Hani soruyorlar ya bazen “çikolata yiyebiliyor mu! yazııık” evet yiyor meraklanmasın kimse.

Aktivite, oyun, spor, dans…diyabet bunların hiçbirine engel değil. Yeter ki doğru yönetelim, yeter ki bilinçli olalım. Yeter ki dışarı çıktığımızda insanlar bize acıyarak bakmasın, bizi umutsuzluğa sürüklemesin…

Sevgiler

Rina Altaras Darsa

Kaynak: http://kosuyoluplus.com.tr/bir-diyabet-annesinin-kaleminden/

0 1.554 görüntüleme

Bölge içi Rotasyon

Sık sık aynı noktaya enjeksiyon yapmak bu bölgede doku hasarına ve buna bağlı olarak kızarıklık, morarma, ağrı ve yağ dokuda komplikasyonlara (tahribatlara ve yan etkilere) neden olur. Bu durumun önüne geçmek için iki enjeksiyon noktası arasında en az 1 parmak ( 1cm ) boşluk bırakılmalıdır ve rotasyon uygulanmalıdır.

Sürekli aynı noktaya enjeksiyon yapmak ve doğru rotasyon uygulamamak enjeksiyon noktalarında yumru şeklinde oluşumlara (lipohipertrofi) neden olur.

bölge içi rotasyon

bölge içi rotasyon

 

Kaynak: BD Hasta Rehberi 2015

Bu rehber aşağıda isimleri yer alan dernek ve kuruluşların koşulsuz katkılarıyla insülin kullanan tüm diyabetli bireylerin hizmetine sunulmaktadır.

Turkiye Diyabet Vakfı

Turk Diyabet Cemiyeti

Cocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği

Cocuk ve Adolesan Diyabetikler Derneği

Diyabet Hemşireliği Derneği

Turkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği

Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği

Metabolik Sendrom Derneği

Turk İc Hastalıkları Uzmanlık Derneği

Tip1 Diyabetliler Derneği

Diyabetle Yaşam Derneği

Becton Dickinson Diyabet Bolumu

Dernekler adına rehbere destek verenler:

Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva, Prof. Dr. Şukru Hatun, Prof. Dr. Hulya Gunoz, Prof. Dr. Sait Gonen, Prof. Dr. Aytekin Oğuz, Prof. Dr. Serhat Unal, Esra Avcı, Emine Alemdar

 

2 2.054 görüntüleme

Kantaron yağı hakkında sizlerle daha önce bilgi paylaşmıştım. Parmak Kenarlarımız İçin Sarı Kantaron Yağı başlıklı yazımızda özellikle parmak kenarlarımızı kan şekeri ölçümü için deldikten sonra oluşan minnacık deliklerin iyileşmesine nasıl fayda sağladığından bahsetmiştim.

Geçtiğimiz seçim döneminden sonra İpek Hanım’ın Çiftliği’nden (Kurucusu Pınar Kaftancıoğlu) herhangi bir ürün almayacağıma dair kendi kendime söz vermiştim. Sebebini sormayın 🙂 Öyle bir karardı. Ancak bazı şeylere ulaşmada sorun yaşamaya başlayınca tekrar sipariş vermeye başladım İpek Hanım’ın Çiftliği’nden.

Özellikle banyo sonrası kuruyan ve pul pul olan cildimi nemlendirmek için adam akıllı bir şeylere ihtiyacım vardı. Market ya da eczanelerden aldığım ürünler beni çok mutlu etmiyordu. İpek Hanım’ın Çiftliği mail grubuna tekrar üye olunca sipariş listesinde özellikle Yağlar ve Tentürler bölümüne dikkat kesildim. Bebek Yağı ve Kantaron Yağı sipariş etmeye karar verdim.

Sipariş listesinde olduğu gibi paylaşıyorum sizlerle.

Bebek Yağı (adet 100 ml) : 12 TL   Badem yağı, susam  yağı, nergis yağı ve aynisefa ile yapıldı. Torunum  ”Mavi Hanım” için yaptım. Ve tabii İpek için:)

Kantaron Yağı (adet) : 15 TL  250 gramlık şişelerde. Sarı kantarondan. Ne kadar çok elinizde eskirse o kadar değerleniyor. Balkonunuzda güneşte bekletebilirsiniz. Mutlaka güneşte dursun.

Her iki ürün de muhteşem. Özellikle bebek yağını sürdükten sonra ortaya çıkan koku bir harika 🙂 Kantaron yağının ise bu halini görmek ayrı bir mutluluk veriyor 🙂

Nasıl sipariş veririz diye soranlar mutlaka olacak. Google’dan İpek Hanım’ın Çifliği diye aratırsanız nasıl sipariş vereceğiniz ile ilgili bilgi sahibi olabilirsiniz.

1 1.449 görüntüleme

İnsülin tedavisiyle birlikte kan şekeri değerleri ve ketozis durumunun düzenli takip edilmesi DKA’nın önlenmesini sağlayabilir. Bu sebeple, ölçüm ve takip alışkanlıklarının geliştirilmesi bu konuda önemli rol oynamaktadır.1

Her ne kadar kan şekeri ölçümü Tip 1 diyabetlilerin günlük diyabet yönetimlerinin ayrılmaz bir parçası olmuşsa da, hiperglisemi tek başına diyabetik ketoasidozun şiddetini gösterecek bir faktör değildir. Kan ketonu değerlerinin de mutlaka ölçülmesi gerekmektedir.1

Peki, diyabetliler DKA’yı farketmek ve önlemek için nasıl önlemler alabilirler?

RİSK

Ketoasidoz riski altında olabileceğiniz zamanların farkında olun.

Bütün diyabet hastaları için riskli olan ilk durum, bir enfeksiyon veya akut hastalık nedeniyle hasta olmalarıdır. Enfeksiyonla savaşması için oluşturulan stres hormonları ketozis sürecini tetikleyecektir. Tip 1 diyabetli hastalarözellikle bu durumda risk altındadır. Tip 2 diyabetli hastalarda ise genelde böyle bir hastalık durumuyla başa çıkacak miktarda insülin mevcuttur ancak bu miktarın yetemediği düzeyde akut bir hastalığı veya enfeksiyonu olduğunda, bu hastalarda da ketoasidoz meydana gelebilir.

İkinci risk ise, Tip 1 diyabetli hastalarda insülin enjeksiyonu unutulduğunda veya insülin pompası düzgün çalışmadığında ortaya çıkar. Ketozis başlaması için birkaç saat bile yeterli olabilir. Aşırı düzeyde keton olduğunda egzersiz işe yaramayacaktır. İlk önce insüline ihtiyacınız vardır.

NASIL MÜDAHALE EDİLİR?

Teste ilişkin öneriler ilk belirti ve semptomları fark etmenize ve zamanında müdahale etmenize yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

DKA oluşumunu engelleyin ve acil servise gitmekten kurtulun! Başta Tip 1 diyabetliler olmak üzere, bütün diyabet hastaları, aşağıdaki durumlarda keton düzeylerini nasıl test edeceklerini bilmelidir:

  • Bir enfeksiyon veya nezle nedeniyle hasta olduğunuzda
  • Duygusal veya fiziksel anlamda yoğun stres altında olduğunuzda
  • Kan glukoz düzeyiniz sürekli yüksek olduğunda (300 mg/dl’den yüksek)
  • Ketoasidoz semptomları olduğunda
  • Doktorunuz test yapmanızı önerdiğinde
  • Gebelik sırasında

Hastalandığınızda Dikkat Etmeniz Gerekenler:

  • Her zaman insülin veya diğer diyabet ilaçlarınızı doktorunuzun önerdiği şekilde alın.
  • Kan şekeri ve keton düzeylerinizi, gün boyunca her 2 ila 4 saatte bir kontrol edin. Kan keton düzeyiniz 0.6 mmol/L veya üstündeyse insülin dozunu ayarlamak için doktorunuzu arayın.
  • Kan şekeri düzeyiniz 300 mg/dL’nin üzerindeyse, kanınızda aşırı miktarda keton mevcut demektir ve insülin almanız gerekecektir. Doz ayarlama için doktorunuzu arayın.
  • Kusuyorsanız veya kan keton düzeyiniz 3.0 mmol/L’nin üzerindeyse hemen doktorunuzu arayın veya acil servise gidin.
  • Susuz kalmaktan kaçının. Her 15-30 dakikada bir, şeker içermeyen içecekler, çay veya çorba gibi az miktarda sıvı tüketmeye devam edin.

kan ketonu

Kaynak: http://www.hayatcokdegerli.com/

Hayat Çok Değerli Kulübü Facebook Sayfası’nı Takip Etmek İçin

 

 

0 2.520 görüntüleme

Bölgeler Arası Rotasyon

Aynı saate aynı bölgenin kullanılması en çok tercih edilen yöntemlerdendir. Bu yöntemde her bir enjeksiyon zamanı için bir bölge belirlenir (örneğin; sabahları karın, öğlenleri kol, akşamları uyluk ve yatma zamanında kalça gibi) ve her gün bu kural tekrar edilir. Kalça kullanılmayacak ise yatmadan önce yapılan insülin de uyluktan yapılabilir.

Eğer günde tek doz ya da iki doz insülin kullanıyorsanız enjeksiyon bölgenizi haftalık değiştirebilirsiniz. Bu enjeksiyon yönteminde enjeksiyon bölgesini bölerek kullanmak oldukça önemlidir. Örneğin karın bölgesini dörde bölerek her hafta bu bölünmüş alanlardan biri içerisine enjeksiyon yapılması ve saat yönünde ilerlenmesi önerilir. Böylece 4 hafta sonunda tekrar başlangıçtaki alana gelindiğinde bu alan tamamen iyileşmiş olur. Aynı zamanda enjeksiyon bölgelerinin sağ ve sol taraflarının dönüşümlü kullanılması gerekir (örneğin; önce sağ sonra sol kol, önce karnın sağ tarafı sonra sol tarafı gibi).

bölgeler arası rotasyon

bölgeler arası rotasyon

 

 

Kaynak: BD Hasta Rehberi 2015

Bu rehber aşağıda isimleri yer alan dernek ve kuruluşların koşulsuz katkılarıyla insülin kullanan tüm diyabetli bireylerin hizmetine sunulmaktadır.

Turkiye Diyabet Vakfı

Turk Diyabet Cemiyeti

Cocuk Endokrinolojisi ve Diyabet Derneği

Cocuk ve Adolesan Diyabetikler Derneği

Diyabet Hemşireliği Derneği

Turkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği

Diyabet, Obezite ve Beslenme Derneği

Metabolik Sendrom Derneği

Turk İc Hastalıkları Uzmanlık Derneği

Tip1 Diyabetliler Derneği

Diyabetle Yaşam Derneği

Becton Dickinson Diyabet Bolumu

Dernekler adına rehbere destek verenler:

Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva, Prof. Dr. Şukru Hatun, Prof. Dr. Hulya Gunoz, Prof. Dr. Sait Gonen, Prof. Dr. Aytekin Oğuz, Prof. Dr. Serhat Unal, Esra Avcı, Emine Alemdar